Hedef Türkiye’nin kalkınması. Bu niyetle şöyle bir çarşı pazara girip, bakkalda, manavda, mağazalarda satılanların hangi ülkelere ait olduğunun bir çetelesini yapalım. Sanırım çetelemiz ciltleri dolduracak kadar kabarık olur. İğneden ipliğe, kullandığımız çoğu eşyayı ve ürünü döviz ödeyerek dışardan alıyoruz. Aldığımız çok, sattığımız ise az. Bence bu durumdaki bir ülke kalkınamaz. Hâlbuki Türkiye’miz kalkınmış çok ülkeden daha zengin kaynaklara sahip. Dünyada açlık tehlikesi olmayacak 7 ülkeden biri idi. Amma şimdi bu üstünlüğünü kaybetti. Kevun-karpuzdan tutun da meyvelerimizi, buğday, pirinç, nohut, mercimek, bakliyat, peynir, et, içecekler ve daha bir sürü gıda ile ilgili ürün dışardan geliyor. Yerli muz dururken, ithal muzu yiyoruz. Gümüşhane, Amasya elması dururken Fransa’dan ithal elma alıyoruz. Diyarbakır’ın o muhteşem karpuzu dururken İran karpuzunu alıyoruz. Hatta hatta, marula, soğana varıncaya kadar dışardan alıyoruz. Büyük marketlere gidin ve etrafı şöyle bir tarayın daha neler neler görürsünüz. Oyuncakta, giyimde, kozmetikte, alet ve edevatta hep dışarıya bağımlıyız. Fındığı yetiştiriyoruz, sağlıklı ambalajını İsrail’den satın alıyoruz. Terzimiz iğrenişi, ipliğini, matbaacımız; kâğıdını, boyasını, filmini hep dışardan alıyor. Dolara ve Euro’ya balı olan bul alımlarda, bir kıpırdanma fiyatları bir anda vuruyor ve hemen etiketler değiştiriliyor. Bayram geldi, misafirlere şeker, çikolata, tatlı ikram ettik. Baklavalar, kadayıflar açıldı, sütlaçlar yenildi, çaylar-şerbetler içildi. Devamlı bir şeker kullanımı varken biz tutup vatan sathına yeten fabrikalarımızı sattık ve şimdi dışardan şeker ithal ediyoruz. Bunun mantığını anlamış değilim. Ülkede pancar ziraatı öldürüldü, pancar nakliyatı durdu, fabrikalarda çalışan binlerce vatandaş işsiz kaldı, bütün bunlar yetmemiş gibi sağlıksız şeker için dışarıya döviz ödeyip duruyoruz. Ülkemizde yetiştirilirken ve yetiştirebilinecekken dışardan döviz ödeyerek her türlü alım, vatanın asli hizmetlerini geriye bırakır. Güç ve imkânlar böylesine gereksiz tutum yüzünden tüketilirse önemli hizmetlere güç kalmaz. İlâç mafyasından da az çekmiyoruz. Tıpla ilgili yığın yığın fakültelerimiz var amma, kullandığımız çoğu ilaçlar ve bütün aletler dışardan geliyor. Bizde yok diye korkunç fiyatlarla alınan ilaçlar ve aletler bizi derinden derine düşündürmelidir. Buluşu ve icadı olmayan bunca fakülte ve yüksek okul ne işe yarar bilmem. Beceriksiz kuru kalabalıkları mezun etmenin bu memlekete ne faydası var? Anadolu’nun toprağı boş, ekilmemiş, insanı toprağı işlemekten soğutulmuş, ziraat öldürülmüş, hayvancılık yok edilmiş, bakışlar hep dışarda. Dışarıya bakmanın ve dış ülkelere bağımlı olmanın çeşitli bedelleri var ve biz işte karşımıza dikilen tavırlar bu bedelleri ödüyoruz. Lâfa geldiği zaman “bir Türk Dünyaya Bedeldir” diyoruz da, böyle olabilmenin gereklerini yerine getirmiyoruz. Silkinmemiz, öze ve cevhere dönmemiz, kendi kültür değerlerimize sahip çıkarak kendi yağımızla kavrularak kalkınmanın yollarını bulmamız gerekir. İşte o zaman gerçek vatandaş olmanın erdemini yaşamış oluruz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner89