Trabzon, geçtiğimiz hafta bir güzel organizasyona imza attı. Ergenekoncu Derin Devletin bir zamanlar kendi ülkesinin bir kesimine karşı muhkem bir kale mantığıyla korumaya aldığı Trabzon, ayrıştırıcı bu fonksiyonun tam aksine birleştirici bir büyük role soyundu.

Stratejist Prof. Dr. Ümit Özdağ Rahip Santoro ve Hrant Dink cinayetlerinin peşpeşe yaşandığı 2006 yılların ortalarında Trabzon’a desteğe geldiğinde şunları söylemişti: “Trabzon kent ve insan yapısı olarak tarihine ve suyuna uygun bir direniş merkezidir. Yaygın basın Trabzon için ne kadar kötü diyorsa, Trabzon olarak o kadar iyi yolda olduğunuzu biliniz. Bu bölgede jeopolitik önem son derece fazladır. Bu bölgede yaşanacak bir kriz, ülkenin genel güvenliğini tehdit altına sokar. 15 yıl önce Türk devletinin güvenlik birimleri bana başvurarak Karadeniz Bölgesi’nde psikolojik operasyonlara karşı konferanslar vermemi istedi. Şunu biliniz ki bu bölge devletin güvenlik algılaması içindedir.”

Trabzon’u esasen Diyarbakır’ın karşısına oturtarak ırkçı bir misyon biçen anlayış, geçtiğimiz hafta Güneydoğu’dan gelen Din Alimleri Grubu’nu izleyebilseydi Trabzon’un soyunduğu yeni misyon karşısında küçük dilini yutabilirdi. Trabzon’u yıllarca Diyarbakır karşıtı gibi göstererek o bölgede Trabzon hakkında farklı bir algı oluşturdular. Trabzon şimdi o algıyı yıkıyor.

***

Güneydoğu’dan gelen ve öncülüğünü Diyarbakırlı âlim Tayyip Elçi’nin çektiği Din Âlimleri, Trabzon’un kendilerine gösterdiği kardeşlik ve misafirperverlik karşısında hakikaten şaşırdılar. Özellikle Çaykara’nın köylerinde iki ailenin evlerinden çıkarak tüm mekânı âlimlere tahsis etmesi ve köy halkının her türlü yemek çeşidiyle seferber olması Güneydoğulu âlimlere Trabzon gerçeğini gösterdi. Of’ta, Çaykara’da, Dernekpazarı’nda, Arsin’de, Trabzon Merkez’de, Düzköy’de ve Uzungöl’de gördükleri tablo, Ergenekoncu anlayışın oluşturduğu algıdan çok ama çok farklıydı. Trabzon insanı için PKK terör örgütü farklı, Güneydoğu insanı farklıydı. Türklere Malazgirt’in yolunu ve Anadolu’nun kapılarını açan ve büyük komutan Selahattin Eyyubi ile Kudüs’te fethe çıkan iki kardeşin birlikteliği hala sapasağlamdı.

Nitekim Diyarbakırlı din âlimi ve aynı zamanda Dünya Âlimler Birliği üyesi olan Sayın Tayyip Elçi bu hususa işaret ederek önemli mesajlar verdi. Diyarbakırlı din âlimi Elçi’nin mesajları içinde en önemlileriden birisi artık ulemanın da görev üstleneceğiydi. Şu söylemler çok önemliydi:
“Bugün Suriye’de, Irak’ta, Yemen’de, Afganistan’da, Pakistan’da ve ümmetin yaşadığı tüm coğrafyada gördüğümüz şey kan, gözyaşı ve Müslümanı Müslümana kırdırma politikasıdır. Hedefte Türkiye vardır. Bugün ümmetin bulunduğu halden kurtulması için, ümmetin yekvücut olması için tek umut Türkiye’mizdir. Dolayısıyla Türkiye’nin de bu liderliği yapabilmesi için kendi içinde birlik ve beraberliğe ihtiyacı vardır. Manzara budur ve artık bu manzaraya dur denmelidir. Umera ve ulemanın tavrını ortaya koymak suretiyle artık bu gidişe dur denmesi lazımdır. Yoksa Allah muhafaza sonumuz Suriye gibi, Irak gibi, o meşun manzaraları gördüğümüz yekyesan ülkeleri gibi olur. Buna dur diyebilmek için yeniden birbirimize kenetlenmemiz lazım. ‘Müminler ancak kardeştir.’ ayet-i kerimesini tekrar gündeme getirmek suretiyle La ilahe illallah Muhammed en resulullah sancağı altında bir araya gelmek suretiyle ay yıldızlı bayrağın altında tek yürek, tek ülke olmak suretiyle bizlerin birbirimize kenetlenme zamanı gelmiş ve geçmiştir. İşte bu geliş bu amaca yönelik bir geliştir.”

Değerli din âlimi Tayyip Elçi’ye “Din âlimleri olarak bugüne kadar PKK terörü karşısında neden yüksek sesle itiraz etmediniz?” sorusunu yönelttik. Elçi şu cevabı verdi: “Din adamları olarak bizler iki kıskaç arasına sıkıştırıldık. Bir taraftan menfi güçler (PKK ve uzantıları) din adamlarını yıpratmak, itibarsızlaştırmak için yoğun baskı uyguladı. Diğer taraftan Din adamları devlete sığınmak istedi. Ama devlet buna izin vermediği gibi din adamlarının da üzerine gitti. Böyle bir kıskaçtaydık. İnşallah bundan böyle âlimler kendilerini duyurma fırsatı bulacaktır. 30 Eylül’de Diyarbakır’da bir sempozyuma hazırlanıyoruz.”

***

Trabzon-Güneydoğu arasında kardeşliğin yeniden canlandırılması projesinin ikinci ayağı ise bölgeden âlimlerin Diyarbakır çıkarması olacak. Trabzon ve Diyarbakır ulusalcı anlayışın ilan ettiği gibi iki rakip ve alternatif kentler değil, tarihteki gibi kardeş şehirler olduğunu ortaya koyacak.

Son bir not: Bu gelişmeler Trabzon’da geçtiğimiz hafta yaşandı ve günebakış dışında hiçbir medya kuruluşu bunları görmedi, haberleştirmedi. Onun için günebakış bölgenin vizyonu

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.