banner114

Bazen haksızlık ederiz kendimize…

Haksızlık ettiğimizi düşünürüz. Küçük görürüz, minicik, mini minnacık…

Geçenlerde bir arkadaşım anlattı.

Müzikle arası çok iyi değil ama kanalları dolaşırken… Bir klip, takılıp kalıyor işte…

Henüz sözler başlamadığından merak da ediyor. “Güzel klip” diyor…

Kendi kendine “adamlar yapıyor” diye de beyninin tavanına yapıştırıyor son cümleyi.

Sözler başlıyor ki Türkçe… Utanıyor söylediklerinden, düşündüklerinden…

***

Başkalarına dil dökersin, bir şekilde ikna edersin.

Sıra kendine gelince “ıhhh”, bir arpa boyu yol gidemezsin.

Sert kayaya çarpmışsın. Hiç tanımamışsın ‘seni’…

İnatçı mı inatçı, kaçak güreşen, fırsatçı…

Kurduğun cümlelerden cımbızla çekip alır işine yarayanları…

Nedir bu Türk’ün Türk’le imtihanı?

Öyle sorular sorar ki cevap bile veremezsin.  

***

Zaman zaman hak verirsin içindeki sese… “İyi ki dinlemişim” dersin.

Fakat çoğunlukla deli doludur, biraz da agresif…

Seninle nefes alan, adım atan müzmin muhalifle nereye kadar?

Her gördüğüne duyduğuna bir kulp bulan...

Kim işlerimize taş koyuyor, engelliyorsa…

Odur işte, içimize yerleşmiş, yerleştirilmiş düşman.

***

Bir şey daha…

Hemen “aferin” demeyi, ‘iyi’, ‘pekiyi’ vermeyi bir süreliğine unutalım.

‘Orta’nın, ‘geçer’in, yeri gelince de ‘zayıf’ın suyu mu çıkmış?

Sıradan sayılabilecek bir fikri, ‘harika’yla boğmayalım.

Ara sıra kendimizi üzerken içimizdeki ‘ben’i de ihmal etmeyelim.

***

Ömrümüz, olumsuzlukların listesini tutmakla geçtiğinden…

Bir türlü kendimize güvenmeyi, gurur duymayı öğrenemiyoruz.

Her şey, zamanla önümüze ördüğümüz duvar gibi…

Yapamayız. Bak, şurada yapılmışı var.”

Öncelikle önümüzdeki duvarı değil, içimizdeki duvarı yıkmalıyız.

Tamam, modern dünyanın, biz uyurken aldığı mesafeyi bilelim.

Dünya ekonomisinin ancak binde birini yönettiğimizi…

Büyük hayaller kurarken, küçük adımlar atmamız gerektiğini de…

***

İlk insanın aya ayak basmasının üzerinden yarım asır geçmiş.

İlk nükleer santralimiz nihayet inşa aşamasında…

Uzay Ajansımız bir yaşını doldurmak üzere…

Doğu Akdeniz’de son oldubittiye ‘ikinci kez’ çok sert tepki verdik.

ABD, Rusya, AB ve Çin’in oturduğu masada soğuk rüzgârlar eserken…

Biraz geç kalsak da işimize gücümüze bakıyoruz.

Durumdan vazife çıkarıyor, dengelerden payımıza düşene yelken açıyoruz.

Sesimiz ‘binde bir’den daha fazla çıkıyor.

Reklamlardaki gibi biz aslında çok oluyoruz.

***

İçimizde “yapamazsın, edemezsin, gidemezsin” diyen...

Bizi aşağıya çeken, elimizi ayağımızı bağlayan ses…

Şükürler olsun ki azaldı, sis gibi dağılmaya başladı.

Tam yüzyıl önceydi. Koca imparatorluk yangın yerine dönmüş, tarih sahnesinden silinmek üzere… Halide Edip Adıvar, Türk’ün Ateşle İmtihanı’nda 1918’den 1923 sonuna kadar yaşananları anlatır. “Türkler her türlü haksızlığı hatta fenalığı affedebilirler fakat onurlarına dokunulduğu zaman mesele değişir” der.

Batı, bu sıralar uyuyan devi uyandırmakla görevli sanki…

Damarımıza basıyorlar, gururumuzla oynuyorlar, onurumuza dokunuyorlar.

Aslında büyük imtihanımız şimdi yeniden başlıyor.

ABD’nin AB’yi hemen her gün fırçaladığı dönemde…

Putin, Petro’ya özenircesine adım adım ilerliyor.

Dünyanın en iyi satranç oyuncularının Ruslardan çıkması tesadüf değil.

Yıllar sonra Rusların yanında yer almamız da…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner108