“do do sol sol la la sol fa mi mi re do”

“Daha dün annemizin /Kollarında yaşarken / Çiçekli bahçemizin/ yollarında koşarken// Şimdi  okullu olduk / sınıfları doldurduk / sevinçliyiz hepimiz / yaşasın okulumuz. //” Kökü Fransız bir melodiye dayanan, daha sonra Mozart tarafından bestelenen, Ahmet muhtar Ataman çevirisiyle ülkemize kazandırılan evrensel bir çocuk şarkısıyla başlayalım dedik.

Lekeleri göstermez diye seçilen belden lastikli kara önlükler, elimizi, yüzümüzü silmek için mini mendiller, ağır ve kaba tahta çantalar; erkeklerde kara dondan iyice pantolonlar ve kapkara lastikler, kızlarda ayak topuklarına kadar inen önlükler ve ayaklarda düz desen kara lastikler. Saçlar kısadır erkeklerde, kızlarda serbesttir ama mutlaka örgülüdür o görmeye değer  yakaları kaneviçe işlemeli kurdelalarla…

Sabah okula giderken, yandaki yoldan öğretmen görünürse beklenir, her gelen sıraya dizilir yol kenarında, saçları taranmış, yüzü ak pak orta yaşlı Mehmet öğretmen gelir, orta tondaki ”günaydın” a kocaman bir “sağ ol” gelir. Keçi yolundan düzenleme dar yoldan ilerlerler hayat buldukları mekana. Baba gibidir o ama daha bilgilidir, görgülüdür; anne gibidir o ama daha maharetlidir daha bilgedir. Evde Ayşe anne bağırsa,okulda Hatice öğretmene şikâyet edilir…

En çok sevilen ders hayat bilgisidir; içinde oldukları ama tanımadıkları hayatı öğrettiği için herhalde. Şarkı, türkü ve atma türküler söylenilen, sulu boyanın serbest kullanıldığı dersleri eğlence diye sayarlar. Türkçe zevklidir de matematik biraz kafa kaşıtır. Hele sınıfa kedi, köpek, kurbağa getirip özel deneyler yapılan fen dersini hiç sormayın. Glaliyom İsmail, köpeğini getirmişti de öğretmeni dişlemişti…

Deli Osman’ın Havva vardı, ablaydı;süt tozundan süt kaynatırdı Nazır’ın Ayşe ile. Hacı Ömer’in Seyfettin’i sınıfta hiç gören yoktu, o her gün Metinkale’nin tek kamyonu  Şakir’in Muhammet’i ile aşağıya iner, çarşı ekmeği getirirdi, çuvalla, süte katık olsun diye. Ha arada bir de hap verirlerdi, güç versin diye…

Okul yeniydi, çevre düzenlemesi yoktu. Hertaraf hafriyet yığınıydı. Rakonu bilir misiniz, bizim reis Seyfettin yine başrolde; tutardı rakonun başından biz beş on kişi asılırdık ipe. Çeker inerdik küreklerce yığını aşağıya. Ağaçlandırmak lazımdı, öğretmen öyle demişti. Öğle arası koşulurdu beyaz çamı bol olan  sakızlık taşına, Fatime neneye görünmeden koparabilen soluğu okulda alırdı…

Sınıfta yaş birlikteliği,yaşıtlık söz konusu değildi;Abbas’ın Osman mezun olduğu yaz nişanlanmıştı. Abi ve ablaların da abi ve ablalarının olduğu bir sınıfta öğretmen olmanın zorluğu ve yükümlülüğünü şimdilerde yalnız belli yaş gruplarına gidenler anlamayabilirler…

“Okul bizim yuvamız / onu temiz tutarız / öğretmenler annemiz / onları çok severiz”

Daha dün anne

Ücretli öğretmenler

Ve ilk ders

İstiklal marşı ve gençliğe hitabe

                                                                                                                                                                      



 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Sinan ihtiyar 1 ay önce

Tamamlanmamış bir resim gibi oldu hocam.bu yazının devamı olmalı bence hocam

banner89