banner114

Türkiye savaşa değil barışa gitti

Türkiye Libya’ya asker gönderme kararı aldıktan sonra asker göndermeye de başladı. Ancak Türkiye’nin Libya’ya asker göndermiş olmasıyla ilgili iç muhalefette, ‘Askerlerimiz savaşa gidiyor Libya çöllerinde ölecek’ biçiminde yorumlar yapıldı.Hâlbuki Türkiye Libya topraklarına gider gitmez ateşkesten ve barıştan yana bir tavır sergiledi ve bu konuda önemli bir mesafe kat etti. Önce Rusya ile ateşkes konusunu gündeme getirdi ve ateşkesi sağladı. Şimdi ise daha ileri noktada sürekli ateşkes mutabakat metni hazırlandı ancak mutabakat metni yarım kaldı. İsyancı HalifeHafter metni imzalamayacağını ilan etti. Kimine göre sorun artık Rusya’nın sorunu, kimine göre ABD gizlice devrede... Türkiye’nin Mavi Vatan sürecini Prof. Dr. Ersan Bocutoğlu’yla konuştuk.

günebakış: Hocam, Libya konusunda çok ilginiç ve önemli gelişmeler oluyor. Son gelişmeler ışığında konuyla ilgili değerlendirme alabilir miyiz?

Prof. Dr. Ersan BOCUTOĞLU: Son zamanlarda dünyadaki olayların ekseni Ortadoğu’ya, özellikle de Suriye, Irak ve İran tarafına kaydı. Libya ise bu arada bir yerde bir süreliğine unutulmuştu. Libya’da Birleşmiş Milletler tarafından meşru kabul edilen bir hükümet var ve bir de bu hükümeti tanımayan başka gayrimeşru bir hükümet daha var. Bu ikisi arasında çatışmalar var. Ancak bu çatışmalar bizim bildiğimiz türden iki düzenli ordu arasındaki çatışmalar biçiminde değil. Bu bölgenin geleneksel tarihi dokusu, aşiret yapısı ve sosyolojisi nedeniyle sık sık taraf değiştiren grupların olduğu bir mücadele ortamı var. Ancak bugüne kadar bu durum fazla dikkat çekmemişti.Ta ki Türkiye’nin ‘Mavi Vatan’ ile birlikte denizler üzerindeki hukukunun korunmasını ileri sürene dek.

günebakış: Türkiye var olan bu hukukunu neden daha önce gündeme getirmiyordu?

Prof. Dr. Ersan BOCUTOĞLU: Çünkü Türkiye’nin, bunu ileri sürdüğünde ne takviye edecek deniz gücü ne petrol-sondaj faaliyetlerini yürütecek gemisi ne de arama faaliyetlerini temin edecek teknolojisi mevcut değildi. Ama Türkiye’nin şuan içinde bulunduğu ekonomik ve askeri konum itibariyle ileri sürdüğü bu tezleri destekleyecek duruma geldiğini görüyoruz. Sadece Mavi Vatan kısmıyla kalmadı aynı zamanda Mavi Vatanın Libya ile temas eden kısmı üzerinden uluslararası hukukun kendisine bir hak olarak tanıdığı, (bugüne kadar tanıdığını bildiği fakat mevcut teknolojisi nedeniyle arkasında duramayacağı için gündeme getirmediği) Libya-Türkiye Deniz Anlaşmasını devreye koydu. Bu öyle bir anlaşma ki, bu hattın doğusunda ve batısında bulunanlar arasında, örneğin Güney Kıbrıs Rum Kesimi ile Yunanistan arasındaki iletişimin kesilmesine neden olacak ögeler taşıyor. Yani bu anlaşma, şu ana kadar Doğu Akdeniz’de rahatça hareket eden Türkiye dışındaki diğer unsurların yapmış oldukları hesapları bozmuş oldu.Türkiye, Mavi Vatan’ı Libya ile yaptığı anlaşmayla birlikte sadece genişletmekle kalmadı, bunu ülkenin beka sorunu yaptı.Türkiye Libya’daki meşru hükümeti desteklemeye karar verince ve bu kararı daha ileri götürüp anlaşmaları imzalayıp asker göndermeye başlayınca çoğu ülke şaşırdı.

günebakış: Hocam bir elma örneği verdiniz. Büyük bir elma ve pay edilmesi meselesi… Söz konusu olan elmanın veya elmaların pay edilmesi sorunu mu?

