banner114

Bahar gelince polen…

Yaz gelince de toz yüzünden büyük bir telaş yaşıyoruz.

Hele rüzgâr varsa tozu yutuyoruz. Hapı yutarcasına…

Ne zamandır yağmur yağmıyorsa…

Adeta bir bulut gibi geliyor ve örtüyor her şeyin üstünü…

Alt katlarda oturanların ve esnafın başının belası...

Bu yüzden tehlike geçinceye kadar kapı ve pencereler kapanıyor.

Mümkün mertebe evden çıkmamaya çalışıyoruz.

***

Tozla başlamış hikâyemiz.

Tüm galaksiler aslında gaz ve toz bulutu değil miydi?

Sonra milyonlarca yıl döne döne güneş sistemine, dünyaya dönmüşüz.

Ondan geldiğimiz için hayatımızın bir parçası olmuş toz.

Bu yüzden elimizde ayağımızda, üstümüzde başımızda, her yerde…

***

Kuraklık ve çölleşmeye işaret sayılan “toz” deyip de geçmemek gerek.

Bir de havalanınca, buluta dönüşünce…

Göz gözü görmüyor, her şeyi sarıya boyuyor ve hayat adeta duruyor.

Nefes almak zorlaşıyor, ulaşım etkileniyor.

Akciğer ve kalp rahatsızlıkları olanların daha fazla dikkat etmesi gerekiyor.

Zaman zaman Afrika üzerinden, Orta Doğu’dan bir toz bulutu geliyor ve örtüyor her şeyin üstünü… Gaziantep, Şanlıurfa, Diyarbakır’a doğru sürükleniyor.

Bazen Ankara da toz duman oluyor.

Geçtiğimiz yıl Suriye üzerinden gelmişti. Anıtkabir ve Kocatepe gibi yapılar, puslu hava yüzünden uzak mesafelerden pek görülememişti.

Kuzeye, Doğu Karadeniz’e geldiklerinde ise yağmurla buluşup aşağıya iniyor.

Gökten yağmur değil de çamur yağıyor adeta…

On yıl önce Trabzon’da toz şaşkınlığıyla birlikte deprem telaşı da yaşanmıştı.

***

Toz, zamanın nasıl geçtiğini de hatırlatıyor bize…

Raflarda, tavan arasında, depoda…

Eşyaların, eski fotoğrafların… Düne ait ne varsa üstünün örtülmesi bu yüzden… Unutma, denize düşen su damlası gibisin. Toprağa karışan toz zerresi gibi...

***

Yağmurla bulutla geliyorsa yapılacak bir şey yok.

Fakat kentler hemen her gün bu sorunu yaşıyorsa durup düşünmeliyiz.

Biz nerede yanlış yaptık” diye…

***

‘Toz’ hayatımıza girmiş bir kere…

Öfkelenince “toz ol” diyoruz.

Çok sevip, koruyunca toz kondurmuyoruz.

Hayatı, en güzel pencereden ‘tozpembe’ görüyoruz.

Engelleri üçer beşer aştığımızda tozu dumana katıyoruz.

Sus pus oturduğumuzda ise tozu dumanı yutuyoruz.

Toprak bu, başıboş bırakmaya gelmez.

Ya çayır çimenle kaplayacağız üstünü ya da taşla, asfaltla, betonla…

Yoksa o kaplar üstümüzü başımızı…

Havayla suyla karışır, ne kadar hastalık varsa bize taşır.

***

Teknoloji, her geçen gün yeni ürünler sunsa da…

Ev kadınları neler çekti, çekiyor bu ‘toz’ yüzünden?

Bel ve dizlerindeki rahatsızlıklarının çoğu ‘toz alma’ uğruna...

Mobilya ve zeminlerde nasıl da “buradayım” diye sırıtır, can sıkar.

Bazen parmağımızla “beni yıka” diye kısa mesaj yazacak kadar…

***

Üçüncü dünya ülkelerini “toz duman” diye özetlemeleri boşuna değil.

Oysa uygar dünyanın kentlerini kasabalarını görünce içi açılıyor insanın.

Nasıl da tertemiz her yer, tıkır tıkır çalışıyor sistem.

Parklar bahçeler, meydanlar, yollar, araçlar…

Ayakkabılarınıza çamur filan bulaşmıyor, elbisenize toz…

Toz mu dediniz?”

“Evet.”

“ Ondan geldik ama bizden uzak olsun. Her şey yerinde güzel…”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner108