Trabzonspor’un içinde bulunduğu durum, bünyenin içten düzelmesi, iyileşmesi lakin bu olumlu gelişmenin dışa yansımaması gibi bir keyfiyet arz ediyor. İç gelişmesini yüzeye yansıtamayan bir meyve misali… Hal böyle olunca dış görüntüye bakanlar karamsarlığa kapılıyor.

Trabzonspor’un forması olmasaydı ismi ile ‘küme’ ifadesi belki yan yana getirilebilirdi. Lakin böyle bir ihtimalden dahi bahsetmek abesle iştigaldir. Hakem camiası topyekün karar verse de bunu yapamazlar. Bu iddiada bulunurken mevcut tablonun içimizi acıttığını biliyoruz. Zira Trabzonspor, tarihinde hiç karşılaşmadığı bir tabloyla karşı karşıya… Bu iç acıtan tabloyu tek başına futbolcularla izah etmek mümkün değil. Futbolcuların kalitesi şampiyon bir kadro, kafaya oynayan bir takım için yetersiz olabilir. Lakin Süper Lig takımlarının yarısından daha kalitelidir. Öyleyse sorun, futbolcuların yerli yerinde ve başarılı olacakları alanlarda değerlendirilememesidir. Sorun  Teknik Direktör Ersun Yanal’da kilitlenmiştir.

Sahada oynanan futbolu yorumlamayacağız. Zaten o birikime de sahip değiliz. Ancak ortadaki tablonun futbol olarak yorumlanacak bir tablo olmadığını görmek için de futboldan anlamak gerekmiyor. Yani ortada futbol yok. İçimizi acıtan bu tabloyu onlarca kişiden ve ‘Ne olduğunu anlamak’ için dinledik. Şu kanaate vardık ki, Ersun Yanal strateji ve taktik olarak bugünkü Trabzonspor’un hocası değil. Süper Ligin 12. haftasında bile hala iskelet oluşturamayan Yanal, tüm birikimi ve mantalitesiyle şampiyon adayı takımların hocasıdır. Yanal bugünkü Trabzonspor’da bu nedenle bocalamaktadır.…
Öyleyse Ersun Yanal anlayışını yenilemeli… Her şartın hocası olarak taktik ve strateji geliştirmeli. Egolarını, hislerini bir kenara bırakıp Trabzonspor takımının futbol oyunu meselesini halletmeli.

Ersun Hoca biliyordur ama yine de hatırlatmak istiyoruz. Trabzon’da Trabzonspor farklıdır. Trabzonsporlular hadiseye ‘bir oyun’ olarak bakmazlar. Zamanında İstanbul dükalığına meydan okumuş, unvanlarına ortak olmuş ve ‘Futbol Kenti’ olgusunu kabul ettirmiş olmanın onuruyla yaşarlar.

Oyunsal bir hadise değil, onursal bir keyfiyet olarak yorumlanan futbol, bugünkü haliyle insanları derinden sarsıyor. On binlerce insanın içi acıyor. Ersun Hoca bu acıyı hissetmeli. Bu acıyı hissetmeden kulüple ve camia ile bütünleşemez. Ersun Yanal anlayışını artık yenilemeli. Hem de hiç geciktirmeden…

***

 

Mesele yalnızca camianın çektiği acıyla da sınırlı değil. İstifa eden bir eski yönetici bakın neler diyor: “Hakkını teslim etmek gerekir ki Başkan Muharrem Usta, göreve gelişinin 1. ayında 50 milyon lira civarında nakit borcu cebinden ödemeseydi, kulüp uçuruma düşmüştü. Bugün belki başka şeyleri, kötü olan saha sonuçlarından daha kötü şeyleri konuşuyor olacaktık” diyor. İçerden iyileştirilen ve büyük hamlelerle uçurumun kenarından çekip alınan kulüp, iyi yönetilirken bu alanlardaki başarılar, kulübün en etkin unsuru olan takımının kötü saha sonuçlarına mahkum ediliyor. Ersun Yanal, her geçen gün Başkan Muharrem Usta’nın kredisinden yiyor. Bunun farkında olmalı ve anlayışını yenileyerek çözüm üretmeli. Bu çözümü üretecek birikimi de var, iradesi de… Yalnızca ‘Ben’inden vazgeçip kendi dışında neleri etkilediğini hissetsin yeter!.. Sözleşmesindeki maddelere takılıp kalmadan kendine gelmeli. Önce kendisi hissetmeli… Hissetmeli ki hissettirebilsin. 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.