Prof. Dr. Ersan BOCUTOĞLU: Şuan Libya dediğimiz yerde bir sepet elma var ve “Bu sepeti ne yapacağız?” sorusunun cevabı için şöyle söyleniyor…Burada başarılı olmak için sepetteki elmaların tamamını bir tarafın alması lazım ki o tarafa başarılı diyelim!.. Ancak burada sadece bir sepet değil, o kadar çok sepetler ve büyük elmalar var ki bu, bir kişinin ısırmasıyla yiyebileceği bir elma değil. Dolayısıyla uluslararası hukuk bakımından ve Türkiye’nin takip ettiği diplomasiye, uluslararası hukuka uygunluk açısından, hiçbir zaman Türkiye buradaki elmanın tamamını ısırmak gibi bir iddia gütmüyor. Burada uluslararası kamuoyuyla birlikte hareket etmek suretiyle, en başta sorulan soruda da (gayet güzel dile getirildiği gibi) bunu bütün barış isteyen taraflarla anlaşarak ve bu barış isteme işini mutlak suretle bir kâğıda dökerek ve bunu gerçekleştirecek olan fiziki kuvveti de ortaya koyarak yapmak istiyor. Epeyce mesafe alarak öncelikle şunu gösterdi Libya’yı direkt askeri bir işgal altına almayacağını, bu işin çok büyük bir lokma olduğunu ve bunu uluslararası camiayla birlikte yapacağını belirtti.Türkiye bir adım daha attı ve hem Avrupa Birliği’nin ileri gelen ülkelerini hem ABD’yi hem de Rusya’yı bilgilendirmek suretiyle niyetinin ciddi olduğunu ve burada öncelikli hedefin ateşkes sağlamak olduğunu ortaya koydu ve bunun için de Moskova toplantısında yer aldı. Türkiye’nin tuttuğu taraf anlaşmayı kabul etti, karşı taraf vakit istedi ve anlaşmayı imzalamadan oradan ayrıldı. Bunu şöyle yorumlayabiliriz. Rusya ya gerçekten bu kişinin söz konusu durumu kabul etmeyeceğini biliyordu ve Türkiye’nin kalbini kırmamak adına orada sadece göstermelik bir toplantı yaptı. Yani Rusya Türkiye’ye barış ortamı için birlikte çabaladık ancak karşı tarafı ikna edemedik demek istemiş olabilir. Buna az ihtimal vermekle birlikte yine de bu ihtimali tamamen ortadan kaldırmamalıyız. Çünkü durum böyle ise benim düşünceme göre Rusya Hafter’i ikna edecek bir konumda olmalıdır. Eğer durum böyle değil ise Hafter’i destekleyen,Hafter’e yön veren başka kuvvetler varki ben burada ABD’nin Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri üzerinden bir reaksiyonunu dikkate almaktayım. Anlaşıldığı kadarıyla Mısır da Rusya’nın söylediği istikamette hareket etmekte.

günebakış: O zaman Libya sorunu daha çetrefilli bir noktaya doğru mu gidiyor?

