Dil eğitimi ülkemizde hala çözülememiş bir sorundur. Her ne kadar “bir dil bir insandır” tarzında özdeyişlerimiz olsa da, uygulamada karşılığını bulamıyoruz. İçimizde, anadili dışında uluslararası geçerliliği olan bir yabancı dili konuşup anlayabilen çok az insanımız bulunmaktadır.

Bir yabancı dili örgün eğitim sürecinde öğrenemiyoruz olmamızı açıklamak adına ileri sürülen birçok görüş var. Bunlardan biri, bizim bir sömürge ülkesi olmayışımızdır (Allaha şükür). Bu nedenle başka milletlerin dili bize zorla öğretilmedi. Sömürgeci ülkelerin dillerini konuşmuyor olmamız bu anlamda çok önemlidir. Fakat bu görüş, kendi örgün eğitim sistemimiz içinde bir yabancı dili öğrenemiyor olmamızı açıklamıyor. Belki, sadece sömürge olmadığımız için başka bir milletin dilini zorla öğrenmediğimizi gösteriyor.

İleri sürülen farklı bir görüş ise, dil yapımızla ilgilidir. Bizim dilimizin cümle yapısındaki söz dizilişi (sentaks) özne, tümleç, nesne, …, yüklem şeklindedir. Özellikle şuanda, yaygın olan dillerin başında gelen ve ülkemizde de yaygın bir şekilde orta ve yüksek öğretimde öğretilmeye çalışılan İngilizce ise, söz dizilimi bakımından özne, yüklem ve sonra diğerleri şeklindedir. Yani biz önce kimin yaptığını, sonra neyi, nerde, ne zaman yaptığını ve son olarak ne yaptığını söylüyoruz. İngilizler önce kimin yaptığını, sonra ne yaptığını ve sonrada neyi, nerde, ne zaman yaptığını söylüyorlar. Bu diziliş yani sentaks farkı düşünme biçimimizi faklılaştırıyor. Böylece bir mantık uyuşmazlığı ortaya çıkıyor. Bu durum hedef dile geçişi ve dolayısıyla kendini hedef dilde (Target language) ifade edebilmeyi zorlaştırıyor. Hatta bu durum bilimsel olarak ‘mother tongue interference’ yani anadil engellemesi olarak nitelendirilmektedir. Ayrıca, bizim dilimizin sondan eklemeli bir dil olması da bu güçlüğü artırmaktadır.

Bir başkası, bizim farklı bir dile ihtiyacımız yok şeklindedir. Farz-ı kifaye nevinden birkaç kişi bilse ve gerekli şeyleri tercüme etse bize yeter görüşüdür. Bütün bir toplum olarak dış dünya ile irtibatımızı birkaç kişinin insafına terk etmek elbette kabul edilebilir bir şey değildir. Toplumda tüm bireylerin akıcı İngilizce konuşması gerekmiyor ancak lise eğitimi alanların günlük düzeyde, üniversite eğitimi alanların orta düzeyde, akademisyenlerin ise akademik düzeyde İngilizceyi veya bir başka dili anlıyor, konuşuyor, okuyor, yazıyor olmaları gerekir.

Yurtdışında kısa bir süre dil kursuna gitmiştim. Kursta düzeyimi belirlemek için bana verilen test sorularının tamamını doğru cevaplamama rağmen, sözlü sınava beni alan Çin asıllı bayanın söylediği neredeyse hiçbir şeyi anlamadım ve ona cevap veremedim. Fakat onlar bu duruma şaşırmadılar. Türk olup olmadığımı sordular. Ben de evet dedim. “Türkler İngilizlerden çok daha iyi İngiliz gramerini bilir ama İngilizceyi bilmezler” dediler.

Örgün eğitim sistemimize baktığımızda, ilkokul, hatta bazı ana sınıflarında bile İngilizce eğitimin başladığını görüyoruz. Ortaokul ve lisede yine devam ediyor. Bunun yanı sıra İngilizce ağırlıklı eğitim veren okullarımız da var. Sonra üniversitede zorunlu, seçmeli dil dersleri… Sonuç? Ne İngilizce bilen var, ne de konuşabilen (istisnalar kaideyi bozmaz). Boşa zaman ve emek kaybı…

Ülkemizde uygulanan dil sınavlarında, sadece yazılı İngilizce soruları sorulmaktadır. Sınavlar genelde, dinleme-anlama, okuma-anlama, konuşma ve yazma becerilerinin, yani ‘four skills’ denilen meşhur dört becerinin tamamını ölçmemektedir. Bu sınav şekli, verilen eğitimle doğru orantılıdır. Çünkü İngilizce dersi Türkçe anlatılmaktadır.

Bize pratik hayatta karşılığı olmayan gereksiz gramer detayları ve sonsuz kelime ezberi gerekmiyor. Anadilimiz olan Türkçeyi konuştuğumuz gibi bin-binbeşyüz kelime ile İngilizceyi anlama, konuşma, yazma ve okuma becerisi… Bir dil, acaba konuşulmadan öğrenilebilir mi? Derse giren İngilizce hocamız ilkokuldan itibaren öğrencilerimizin yaş seviyesine uygun olarak dersi İngilizce anlatsa, Türkçeye yer vermese, anlaşılmadığında sabırla tekrar etse, beden diliyle desteklese, sanırım bu kadar saat İngilizce dersi ve bu kadar emek karşılığını bulur. Yani çözüm basit, dersin başından sonuna kadar dersi İngilizce anlatmalı ve bunda ısrarcı olmalıyız.

Öğretmenlerimiz var mısınız, bir kez deneyelim, bir dönem İngilizce dersini sadece İngilizce anlatalım!..

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Furkan 7 ay önce

Hocam %100 katılıyorum. Bizi gramer yoğun bir dil eğitimine sokup soğutuyorlar dil öğreniminden.

Avatar
Özgün 7 ay önce

Hocam öğretmenlerin türk olduğunu unutmayasın

banner89

banner37