HDP bugün PKK’nın legal, yasal uzantısı gibi fonksiyon görüyor. HDP, PKK terörünü terör hareketi, PKK’yı da terör örgütü olarak görmezken, devletin meşru müdafaasını, ‘devlet terörü’ olarak addediyor. HDP, PKK ile o kadar iç içeki sırtını dayamaktan ve terörist cenazelerine katılmanın görev olduğundan bahsediyor. Ardından aynı HDP, yanına aldığı birkaç STK ile ülkenin başkentinde barış kılıflı miting düzenliyor. HDP ile kol kola girenlerin tamamının PKK’yı içselleştirdiğini söyleyemeyiz. Önemli bir kesim öylesine müzmin bir hastalığa yakalandı ki Cumhurbaşkanı Erdoğan’a olan düşmanlık, HDP sempatizanlığına dönüştü. HDP, Cumhurbaşkanı’na saldırdıkça bu kesim HDP’yi o denli sahiplenmeye başladı. Böylesine bir tabloyla dünyanın hiçbir yerinde karşılaşamazsınız. Ne yazık ki buna ‘Türk tipi sendrom’ diyebiliriz. Ankara’da 100’e yakın cenaze, daha yerdeyken oy avcılığına düşen HDP o mitinge katılanları rahatsız etmiyor. Bilakis HDP’nin cenazeler üzerinden siyaset yaparak halkın seçtiği cumhurbaşkanını tehdit etmesi, o mitinge katılanları memnun ediyor. HDP’liler ne kadar çok adam ölürse o kadar oy arttıracaklarını düşünürken, terör saldırısına muhatap olanlar bu gerçeği ya göremiyor ya da görmek istemiyor.

Türkiye bugün ne yazık ki dışardan, ‘Suriye’den elini çek ve içine kapan’ diyenlerin; içerden ise PKK teröristlerini gerilla olarak addedenler yahut onlara sempati besleyenlerin kuşatması altında. Zımni de olsa bir kirli iç ve dış ittifak söz konusu. Hedeflerinde bir tek isim var; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan… O’nu devre dışı bırakabilirlerse Türkiye’yi durduracaklarına inanıyorlar. Bütün mesele bundan ibaret.

7 Haziran’da Diyarbakır saldırısıyla HDP’ye baraj aşırtanlar, 10 Ekim Ankara saldırısıyla 1 Kasım’da HDP’ye yine baraj aşırtmayı düşündüler.

 

Tetikçilerin kim oldukları önemli değil demiştik. PKK ya da IŞİD… Önemli olan bu saldırıyı planlayanların hedefi. Hepimiz biliyoruz ki bu güçler PKK’yı da IŞİD’i de rahat rahat kullanabilirler. Ankara’da katliam yaptıranlar ve onlarca insanın hayatını yok sayanlar kim olurlarsa olsunlar Türkiye’nin içine kapanmasını istiyorlar. Türkiye’nin içine kapanması demek, Türkiye’nin yanı başında rahatlıkla sınır operasyonu yapmak demek. Bu sınır operasyonlarıyla Türkiye’yi ilelebet uğraştırmak demek. Türkiye’yi içine kapatmak demek, içerde Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ı Beştepe’ye hapsetmek demek. PKK ya da IŞİD terörü üzerinden kaos planını ülkenin kalbine, Ankara’ya taşıyarak ülkeyi içine hapsetmek isteyenlerin bütün hesabı 1 Kasım’a ayarlı… Hani herkes aynı şeyi söylüyor ya; “100’e yakın canı, siyasete alet etmeyin.” diye. 100’e yakın insanı Ankara’nın göbeğinde adi bir terör eylemiyle katlettirenler bu amaçlarını zaten siyaseten gerçekleştirdiler. Dışardan içeriye dayatılan kirli siyasetle… Bakalım Türkiye, 1 Kasım’da bu iç ve dış kuşatmayı yarıp, “Beni bir daha prangaya vuramazsınız.” diye haykırabilecek mi?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.