Prof. Dr. Ersan BOCUTOĞLU: Libya meselesi o kadar genişliyor ki artık sadece Türkiye’yi tutanlarla Rusya’yı tutanların birlikte halledemeyeceği bir karmaşıklığa doğru gidiyor. O halde yapılması gereken şey çözümlemeyi doğru yapalım. Bu noktada Rusya’ya güven duymalıyız. Hareketlerimizi onunla birlikte götürmeye devam etmeliyiz. İngiltere ayrıldıktan sonra Avrupa Birliği’nin gerçek sahibi olan Almanya’yı işin içine mutlak suretle katarak Libya’da barışı tesis etmeliyiz ve Birleşmiş Milletlerin desteklemiş olduğu hükümeti, Libya’nın tamamında hükümdar kılmalıyız. İlk olarak toprak bütünlüğü ve huzur ortamı sağlandıktan ve içerideki tahribat giderildikten sonra, Libya’nın kalkındırılması için uluslararası camianın üstleneceği görevler ve bu arada Türkiye’nin üstleneceği görevler mutlak suretle belirlenecektir. Libya’nın toprak bütünlüğü sadece bize Mavi Vatan’ın Libya üzerinden genişletilmesi ile ilgili kısımdır. Yoksa gidip Türkiye, Libya’nın toprağı üzerinde operasyon yapacak değil. Dolayısıyla muhatabının ayakta durmasını istiyor.

günebakış: Peki şöyle mi yorumlamalıyız? Dediniz ki Rusya az bir ihtimal bile olsa “Barışı imzaladık ama Hafter imzalamadı. Ben ne yapıyım?” diyebilir. Bundan sonra Hafter’e tavır alması gerekmez mi?. Madem barışı imzalamadı. Tavır alırsa Hafter Birleşik Amerika Devletleri’nin ya da Suud’un desteğiyle burada barışı sağlayabilir mi?

Prof. Dr. Ersan BOCUTOĞLU: Başarı sağlayamaz. Ama şundan da emin değiliz. Ya Hafter’e Rusya tavır almazsa ne olacak?

günebakış: Türkiye ile çatışmaya girer mi? Paralı askerlerini sokar mı?

Prof. Dr. Ersan BOCUTOĞLU: Yine paralı askerleri orada durur. Bakınız Rusya hiç hesapta yokken Libya denen hadisede ana faktörlerden biri haline geldi. Bunu nasıl yaptı? Wagner adlı şirket üzerinden… Demek ki bu çok faydasız bir şey değil. Ben de Rusya olmuş olsaydım Wagner adılı şirketin oradan çekilmesini istemezdim. Çünkü benim orada varlığımı meşru kılan bir hareket bu. Dolayısıyla Rusya istediği takdirde kati surette Libya’da huzur meydana gelebilir. Ancak Rusya’yı da aşan faktörler varsa mesela ABD bu sulhun temin edilmemesi istikametinde hareket ediyorsa her ne kadar BM’nin tanıdığı hükümeti tanıyor gibi görünüyorsa o zaman ben durumu şu şekilde değerlendiririm. İran olayı halledildikten sonra ABD bütün haşmetiyle Libya‘da kendini gösterecektir. Yani bu sıralama meselesi haline gelmiştir. ABD’nin yapacağı İran’dan sonraki ikinci hamlesi için Rusya’nın samimi olduğunu varsayımı altında Almanya ile Rusya’yı yanımıza almak suretiyle bu hareketi çözmeye çalışmalıyız. Buradaki en önemli faktör Mısır’dır. Mısır’ın arzu etmediği çözüm yerine gelmez. Çünkü Afrika’nın ağası Mısır’dır.

günebakış: Ancak Mısır Türkiye’nin Libya’da oluşuna şiddetle karşı. Mısır şuanda Rusya ile Türkiye yakınlaştığı için ona yakın durmuyor. Bunu nasıl yorumlarız?

Prof. Dr. Ersan BOCUTOĞLU: İşte problemin zorlukları buradan kaynaklanıyor. Şimdi basından takip ettiğime göre Hafter niçin ayrıldı? Birincisi oradaki hükümeti meşru saymayın, ikincisi bu hükümetle Türkiye’nin yaptığı anlaşmayı da yok sayın maddesini ekletmeye çalıştı. O madde eklenmediği için oradan çıktı. Türkiye’nin oradaki muarızları şuan itibariyle dişli konumdadır. Ve itirazlarını sürdürüyorlar. Biliyorsunuz uluslararası politikada herkes hep aynı yerde durmaz. Zaman içerisinde bu iş olgunlaştırılacaktır. Mutlaka Libya denen o elmadan nasıl bir paylaşma yapılacaksa buradan Mısır’a da pay düşecektir. Bunları dikkate almak lazım. Problem daha da büyüyebilir, çözülebilir de. İran mevzu olduğu müddetçe problemin çok ileri gitmeyeceğini elini yıkadıktan sonra ABD’nin oraya döndüğünde asıl problemin büyüyeceğini düşünüyorum.

