banner114

Gözümüz kulağımız, yüreğimiz oldu yıllarca…                                                                

Oradan gelecek haberlerin hep acı olacağına inandırdık kendimizi…

İnandırıldık.                                                                                                                      

Dağlarını vadilerini ezbere biliyoruz.

Televizyonlarda izlerken, gazetelerde okurken…

Allahım! Bu son olsun, bu son” diye sürekli dua ediyoruz.

***

Yıllar önce İstanbul’dan Çukurca’ya düzenlenen yardım kampanyasına karınca kararınca destek verdiğimiz günlerde işin edebiyatıyla da ilgilenmiş “Çukurcalı Çocuk” adlı şiiri yazmıştım.

Hiç tanımadığımız insanlara yüreğini açan bir iklimden geliyorduk ve her geçen gün ülke olarak bu yolda adım adım ilerliyorduk.  

2001 yılında ise bu kez yolumuz Şırnak’a düşmüştü.                                                            

Tiyatro, Defile ve El Sanatları Sergisiyle çıkmıştık Şırnaklıların ve kışladaki askerlerimizin karşısına.

Şehir merkezindeki YİBO Salonunda öğrencilerin ve halkın ilgisi muhteşemdi.

Açılışı, ‘Bu Toprağın ÇocuklarıMüzikali’ndenbir alıntı ile yapmıştım.

Başımız Ağrı, Erciyes

Kanımız Fırat, Menderes

Kollarımız Laz, Kürt, Çerkes

Bunu böyle bilsin herkes

***

Ya kışlada askerlere yaptığımız gösteri...

Ortaoyunundan kesitler, meddahımızın muhteşem şovu…                                                

Şehir, sanatçı konuklarını bağrına basmıştı.

Namazdağ’a çıkmış, göz alabildiğine sarı çiçeklerle dolu yaylaları gezmiş, yavru kaplumbağa ile karşılaşmıştım.

Burası neden huzur sokağı, Türkiye’nin İsviçre’si olmasın” demiştim arkadaşlarıma... Ardından kaleme sarılmış, ne zaman nerede kullanacağımı düşünmeden şiir bile yazmıştım.

Şal Şapik kumaştan bir giyin hele

Dolaş şu Şırnak’ın yaylalarını

Sarı çiçek topla Kasrik’te et ye

Dinle MemoZin’in destanlarını

Bir yanda Herekol bir yanda Gabar

Kışları bembeyaz yemyeşil bahar

Cudi’de peygamber gemisi yatar

Havası mis gibi iç sularını

Dağların yamacı güneşte yanar

Bahçeleri ceviz, üzüm ve de nar

Her derde devadır otlu peynir var

Özledim Şırnak’ın sofralarını

***

Otlu peynirini, balını, kırk derde deva havasını…  Şal Şapik kumaşını…

Sokaklarında dağlarında huzur içinde dolaşmayı…

Acı ve gözyaşıyla hatırladığımız kentleri damak tadıyla, mis gibi havasıyla hatırlamak istiyoruz. Tarihi ve doğal güzelliklerinden beslenen turizmiyle…                                            Hoş gelen, safalar getiren huzuruyla…

***

Çocuklar ve gençler ölmesin…                                                       

Hiç kimse ölmesin.Kimsenin kılına zarar gelmesin.

Esnaf, huzurla açsın kapatsın dükkânını…

İnsan, bir patlamaya kurban gideceğini aklına bile getirmesin.

Keyifle adım atalım sokaklarda, kafe ve restoranlarda telaşsız yemek yiyelim.

Çay kahve içelim, geleceğe dair bir şeyler söyleyelim.

Çok özledik huzuru ve yüzbin kez hak ettik.

***

Huzur Sokağı

Böyle bir sokak varmış demek…

Şule Yüksel Şenler yazmasaydı haberimiz bile olmayacaktı.

Ekranlara taşınmasaydı…

Kütüphaneler kadar hemen her evde bir başyapıt gibi…

Kitaplar yarım kalırmış ilk sahipleri ölünce…

Fakat milyonlarca insan bir kez daha okuyunca, bir kez daha…

Sona erermiş bu yalnızlıkları…

Pek çok kentte sohbet etme fırsatı bulduğumuz…

Toplumsal hayatımızın şifrelerini taşıyan bir büyük ustayı kaybettik. 

Allah rahmet eylesin, mekânı cennet olsun.

Ailesine ve sevenlerine sabırlar diliyorum.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner108