Bir zamanlar sokakları çınlatan, alanları dolduran sosyalistler, şimdilerde ‘Dün karşı olduklarının kucağına oturdu’… Bir zamanlar ‘Kahrolsun Amerika’ sloganlarıyla emperyalizm karşıtlığında buluşan Türk sosyalistleri şimdilerde ‘Amerika bizi Tayyip Erdoğan’ın elinden kurtar’ diye yalvarıyor.

AK Parti’nin ‘Bağımsız Türkiye’, ‘Emperyalizme Hayır’, ‘Dünyanın şefkat eli’, simgeli duruşu ve iradesi başta Batı olmak üzere ABD’yi çıldırtıyor. Garip olan bizim sosyalistlerin de ABD’nin neocanları kadar çıldırıyor olması!..

Sosyalizmden önce Atatürkçülüğe kayan ve Atatürk’ün ‘Bağımsızlık, ilkesine sığınan Türk sosyalistleri şimdi ondan da vazgeçti. Artık ‘Bağımsızlık, Demokrasi, Emperyalizme karşı mücadele’ onlar için hiçbir anlam ifade etmiyor. Laiklik ilkesi de elden gitmediğine göre ‘Batı Medeniyetinin değerleriyle yaşamak istiyoruz’ noktasında karar kıldılar. Batı medeniyetinin değerleriyle yaşamalarına müdahale eden yok. Yani mesele yaşam biçimine müdahale de değil. Hiçbir şey olamadıklarını hissedince ruh dünyalarında yaşattıkları düşmanlığı dışa vuruyorlar.

**********

Öylesine zavallı, perişan hale düşmüşler ki, kurtarıcı olarak şimdi de  Meral Hanım’ı görüyorlar. Evet yanlış anlamadınız. Türk sosyalistleri Meral Hanım’a sığınıyor. Önde gelen isimlerden Ataol Behramoğlu bakın ne diyor:

“Sayın Akşener’in geçmişi beni bugün ilgilendirmiyor. Yerinin ve zamanının geldiğini düşündüğünde bu konuda savunmasını ve gerekiyorsa özeleştirisini yapabilecek birikimde ve açıklıkta bir kişiliğe sahip olduğunu düşünüyorum.

Ve ısrarla, önemle tekrar ediyorum:

Despotik yönetimden kurtuluş ancak güçlü, kararlı bir muhalefet cephesiyle gerçekleşebilir.

Akşener hareketi, referandum oylamasında da görüldüğü gibi, bu cephenin önemli bir unsuru olmaya adaydır.

Bu nedenle de despotik yönetime karşı olan herkesçe desteklenmesi gerekir.

Söylemek istediğim esas olarak budur.

Despotik yönetimin ‘ABD karşıtı’, ‘Anti emperyalist’ bir ‘vatan savaşı’ vermekten olduğunu düşünenlere göre, Akşener’i desteklerken aslında ABD’yi savunuyormuşum.

Ben herhangi bir ülkeyi, devleti değil, bütünüyle Batı’yı, aydınlanma düşüncesini savunuyorum.”

*************

Türkiye’de 1960’larda başlayan ve 1980’lere kadar devam eden siyasi süreçte ülke sağ ve sol olarak ayrıştı. 1980 darbesi sonrası sol, kısmen Kemalizme evrildi. Ülke muhafazakarlık/laiklik ayrışmasını 2000’li yıllara kadar taşıdı. AK Parti ile başlayan muhafazakar iktidar önce Ergenekoncu sonra FETÖ’cü darbeleri atlattı. Halkın iradesine dayanan iktidar, önce içerdeki gayri meşru güç odaklarını tasfiye etti. Onları demokrasiye boyun eğdirdi. Ardından bağımsız bir çizgiye yöneldi. ABD başta olmak üzere Batı, Türkiye’nin bağımsız politikasını kabul etmeyerek Tayyip Erdoğan’ı devirme projesini hayata geçirdi.

***

Batı, Türkiye’nin yeniden küresel güç olmasını istemiyor. Bunu anlayabiliyoruz. Ancak anti emperyalist ve bağımsız Türkiye duruşu sergileyen Tayyip Erdoğan’a karşı Türk Solu’nun Amerikancı tavrı ibretlik bir vakadır. Esasen kendi yapmak isteyip de yapamadıklarını halk oyu ile seçilen bir iktidara ‘despotik’ diyerek kaçış yollarını süslüyorlar. Tayyip Erdoğan yönetimindense mandacı olmaya razılar!.. Sizce niye? Neden Batılıları kendilerine daha yakın buluyorlar?..

Bu sorunun bir tek cevabı var… Bizim sosyalistlerin düşmanlığı Tayyip Erdoğan’ın değerlerine… Düşmanlık o değerlere… Tıpkı dün olduğu gibi… Kendilerini ABD değerlerine daha yakın görüyorlar. Bunun için Amerikancı sosyalist oldular.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner35

banner37