banner114

Sayın Sağlık Bakanımız Dr. Fahrettin Koca Beyefendi, yoğun bakım servislerinde hasta ziyaretine imkân tanıyan genelge düzenlemelerini kamuoyuna açıkladı. Bu genelge sağlık hizmetlerinin insanileşmesi yönünde atılmış önemli bir adımdır.

Bugün birçok ülkede insanların sevdiklerinin ameliyatlarına veya yoğun bakım ünitelerine uygun şartlarda girmesi, yakınının elini tutarak ona psikolojik ve manevi destek vermesi mümkündür. Ülkemizde tabulaştırılmış bir hijyen anlayışıyla, ameliyathane veya yoğun bakım ünitelerine, hasta yakınları sokulmamakta veya ancak bir sağlıkçı tanıdık, yani torpil aracılığıyla ziyaret gerçekleşmektedir.  Bu yakınlık, ölmek üzere olan baba, kardeş veya çocuk olabilmektedir. Âdete yoğun bakım üniteleri ve bazı klinikler tıbbi hapishane koğuşlarına dönüşmektedir. Hastane yönetimleri, hasta yakınlarının, steril ortamlara veya yoğun bakım ünitelerine hastaya psikolojik ve manevi destek vermek üzere girmelerini sağlamalıdır.  Hastane yönetimleri, her şarta, hasta yakınlarının veya diğer profesyonellerin hastayla iletişime geçmesini sağlayacak önlemleri almalıdır.

2015 yılında, yoğun bakımda ölümü beklenen bir hastanın yurtdışından gelmiş oğlunun hastayı görememesi ve hastaya Kuran okunmasına izin verilmemesine şahit olmuştum. Bu olay üzerine “Yoğun Bakımlarda Kimsesiz ve Kuran’ sız Ölmek” başlıklı bir yazı yazmış ve o zaman bir internet ortamında paylaşmıştım. Şimdi o yazıdan bir kesiti sizinle paylaşıyorum. Sayın Bakanımızın sağlık hizmetlerini insanileştirme çabasını kutluyorum.

“İnsanoğlunun modern çağda inancı bilimdi. Pozitivizm, materyalizm, aydınlanma felsefesi ve daha birçok “izm” bize geçen yüz yıl boyu bunları anlattı. Çok büyük ve muhteşem tapınaklar oluşturdu. Kendince yeni ayinler düzenledi. Büyük laboratuarlar, işletmeler, eğlence ve alışveriş merkezleri, üniversiteler ve hastaneler yaptı. Bu merkezlerde yeni teknolojiler üretti, insan hayatına giren, yön veren… İnsanları şehir merkezlerine topladı, üst üste yığdı. Çelikten kuleler yaptı, insana organ nakletti, aya gitti, görüntüyü sesi ışık hızında taşıdı daha neler…

Fakat insanoğlunu bunlar doyurmadı, tatmin etmedi. Hep içerisinde bir yer acı çekti, pişmanlıklar peşini bırakmadı, her şeyi vardı ama hep boşluktaydı. Bütün bunlar ölümü öldüremedi, ruhunu tatmin etmedi, vicdanını susturamadı, gönlü mutmain olmadı. Sükûnetle dünyaya göz kapamaya yetmedi.

Bilimin öncülüğünü yapan batı, bu boşluklarında peşine düştü. İnsanı anlamak ve insana saygı duymak, inanç ve farklılıklara hayat hakkı tanımanın erdemini anladı, kendi sosyal yaşamında… Fakat bizim gibi taklidini yapanlar yeni yönelimleri anlayamadı. Yüz yıl önce elimize sıkıştırılanlara sıkı sıkı sarıldı. Şark pratikliği ve kurnazlığı da buna eklenince anlaşılmaz bir zihniyet dünyası ortaya çıktı.

Öyle ki, pozitivist kurumların içerisine inançlar giremezdi. İnanç afyondu ve dinsel olanın sosyal yaşam ve müesseselerde yeri yoktu. Bu anlayışla hastaneler inşa edildi, dev gibi… İnsan bu hastanelerde hem ölmekte hem de doğmaktaydı. Fakat, hem ölüm ve hem de doğum bilimsel olmaktan öte dinseldi. Hastasının fizyolojik ihtiyaçları kadar, inancıyla ilgili ihtiyaçları da vardı.  Pozitivist bu kurumlarda inanç ait olanlara yer yoktu. Bir zaman çok ünlü özel bir hastanede “prayer room” sorduğumda “yerleri olmadığını”, beş yıldızlı bir otelde sorduğumda “uluslararası oldukları için ibadet odası bulundurmadıklarını” söylemişlerdi. Şimdi hastanelere yasal zorunluluk getirildiği için ibadet yeri açılmış olsa da zihinler hala eski materyalist felsefeye göre çalışmaya devam etmekte...

Bilinci açık veya kapalı bir çok hasta bizim hastanelerimizin yoğun bakımlarında, enfeksiyon bahanesi öne sürülerek, (istenirse tedbir alınabilir ki -film seyredenler veya gidip görenler biliyor- batı hastanelerinde mümkün) yalnız kalmaktadır. Bilinci açık olduğunda sevdiklerini görmeden, belki vasiyetini söyleyemeden, bilinci kapalıyken bile sevdiklerinin varlığını yakınlığını hissetmeden yalnız, kimsesiz ve Kuransız ölmektedir. Halbuki hastanın dini teselli alma hakkı, saygı ve şefkat görme hakkı, onurla ölme hakkı olmasına rağmen, hem de inancımıza göre ölmekte olanın ruhunu rahatlatmak ve ölümü kolaylaştırmak, imanı hatırlatmak için kelime-i şahadet getirmek ve Kuran okumak gerektiği halde… Lütfen; yoğun bakımlarda insanlar kimsesiz ve Kuransız ölmesin.”

Saygıdeğer okuyucularım, 23 Mart 2017 tarihinden itibaren hiç ara vermeden her hafta yazdığım haftalık yazılarıma Eylül 2019’a kadar ara veriyorum. Eylülde yazılarımla tekrar aranıza dönmek dileğiyle, Saygılarımla….

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner108