Bugünü kurtarmak daha çok ekonomik faaliyetlerle, yarını kurtarmak ise gençlerin eğitimiyle mümkündür. Ülkemizin en büyük yarın garantisi genç nüfusudur. Bu genç nüfusun yarını tasarlaması ve yapılandırması eğitim sürecinde kazandığı zihniyet, bilgi ve görgüye göre şekillenir.

Mevcut eğitim sistemimiz gençleri sınıflara ve sınavlara hapsederek eğitmeye çalışmaktadır. Neredeyse çocuklarımızın bütün gençlikleri bu mekânlara sıkıştırılmış durumda. Çok uzun ve gereksiz eğitim sürelerinde, gençlere, internetten kolayca bulabilecekleri bilgileri öğretmekle meşgulüz. Üniversite eğitiminde bile bütün bölümlere, hala Türk Dili, İnkılap Tarihi dersleri veriyoruz. Bu başarısızlığımızın ilanı değilse nedir?

Ortalama eğitim almış hiçbir öğrencimiz bir yabancı dili konuşamıyor, bir müzik aleti çalamıyor, bir sanat veya spor dalını hayatının içerisine koyamıyor.  Sorun sınav sistemi ve soruların nasıl sorulduğuymuş gibi bu konular üzerinde duruluyor. Çoğu yetkili sınav sistemini bir genelge ile değiştirerek başarılı olacağını düşünüyor. Sorun sadece bir-iki saatlik sınavlar olmamalıdır. Sorun çok daha derindir.

Öncelikle üniversite öncesi eğitimde; iki artı, üç çarpı dört formülü gereğinden fazladır. Yerine bir artı, dört, üç, üç formülü yeterlidir. Gençlerimizin %60-70’inin (İmam-hatiplerde akademik eğitim sayılır) akademik eğitim alması külliyen yanlıştır. Tam tersi olmalıdır. Orta öğretimdeki her genç bir meslek kazanmalıdır. Eğitim üniversite dahil yirmi yaşına geldiğinde bitmelidir. Yıl, hafta ve gün içerisinde de eğitim süreleri azaltılmalı, gezi, uygulama ve görgü aktiviteleri artırılmalıdır. Onbeş yaşından itibaren her genç, zengin olsun-fakir olsun, haftada bir-kaç gün kısa sürelerle de (2-4 saat) olsa bir işte çalışmalı, bir harçlık kazanmalıdır.

Bu gün işlerin başında 1970-1990’lı yıllarda eğitim almış kişilerin bulunduğu düşünüldüğünde, 2030-2050 treninin eğitim sistemimizin içinden hızlıca geçtiği hesaplanabilir. Biz hala bir önceki yüzyılın propaganda anlayışıyla geliştirilmiş olan ideolojik söylemleri tartışmaya devam etmekteyiz. Bununda niçin devam ettiği işbaşındakilerin eğitim yıllarından anlaşılmaktadır.

Dünya giderek küçülmüştür. Artık sadece yan mahalleyi, köyü veya ilçeyi bilmemiz hayatı anlamaya yetmemektedir. Gençlerin eğitim süreleri içerisinde ülkemizi ve dünyayı görmesi gerekir. Çok okuyan aklında kaldığı kadar soyut bir şeyler bilir. Onları bir araya getirdiğinde gerçek etmez. Çoğu zaman doğru parçaları doğru yere koyamazsın bile. Halbuki, vuku bulmuş bir gerçek, gerekli bütün şartların bir araya gelmesiyledir. Baktığın her yönden farklı bir şey görürsün, toplamda bütünü anlarsın.

Mesela, Çanakkale savaşını teorik olarak anlatmak, hamaset cümlelerinden öteye gitmez. Fakat Çanakkale savaş alanını gezerek savaşılan yerleri göstererek anlatmak, savaşın akılda gerçekçi canlanmasını sağlar.  Sanayi devrimini anlatmak, bir takım isimler, tarihler ve kavramlardan ibarettir, ama bir bilim müzesinde öğrencileri gezdirerek anlatmak çok farklıdır. Dolayısıyla gezip-görmek, yapılanı, yapılabilecek olanı, farklılıkları, üstünlükleri görmeyi, karşılaştırmayı ve idrak etmeyi sağlar.

Gençlerimizin mümkünse her biri, değilse önemli bir oranı lise veya üniversite eğitiminden sonra bir-iki yıl dünyayı gezmelidir. Asgari ihtiyaçlarını karşılayacak kadar bir harçlıkla, onları değişik dünyalara göndermek ve zenginleşmiş olarak dönmelerini sağlamak gerekir. İsterlerse dil öğrensinler, çalışsınlar, eğitim alsınlar, isterlerse sadece gezip tozsunlar.

Hiçbir iş, kendisiyle ilgili toplumsal ve stratejik kararları, sadece o iş erbabının alacağı kadar izole değildir. Eğitimde öyledir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner108