Ülkemiz genç nüfusu ile geleceği ümit dolu bir ülkedir. Ümidin gerçeğe dönüşmesi için genç nüfusun iyi eğitilmesi, üretken hale getirilmesi gerekir. Bu nedenle anasınıfından üniversite eğitimine kadar her aşama çok önemlidir. Son dönemde bilimsel gelişme, ürün geliştirme, inovasyon ve teknolojik gelişme açısından yükseköğretim çok daha önemli hale gelmiştir.

YÖK istatistiklerine göre, ülkemizde 2018 yılı itibariyle 129’u devlet ve 77’isi (5’i MYO) vakıf olmak üzere toplam 206 üniversite bulunmaktadır. Bu üniversitelerde her yıl 4 milyon 200 bin lisans, 2 milyon 700 bin önlisans, 450 bin yüksek lisans ve 100 bin civarında doktora öğrencisi okumaktadır. Bu öğrencileri yetiştirmek üzere, 25 bin profesör, 15 bin doçent, 38 bin doktor öğretim üyesi ve toplamda 160 bin akademik personel hizmet vermektedir.

Her yıl üniversiteli olmak üzere 2 milyonun üzerinde kişi üniversiteye geçiş sınavına başvurmakta, 500 bin lisans, 350 bin önlisans kontenjanı içerisinden tercih yapmaktadır. Bu yıl itibariyle 400 bin lisans ve 300 bin önlisans programına sınav sonucu yerleştirme yapılmıştır. Büyük bir sistem…

Bu sistemin, doğası gereği, kronik ve akut birçok sorunları vardır. Bu sorunların başında öğrenci kalitesinin giderek düşmesi, en iyilerin tercih ettikleri bölümler, boş kalan kontenjanlar, mezun enflasyonu, mezunların istihdam sorunları… Bakış açısına göre bu sorunların adlandırmaları ve sayıları değişebilir. Fakat temel sorun, ülkenin yüksek öğretimine yansıyan, 20-30 yıllık, eğitimli işgücü ihtiyacı planlamasının olmaması ve yerleştirmelerin buna göre yapılmamasıdır.

Her yıl üniversitenin değişik bölümlerine giren öğrencilerin giriş puanları düşmektedir. 2010 yılında 330-380 puan bandında öğrenci alan bir bölüm bu gün 200-280 puan bandında öğrenci almaktadır. Öğrencilerin seviyesi düştükçe, bölümün gerektirdiği eğitimi vermekte zorlaşmaktadır. Giderek birçok bölüm, teknisyen-tekniker eğitimi alması gerekenlere lisans veya mühendislik eğitimi vermeye çalışmaktadır. Sınavda dört-beş matematik sorusu çözemeyen veya 30-40 neti olmayan kişiler lisans veya mühendislik kazanabilmektedir. Çözüm için, lisans kontenjanları düşmeli, ön lisans kontenjanları katlanmalıdır. Bazı alanlara getirilmiş olan sıralama sınırlaması genişletilmeli ve geliştirilmelidir.

Batıya yeni üniversiteler ve bölümler açıldıkça, Ankara’nın doğusu boşalmaktadır. Akademik kadrosu ne kadar güçlü olsa da sonuç değişmemektedir. Öğrenci tercihleri kaliteden ziyade şehir ve bölge esaslıdır. Her ile bir üniversite projesi giderek kan kaybetmektedir. Öncelikle üniversite ve öğretim elemanı azlığı nedeniyle başlatılmış olan ikinci öğretim uygulaması kaldırılmalıdır, ihtiyaç kalmamıştır. Ankara’nın batısı ve doğusunda akademik kadrosu yeterli olan her bölümünün öğrenci almasına imkân verecek şekilde kontenjan ayarlamasına gidilmelidir. Bölümler öğrenciyle güzeldir.

Gözden kaçan bir sorunda, sınavda ilk 10 bin içerisine giren en iyilerin, temel bilim, girişimcilik, teknoloji geliştirme ve inovasyon alanlarını değil de, iş garantisi arayışıyla devlet memurluğu veren bölümleri tercih etmeleridir. Bunu tersine dönüştürecek mekanizmalara ihtiyaç vardır.

Ne kadar liberal düşünürsek düşünelim, sağlık ve eğitim serbest piyasaya bırakılamaz, mutlaka makro planlama dâhilinde şekillenmesi gerekir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Erdal Taha Aydoğdu 1 hafta önce

Hocam, tespitleriniz kesinlikle dogru.. Ankaranın dogusundaki Üniversitesi ler yakında öğrenci bulamayabilir.. İkinci öğretim kapatılmalı ve batıdaki üniversite lerin kontenjanları düşürülmeli..

banner89

banner37