banner114

Zakopane Halkoyunları Festivali için yollardayız.

Polonya’nın güneyindeki dağlık bölgede küçük bir kent… Diğer bölgeler avucunuzun içi gibi... Hitler, bu toprakları 36 günde işgal etmiş. Varşova'ya inerken göz alabildiğine geniş düzlükleri görünce coğrafyayı daha iyi anlıyorsunuz.
***
Kısa bir şehir turunun ardından rehberimiz “önce Krakow” diyor.

Zaten yolumuzun üzerinde… Üç saatlik yol boyunca neler konuşmuyoruz ki?

Slovakya sınırındaki Zakopane’ye Halkoyunları Festivali’ne gittiğimizi unutuyoruz bir an... Rehberimiz, Krakow hakkında bilgilendiriyor.

Filmlere konu olan, Shindler’in müze haline getirilen fabrikasından…

Kurtardığı Yahudiler savaş sonrası üzerinde “Kim bir insanın hayatını kurtarırsa o tüm dünyayı kurtarır.” yazılı bir yüzük hediye etmişler.

Ve bu sözü fabrikanın duvarına da asmışlar.

Yürüyen merdivenlerin markasına baktığınızda aklınıza gelsin.
***
Krakow’dayız, futbol takımını hatırlıyoruz, Wisla Krakow. 1998’de Krakow’da 5-1 ve Trabzon’da 2-1 yenilmişiz. Papa'nın doğduğu kent olduğundan kent meydanının ardından bir kiliseye götürüyorlar. Birçok ülkenin halkoyunları ekibiyle yolumuz burada kesişiyor. Rehberimizi dinlerken sırada bulunan dergiye gözüm ilişiyor.

O da ne?” Kapağında Mehmet Ali Ağca ile Vatikan’da yaraladığı Papa'nın fotoğrafı...
Lehçe bilmiyorum ama sayfaları çeviriyor, haberi buluyorum. Yıllar önce yaşanmış bir olay... Ve biz Türklerin kiliseyi ziyaret ettiği saatte... Haberin yer aldığı dergi, sıralarda…
***
Auschwitz” diyerek kalkıyoruz. Yahudilerin zorla tutulduğu çalışma ve imha kampı.

Krakow’a bir saatlik mesafede tuğla örülü renksiz tek katlı binalar.
Zaman durmuşçasına bir sessizlik… Her şey olduğu gibi donup kalmış sanki…

Rus askerleri biraz daha gecikseydi…” Kimsenin ağzını bıçak açmıyor, bir an önce ‘krematoryum’u görmek için sabırsızlanıyoruz. İnsanların yakıldığı fırınları...
Rehberimizin anlattıklarını heyecanla dinliyoruz.

Avrupa’nın değişik noktalarından getirilen Yahudiler burada tren vagonlarından indiriliyor. Nazi subayının ‘sağa geç’ dedikleri çalışma kamplarına gönderiliyor. ‘Sola geç’ dedikleri ise şu an önünde olduğumuz ölüm kampında bekletiliyordu. Yani çalışamayacak durumdaki erkekler, kadınlar ve çocuklar…”

Yakılarak öldürülen bir milyonu aşkın insanın yürütüldüğü koridorlardayız. Adımlarımızı çok dikkatli atıyor, gürültü çıkarmamaya çalışıyoruz. Önümde yürüyen gülüyor mu ne? “Ne yapıyorsun” diye omzuna dokunuyorum, dönüyor, ağlamaktan gözleri kızarmış.

Daha sonra anlatıyor, “ben, böyle ağlıyorum”.
***
Beklerken duvarlara yazdıkları çizdikleri tüylerinizi ürpertiyor. Bavulları çantaları, elbiseleri alınmış. Varsa protez filan, onlar da... Takma dişler çıkarılmış, saçlar kesilmiş. “Sizi, yepyeni bir hayat bekliyor. Çıkışta yeni elbiseleriniz verilecek” diye son kapı açılmış. Kapıdan girenlerden hiçbiri geri dönmemiş çünkü burası zehirli gaz odası... Ve ardından krematoryum... Küllerinin yakındaki tarlalara savrulduğunu söylüyor rehberimiz. Saçlarından halı, kumaş yapıldığını...
***
Almanlar, Çin henüz ortalarda gözükmezken oyuncak sanayinde en önde...
Gerçek saçları, çocuklar eğlensin diye oyuncak bebeklerde kullanmışlar.
Ve bu oyuncak bebeklerden biri Antalya Anadolu Oyuncak Müzesi’nde...

DNA’sından yola çıkarak aileyi bulmak için saçlarından bir tel istemişler…

Haberlere bakılırsa özel izinle saç telini de vermişler.

Kim bilir belki de bulunur. Kardeşleri, arkadaşları yetmişli yaşlarını sürdükleri sırada…

Saçlarından bir tel aldım haberin var mı?”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner108