banner114

Çok sıcak... Ne zamandır Karadeniz kıyılarının görmediği kadar.
Gökte para kadar bulut yok. Hem de Mayısta...
Oysa yağmuruna, sisine alıştırmıştı bizi.
Derelerin suyu, kanı çekilmiş damarlar gibi... Toprak iyice kurumuş, yer yer çatlamış.
İnsanlar bir tarafa, kedi ve köpekler bile nasibini almış.
Gölgelerin dışına pek çıkmak istemiyorlar.
Yıllar önceki çizgi film repliğini hatırlıyor insan...
Gölgelerin gücü adına...”

***
Bir zamanlar şiir bile yazmışım suya…

Su temizler tüm kirleri

Şehirleri ülkeleri

İnsan bedeninin 4/3’ü su ve en çok ona muhtacız.

Petrol ve doğalgaz savaşları şöyle dursun, belgeseli de yapıldığına göre...

Küresel ısınma derken inşallah gelip çatmaz ‘su savaşları’.

Doğu Akdeniz’de doğalgaz, Karadeniz’de petrol çıktı çıkacak.

Eeee, sayımız da suyumuz da var Allah’a şükür.

***

Harmancık... Çimen çiçek sarmış dört yanını...

Her taraf kelebek, arı kaynıyor adeta...
Kuş sesleri, birbirleriyle yarışırcasına bütün sesleri bastırıyor.
Hele sabahları gün doğmadan geldiğinizde...

Gözlerinizi kapayın, ağır ağır yükselsin müzik.

Bir şefleri eksik orkestra gibi alıp götürsün sizi…
Bahçedeki çiçeklerle ilgileniyorum bir süre... Sonra yeni dikilen fidanlarla...
Karayemiş, ardıç, kocayemiş, ligarba, limon, mandalina, zeytin, incir, Trabzon hurması, erik, nar ve manolya ile...
Bakıyorum, iğde yok, leylak da…   

Kokulu ve meyveli ağaçlarla kitaplar yan yana olacak, iyi mi?
Taze toprağı sever diye her tarafta kestane kabakları, sakız kabakları...
Başımı kaldırıyorum, gökyüzünde dönerek yükseliyor doğanlar.

Aşağıda serçeler, yaşmakçılar, yalı kuşları... Kuytularda ise göğsü kınalı Mustafacıklar...
Kara üzümler meşelerin dallarına sarılmış, bodur ağaçlara...  
Zaman zaman bir rüzgâr esiyor.

Dağdan mı denizden mi hiç fark etmiyor, biraz serinliyoruz sanki.
***
Kütüphane inşaatımız devam ediyor. Her nedense güvercinler dadanmış bu sıralar.
Kapıyı açıyorum, açık pencerelerden kaçıyorlar.
Sağa sola bakıyorum, “yuva mı yapmışlar” diye... Herhangi bir belirti yok.
O zaman?” Daha sonra anlıyorum, bir kova dolusu suya geliyorlar.
Oysa daha önceleri çok sayıda küçük göl vardı Kılıçtepe’nin yamaçlarında.

Bazıları içilir, testilerle güğümlerle evlere taşınırdı.

Bazıları inekler ve koyunlar içindi, kuşlar böcekler... Yeller esiyor hepsinin yerinde.
Kuşlar, yukarılardan bir yerden bakınca görürlerdi ya şimdi?
Yollar yapılmış, evlere su alınmış… Medeniyetse medeniyet ama hayvanlar unutulmuş.
Islah çalışması’ sonucu küçük dereler de büyük duvarlar içine hapsedilince...
O güzelim geyikler nereden bilsinler ‘geçit yeri’ni?

***
Güvercinleri, henüz inşaatı devam eden kütüphanede görünce...
Aklıma geldi. İnsanlar da bir şekilde besleniyorlardı buralardan.
Hava gibi, ekmek gibi, su gibi...

Kuşlar için de küçük bir havuz iyi olurdu.
Yağmur duasına çıktığımız yerde… Çocukluğumuzun çelik çomak cennetinde...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner108