Hani bir belirsizlik var ya…

Yol uzun, yolculuk meşakkatli.

Elimiz tam kaleme gidecek, klavyeye dokunacak, “yazsam ne olacak” cümlesi devleşerek üstümüze üstümüze gelince bir tereddüt yaşıyoruz.

Oysa bu dünyada söyleyecek sözü olan söylesin.

Yazılacak yazısı olan yazsın.

***

Brezilya’nın Sao Paola şehrinin Favele adlı gecekondu semtinde "yaşamaktan daha zor bir şey yoktur" diyen Carolina Maria de Jesus, şehir çöplüğüne her gidişinde bulduklarını defterine yazmasaydı gecekondularda çekilen acıları destansı şekilde anlatan ve günümüze kadar milyonlarca baskısı yapılan Çöplük olmayacaktı.  

Boşandıktan sonra bebeğine bakmakta zorlanan ve devlet yardımı alan,

İlk iki romanını gömdükten sonra yeni romanını yazmaya karar veren J. K. Rowling,

yayınevleri tarafından defalarca reddedildiğinde pes etseydi Harry Potter ortaya çıkmayacaktı.  

***

Yahudi olduğu için Almanlar tarafından, Almanca konuştuğu için de Çekler tarafından sevilmeyen, çok kötü bir çocukluk dönemi geçiren,

Yaşarken yalnızca bazı öyküleriyle Dönüşüm adlı eseri yayınlanan,

Yazarak yaşayabildiği halde iyi bir yazar olamadığını düşünüp tüm günlüklerini, notlarını ve eserlerini, ölümünden sonra yakılması için en yakın arkadaşı Max Brod’a veren,

Her devrim gün gelir buharlaşır, ardında yapış yapış bir bürokrasi kalır” diyen,

Kırk yaşında veremden ölen, Prag denildiğinde ilk akla gelen ve müzeye dönüştürülen evi mutlaka ziyaret edilen dünya edebiyatının en önemli ismi Franz Kafka

***

Dilek Üğüden, ‘Bugün Başyapıt Sayılan Ünlü Eserlerin Yayınevleri Tarafından Reddedilme Hikâyeleri’ adlı araştırmasında;

Dünyanın en çok okunan fantastik romanlarından J. R.R. Tolkien’in eseri ‘Yüzüklerin Efendisi’ gönderildiği ilk yayınevi tarafından, Adam Fawer’in satış rekorları kıran ‘Olasılıksız’ı da 50 yayınevi tarafından “satılması çok zor” denilerek…                                                                                                                                           Margaret Mitchell’in günümüzde de popülerliğini koruyan ‘Rüzgar Gibi Geçti’ adlı eseri, “kimse iç savaşı anlatan bir romanı okumaz” diye reddedilmiş.                                           

***

Yazmak için çok sayıda gerekçe sıralayabiliriz.

Yazmamak için de…

Fakat engeller ne kadar zorlu olursa olsun pes etme hakkımız yok.

Yazdıklarımızı beğenmeyebilir, çöpe atabilir ya da kenarda köşede beklemesine göz yumarak eski bavullarda valizlerde yıllar yıllar sonra ortaya çıkabiliriz.

Eğer edebiyat yolculuğu bize iyi gelecekse…

Hayallerimizle birlikte yaşadıklarımız da kâğıda dökülecekse bu yazıyı okurken işe başlayabiliriz.

***

TÜİK verilerine göre günde 6 saati televizyona, 3 saati iletişime, 1 dakikayı da kitap okumaya ayırıyormuşuz.

En son TÜYAP İstanbul’da yaşananlara tanık olunca ümitlendik çünkü izdiham kitap yüzündendi.

Henüz ölçülmesi mümkün değil ama biz yine de “yazsam ne olacak” demeyelim.

İçimizde kalmasına, toprak olmasına izin vermeyelim.

Nefes almak, resim yapmak, şarkı söylemek gibi bir şey…

Ya yazalım ya da yazıp çizenler için yeni Max Brod olalım.

Kim saklarsa saklasın hazine avcısı gibi onları gün ışığına çıkaralım.

Yolculuk başlasın yoksa sizin hâlâ yazma saatiniz gelmedi mi?                                      

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Gülten Gençer 4 ay önce

Yıllarca yazdığım şiirleri kendime sakladım

banner89

banner37