Sabah sabah almıştı acı haberi.

“… İkiz kardeşler var ya… Hani müzisyen olanlar.”

Evet.

Annelerini kaybetmişler.”

Çok üzülmüştü. Şehrin sevilen simalarından… Televizyon programları sayesinde hemen herkes tanıyordu onları. Kendisi de birkaç kez ziyaretlerine gitmiş, sohbet etmiş, çaylarını içmişti.

***

Arkadaşlarıyla birlikte evlerine doğru yürürken olur olmaz şeylerden konuştular. Her zamanki gibi… Dünyanın “boş” olduğundan filan... Mahalleye girdiklerinde anladılar ki cenazesi çok kalabalık olacak. Araçlar yolu kapatmış, yüzlerce insan da onlar gibi yürüyerek ulaşmayı tercih etmişti. Cenaze, öğle namazı sonrası ilçe merkezindeki aile mezarlığına defnedilecekti. Sonunda ikiz kardeşleri görebildiler. Ancak ses tonlarından tanımışlardı çünkü görme engelliydiler. Onlar zaman zaman karıştırırlardı ama ikizler asla...   Dâhi olarak biliniyorlardı. Müzik yapıyorlar, görme engelliler yararına çalışıyorlardı.

***

İyi ki mezarlıklar var. Beton canavarlara dönüşen binalar arasında sıkışıp kalmış tek yeşil köşe… Mezarın yanına doğru ilerlerken “keşke insanın hiç yolu düşmese buralara” diye düşünmedi değil. ‘Öteki Dünya’nın buradan başladığını ilk babaannesinden duymuştu. Mezarlıkların o ürkütücü tarafıyla kafasını yordu bir süre.

Her gün yanından geçiyordunuz, geçmeseniz de bir şekilde konusu geçiyordu.

Bir gün sizi de “hadi bakalım” diye yakalarsa... Ne çok iş yarım kalırdı?  Ne zamandır kendini böyle sorguya çektiğini hatırlamıyordu, canını acıttığını… Kalabalık iyice artmış, cenazenin mezara indirilmesine sıra gelmişti. Rahmetlinin yakın dostlarıyla önlerde bir yerdeydi. Büyük bir şemsiyenin altında…

Hadi, teyzeni mezara indir.”

Toplantım var, beni bekliyorlar, biraz sonra mutlaka katılmalıyım.”

Hadi ama… En yakını sensin. Çocuklar görme engelli olmasa…”

Toplantım var, hem baksanıza yağmur yağıyor ve üzerimde takım elbise… Çamura dönmüş kırmızı toprağı da görüyorsunuz.”

İnsanın tepesinin tası atar ya… O raddeye gelmiş sayılırdı. Arkasında olduğu için yüzünü göremediği, görmek de istemediği genci ikna çabaları sonuç vermeyecek gibiydi. Üçüncü kez “hadi ama…” diye başlayan cümlenin tamamlanmasını beklemedi. Diğerlerinden farklı bir şey söylemeyecekti çünkü.

Bir anda kendini mezarda buldu. Hayatında ilk kez birini mezara indiriyordu. Kayserili arkadaşıyla birlikte…  Yağmurun sesini duyabiliyordu, hocanın okuduğu duaları…

Niçin sen inmedin mezara” diye gittikçe yükselen dozda hesap sorma faslını da…

***

Mezardan nasıl çıktığını hatırlamıyordu bile. İyice bulanmıştı kırmızı toprağa fakat hiçbir şey umurunda değildi artık. Teyzesini, mezara indirmek istemeyen genç de…

Birkaç gün sonra duyduklarıyla tam bir şok yaşayacaktı.

Meğer mezara indirmek istemediği rahmetli kadın büyütmüş o genci.

Okutmuş, evlendirmiş.

Toplantısı varmış, üzerinde de takım elbise.

İnsan her gün yeni şeyler öğreniyor.

Son günde, son görevi yerine getirme anında sığınılan bahaneyi…

İhaneti, vefasızlığı…  

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner89

banner37