İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun açıklamalarını okuyunca sanki bir boşluğa düştüğümüzü hissettik. “Üç kez kızımın etrafından DHKP-C’li terörist alındı. Ama neyimi kaybedersem kaybedeyim, bu örgüt tarihinin en acı tecrübesini yaşayacak.” diyordu. Bu açıklamaları, bir babanın çok ötesinde bir dava adamının söylemleriydi.

Bir baba düşünün… “Her sabah evden çıkarken oğlumun ya da kızımın öldürülebileceğini düşünerek ve kendimi buna alıştırarak evden çıkıyorum.” diyor. Bu sözler baba yüreğini delip geçen sözler. Bu sözler yürek dağlayan sözler. Ne biçim konuşuyorsunuz Sayın Bakan’ım… Bunlar ne biçim sözler böyle?.. Siz ne dediğinizin farkında mısınız? “Çocuğumun ölümüne kendimi alıştırıyorum.” demek ne demek? Nevrimizi döndürdünüz. Acaba hangi keyfiyet uğruna böyle bir psikoloji yaşanır diye düşündük. Dava… Vatan… Millet… Bayrak sevgisi ve bu topraklar için toprağa düşenleri hatırladık.

Bir bakan düşünün… Muktedir bir iktidarın en muktedir bakanlarından biri…

40 yıllık siyaset takibimizde üç güçlü İçişleri Bakanı’nı hiç unutamayız. İkisi kendilerinden güçlü, birisi gücü koltuktan alan… İkisi koltuğa güç veren, biri koltuktan güç alan… Korkut Özal ve Meral Akşener… Koltuğa güç veren iki İçişleri Bakanı olarak hatırlıyoruz. Mehmet Ağar… Muktedir bir bakan… Ama koltuktan güç alan bir bakan olarak hatırlıyoruz. Süleyman Soylu gibisi ise hiç gelmedi. Koltuğa güç veren… İçişleri Bakanlığı tarihinin en zor döneminde… Aynı zamanda küresel saldırılarla da mücadele eden… Siyaset aklı ile birikimini bütünleştirip kendisini ve tüm ailesini değerlerine feda eden bir bakan…

***

İçişleri Bakanı yalnız ülke içindeki terörle mücadele etmiyor. Küresel güçlerin dolaylı saldırılarına karşı da strateji ve taktik geliştiriyor. Bakın bunu nasıl ifade ediyor: “Karşı tarafta Avrupa… ABD benimle eş kampanya yürütürse, işin altında başka olgular sokmaya çalışırsa ben burnu görmek zorundayım. Biz bu tehditleri görmek zorundayız. Biz bu tehditleri görmek zorundayız.”

Yalnız Amerikan gizli örgütleri CIA değil… İsrail gizli örgütü MOSSAD’ı ve Alman gizli örgütü BND’yi de ekleyin. Mücadele alanına da Irak ve Suriye topraklarını da ilave edin. İçişleri Bakanı işte böyle bir dönemde küresel güçlerin saldırılarıyla mücadele ediyor ve âdeta tarih yazıyor. Soylu bu gerçeği, “Biz sınırımızın 25 kilometre ötesindeki kampların tamamını tarumar etmedikçe… Biz Kandil’e gidip oturmadıkça ve hâkimiyetimizi ortaya koymadıkça kendimizi başarılı saymayacağız.” sözleriyle ifade ediyor.  Küresel saldırıya karşı vizyon belirliyor.

***

İlk kez açıkça yürütülen küresel bir saldırı olarak tezahür eden terörle mücadele ediliyor. İlk kez psikolojik üstünlüğü ele alan bir bakan, kâh Tendürek’te, kâh Kato’da, kâh Ağrı Dağı’nda “Dağlar da artık bizimdir.” diyor. Bu üstünlüğün verdiği rahatsızlık  terör örgütlerini arkasındaki güce rağmen doğrudan bakanın şahsına ve ailesine yönlendiriyor. Başka türlü psikolojik avantaj yakalayamayacağını anlayan terör ve destekçileri, Bakan Soylu’nun ailesini hedef alıyor. Psikolojik savaşın muhatabı bakan yine meydan okuyor: “Ben kendimi aile bireylerinin şehadetine hazırladım. Sizden korkmuyorum.” diyor.

Ölümün üzerine üzerine giderek ölüm psikolojisini yeniyor.

“Ölümsüzlüğü tattık… Bize ne yapsın ölüm.” diyor.

Terörü inşallah bu yürek, bu anlayış ve bu aksiyon ruhunu yenecek.

Sizi anlar gibi oluyoruz Sayın Bakan’ım…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Oflu 1 ay önce

Geleceğin baskani

Avatar
Bayram özen 3 hafta önce

Abicim ne de güzel duygularıma tercüman olmuşsun kalemine yüreğine sağlık

banner35

banner37