banner114

El çantamı karıştırırken, elimin içine aldığım “Milli Kütüphane Başkanlığı Giriş Kartı” kızgın bir kor gibi içimi yaktı, ruhuma sıkıntı verdi. Zira bir zamanlar bu kart vasıtasıyla Milli Kütüphaneye rahatlıkla girip çıkabiliyor, kaynaklarından kendi evimdeki kitaplar gibi faydalanabiliyordum.

Kütüphane binası Bahçelievler’de güzel merkezi bir mekâna yerleştirilmiş dört tarafından ana yollarıyla da ulaşım imkânlarına sahipti. Bahçesinde, salonlarında, okuma-araştırma alanlarında günün her saatinde yüzlerce üniversite gençliğini görmek insana mutluluk veriyordu.  Salonlarında düzenlenen konferanslarla da   ayrı bir hizmetin içinde idi.  

Gelişmiş ülkelere bakarak, gözbebeğimiz bu kütüphanenin daha da büyütülmesi ve benzer binalarla yurt içindeki sayılarının artırılması gereğini düşünürken, şimdi kapatılma yönünde karar alınması benliğimi alt üst etti. Bu nasıl bir zihniyet, bu nasıl bağnazlık ve bu nasıl bir yobazlık…

15 Nisan 1946’da Milli Eğitim Bakanlığı Yayımlar Müdürlüğü bünyesinde ilk etapta 8 bin kitapla oluşturulan kütüphanenin, bir yıl sonra kitap sayısı 60 bine ulaştı.  29 Mart 1950’de kabul edilen kuruluş kanunu ile yasal kimlik kazandı. 5 Ağustos 1983’tiyeni binasına taşınarak kesintisiz hizmet vermeye başladı. Kütüphanede bulunan 3 milyona yakın eserlerle Türk irfanının hizmetinde oldu.  

Önce Milli Kütüphane depolarındaki 147 ton kitap kilosu 15 kuruştan satılarak tasfiyeye başlandı. Antikacıların ve kitap sahaflarının kapış kapış yağmaladıkları bu kitaplar, şuursuzluğun ve idraksizliğin bir örneği olarak Milli Kütüphane’den uzaklaştırıldı.    

75 yıldır Ankara’ya ve Türkiye’ye hizmet veren, yurt içi ve yurt dışı araştırmacıların uğrak merkezi olan Milli Kütüphane bu bakımdan ülkenin milli hâfızası idi. Bunalan, arayan, araştıran herkes için tek müracaat kaynağı ve hâfıza merkezi birilerini kıskandırdı, birilerini rahatsız etti ve kabul edilecek hiçbir gerekçe olmadan kapatılmasına karar verildi.

Üç milyon kitap şimdi kaderini bekliyor. Taşınacağı söylenen Saray Kütüphanesi’nde akıbetleri ne olur şimdiden bilinmez.    

Gelişmiş ülkeler, ilim adına, irfan adına yeni yeni kütüphaneler açarken, bu Ankara’ya ve Türkiye’ye çok görüldü. Hergün gelişen Ankara’ya bir değil, daha birkaç büyük çaplı kütüphane kurmak gerekirken, bu kısır düşünce ile olanını budayarak kapatmak hangi akıl ve insafla bağdaşır?           

Yanlış yapılmıştır, hata yapılmıştır, günaha ve vebale girilmiştir. “Kitap ufka açılan bir penceredir” diye bir söz vardır. Bu kararla benim  ve benim gibi binlerce araştırmacının ufku karartırmıştır. Çalışmalarımda müracaat merkezim olan Millî Kütüphane salonları; hâfızamda tatlı birer hâtıra olarak kalırken, bu ilim ve irfan kapılarını yüzümüze kapatanlara da  herhalde hayırdua etmem beklenemez.     

Mevlâm adildir ve adaletli davranılmasını emreder. “Hayırlı bir iş yapana yaptığı o işin sevabı verildiği gibi, o yolda gidenlerin sevabı da ona verilir” genel hükmünden hareketle, Milli Kütüphaneyi kapatmakla, Türk’ün hâfızasını yok etmekle hayırlı bir iş değil, şer kötü bir icraatın içinde olunduğunu söylemek benim vicdani görevimdir. Zira inanıyorum ki “Haktan bildiğini söylemeyen dilsiz şeytandır”

Fotoğraflarına bakakaldığım Milli Kütüphanenin o eski günlerine selâm olsun.

        

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner108