banner114

Ne iş yapıyorsun abi?”    Yazıyorum.”     Yazıyorum derken...”      “Bildiğin şeyler; köşe yazıları, roman, tiyatro vesaire...”   “He, anladım abi...”

Böyle başlamıştık.  Ayakkabı boyacısıydı ve anlaşılan soracak çok şeyi vardı. Anlatacak da...   “Şimdi abi sen -yazıyorum- dedin ya...”    “Evet.”    “Hani ben de diyorum ki bunları da yaz.”       “Neleri?”           “Şimdi meselâ bu Yunanistan’ın Almanya’ya çok borcu var ya...”     “Öyle...”     “Borcu mukabilinde Girit'i versinler.”      “O da nereden çıktı?”      “Öyle düşündüm... Şimdi böyle boya çekerken ayakkabılarına aklıma geldi birden bire... Zaten bu Yunanlılar yüz yıl daha çalışsalar borçlarını ödeyemezler. Önce Girit'i versinler, ardından da Rodos’u...”       “Yani böyle düşünüyorsun?”     “Evet. Doğrusu da bu zaten. Madem adaları bedava almışlar, parça parça versinler. Almanlarda para bol, Rumlarda da ada.”

Yani şöyle diyorsun, 12 Ada ile rahat 100 yıl idare ederler.”    “Taş mı attılar da kolları yoruldu. Bir ucundan başlasınlar satmaya... Zaten ürettikleri ne var ki? Bir kez geçmiştim oralardan... Bir zamanlar imkânlar el vermişti,  bakma şimdi ayakkabı boyuyoruz burada... Say say bitmez adaları... Yani şöyle -sattım adasını- desinler, borç morç kalmasın, silsinler.”       “Ya yine para lazım olsa?”       “Dedik ya ada bol bunlarda... Almanlar da oralara çok düşkün.  Ver adayı, kurtar paçayı...”         “Sen bu adalar meselesine bayağı takılmışsın.”              “Aynen öyle abi...      “İyi de ya satmak istemezse komşu?”       “Paranın açamayacağı kapı olur mu ya da kapatamayacağı? Ben bazen -zorla olmasa güzellikle- derim. İşte o güzellik silahtır aslında. Cafcaflı cümle olur, para olur, füze olur...”         “Bir düşünsene... Adaları satan iktidar, bir daha iktidar yüzü görebilir mi?”           “İyi de para pul yok, perperişan olmuşlar. Parayı veren adayı çalar.”    “Dert ettiğin şeye bak. İdlib’i düşünsen iyi olur, Libya'yı...”         “İdlib’de barışın ‘b’si göründü gibi... Türkiye’yi test edenleri test ettik biz de... Bir gün İdlib için -Türkiye'nin kendine geldiği yer- diyecekler. Bugün bana sorarsan -ada- derim. Yeni meselemiz -ada meselesi- abi. Yaz bir kenara...”    “Ada derken? Bunun Kıbrıs’ı var, 12 Ada’sı var, Girit’i filan...”       “Bence hepsi masada olacak. Çünkü dünyanın gazı Doğu Akdeniz'den alınacak.”   “Yok, daha neler” diyecektim ki sustum.”                                                                                           

Boyacılar... Halkın nabzını tutanlar. Gerçekten ayaklı gazete onlar... 

İlk kez sosyal konulara bu denli farklı pencereden bakan bir boyacıyla karşılaşıyordum. Biraz uzaklaşınca sesini yükseltti yine, döndüm...  “Abi, sürekli ayakla ayakkabıyla işimiz olunca baştan haberimiz yok sanma. Benden söylemesi, yeni meselemiz -ada meselesi-...” 

Yoksa boyacı değil mi” diye düşünmedim de değil . Ayakkabılarıma baktım bir süre, sonra aklıma geldi. Dost başa, düşman ayağa bakarmış. “Kendimin düşmanı mıyım ne" diye mırıldandım. Kentin en işlek caddesine doğru yürürken biraz ferahlamıştım sanki. İdlib'den yavaş yavaş uzaklaştığımı hissettim, ‘Ada'ya yaklaştığımı...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.