Gerçek olan şu ki her Trabzonlu Trabzon’u sever. Bu sevda sevmemiz gereken vatanın her köşesini, dalgalanan bayrağı, vatan üzerinde yaşayan insanımızı sevmemize de asla bir nakise (eksiklik) getirmez. Of tarihi için değerli araştırmaları olan ve dünyanın birçok ülkesini gezip tetkiklerde bulunan Hayrat ilçesi Yarlı (Yığa) köyü halkından Hasan Hilmi Umur’a ait olan şu ifadeler ilgi çekicidir:  “Bana sorsalar dünyanın en güzel yeri neresidir, Trabzon derim. Trabzon’un en güzel yeri neresidir deseler Hayrat derim. Hayrat’ın en güzel yeri neresidir deseler köyüm Yığa derim. Köyün en güzel yeri neresidir deseler baba evim derim.” İşte ben de dünyanın en güzel yeri olarak Trabzon’un Yenicuma Mahallesi Yenicuma Sokağı Çıkmaz Aralık’taki çocukluk, gençlik ve olgunluk çağlarımın geçtiği o eski iki katlı, içinde sarnıcı olan, çatı arasında farelerin dolaştığı o baba evimiz derim. Zira ömrümün acı-tatlı günlerinin geçtiği, yuva kurduğum, çocuklarımın doğduğu ve oynaştığı o ev benim için ayrı bir anlam ve mânâ taşır. Bu, herkes için de aynıdır. Bin bir hatıralarla dolu bu mekânlar artık bir bir yok oluyor, hatıralar ölüyor, şehir yavaş yavaş kayıyor, başka bir şekle bürünüyor. Değerli tarihçimiz Mahmut Goloğlu’nun “Beni ben yapan ve neyim varsa onun olan sevgili Trabzon’uma.” deyişini ben de alıntı yaparak söylerken şimdi duraklıyorum.  Zira eskiden benimle konuşan, benimle dertleşen Trabzon sokakları, evleri, parkları, bahçeleri şimdi küs, benimle konuşmuyor. Bir yabancı gibi arşınladığım sokaklarda bir garip, bir yabancı gibiyim. Zaman zaman kendi kendime de soruyorum: “Bu Trabzon benim Trabzon’um mu?” diye. Aslî hüviyetini, şeklini, biçimini, tarihî dokusunu bozmadan, yıkıp yok etmeden; çatılı, çıkmalı küçük pencereli, kapılar tokmaklı, iki katlı, üç katlı birbirine yakın, iç içe, kucak kucağa bu hatıra dolu mekânları onarmak, hatıralarıyla yaşatmak, onlara yeniden hayat vermek, geldiğimde, dolaştığımda benim gibi eski dostlarıyla dertleşmelerine imkân sağlamak dururken neden yıkarak, yok ederek bizleri böylesine garip hâle düşürdünüz? O kibrit kutusu gibi üst üste yığılmış ruhsuz, anlamsız beton yığınları bizleri tanımıyor, müşterek hiçbir tarafımız yok. Kibirli, bencil hâlleriyle bizlerle konuşmuyor ve bizi hiç tanımıyor. Evet, şimdi Trabzon bize küs ve bizle konuşmuyor.

Gidin Avrupa ülkelerinin tarihî şehirlerini gezin de nasıl bir katliamla tarihimizi, kültürümüzü yok ettiğimizi görün, görün de hâli perişanımızdan utanın… Ama neye yarar, Boztepe yerine, “beton tepe”, Meydan Parkı yerine “beton park”, yeşillik yerine çok katlı beton yığını yaptık ve böylece de el birliğiyle bir şehrin mazisini öldürdük. Birinci derecede tarihî eser Cephaneliğin yanı başında, bu tarihî dokuyu öldürürcesine üç katlı bir binanın çıkmasındaki duyarsızlığı görün. Dünyanın hiçbir medeni ülkesinde böylesine anlayış ve zihniyet yokken Trabzon bunları yaşıyor, Türkiye bunları yaşıyor. Millî Şair Mehmet Âkif’in “Mâzisi yıkık milletin âtisi (geleceği) olur mu?” sorusunu gelin öldürdüğümüz Trabzon’un hâl-i perişanı ile bağdaştırın ve bu soruya cevap bulun. Bin bir hevesle, duygularla Trabzon’a geldim ama üzüntülerle döndüm. Her Trabzon’a gelişimde böylesine acıları yaşamak kaderim mi bilmem ama duyarsızlıklara bir dur demeli, denmeli…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner89

banner37