günebakış: ABD, İran meselesini halledene kadar aradan geçen sürede Türkiye orada büyük askeri işler yapar. Yani hava savunma sistemlerini kurar, kendi bir takım şeyler yapar. Sahada eli güçlü olur. Gücü eline geçiremez mi?

Prof. Dr. Ersan BOCUTOĞLU: Güç ele geçirilse bilediplomasinin ilerleyen aşamalarında mutlak surette bir paylaşım meydana gelir. Bir de şunu yapmak durumunda…Şuanda hiçbir kuvvet Libya’nın tamamını kontrol edecek durumda değil. Orada kimse hiçbir yeri kontrol etmiyor. Türkiye’nin ana meselesi şudur: Meşru hükümetin yıkılmasını önlemek. Türkiye bunu yapabilmek içinde Tunus ve Cezayir’den destek almaya çalışıyor. Fakat onların da kendi topraklarında sorunları var. Berberiler var topraklarında. Berberiler çok söz dinlemiyorlar. Dinleyen bir kabile de değil. BM’nin tanıdığı bir hükümeti biz orada ayakta tutacağız. Nitekim Moskova anlaşmasından sonra biz önemli bir köprübaşı elde etmiş olduk. Sulh isteyen tarafız. Libya’nın tamamını kontrol edip onun kaynaklarını kullanacak değiliz. O toprakların sahibi Libya Hükümetidir. Ama öbür tarafta ikna edilmeyen kurumlar varsa onlar Libya’nın parçaları. Bunların mutlak surette ikna edilmesi lazım.

günebakış: İlk olayın başlangıç tarihinden beri bugüne geçen süreçte Türkiye avantajlı bir konuma geçti mi?

Prof. Dr. Ersan BOCUTOĞLU: Türkiye kendinden beklenmeyenhareketleri yapma potansiyeline sahip olduğunu uluslararası kamuoyuna gösterdi. Hiç kimse bu hareketleri Türkiye’den beklemiyordu. Türkiye’nin böyle denizlerde arama yapacağını, sondaj çalışmaları yapacağını, uluslararası anlaşmalar meydana getireceğini, Libya Hükümetine destek vereceğini… Bunların hepsi Köroğlu masalları gibi gözüküyordu. Ama uygulamaya gelince görüldü ki Türkiye bunları yapmaya muktedir. Libya gibi bir ülke üzerinde bu güç yetmez. Dolayısıyla müttefikler tesis etmek ve önce Libya’yı ayakta tutmak gerekir. Türkiye bu noktada önemli adımlar attı ve başarılı da olabileceğini gösterdi. Bu kadar feryat figan bundandır.

günebakış:  Yani başladığımız noktadan daha ileride bir noktada mıyız?

Prof. Dr. Ersan BOCUTOĞLU: Başladığımız noktadançok daha ileri noktadayız. Ama en zayıf halka kamuoyunun ikna edilmesidir. Kamuoyu bilgilendirilmeli, aydınlatılmalıdır. Türkiye bir macera peşinde değildir. ‘Türkiye’nin Libya’da ne işi var?’ gibi sorular doğru değildir.

günebakış: Ne yaparsak yapalım iç muhalefet mevcut hükümet orada güç elde etmesin diye karşı çıkacaktır.

Prof. Dr. Ersan BOCUTOĞLU: Ben iç politikaya değinmek istemiyorum. Ancak hükümetin böyle bir görevi olduğunu hatırlatıyorum.

günebakış: Çok teşekkür ederiz…

Prof. Dr. Ersan BOCUTOĞLU: Ben teşekkür ederim.

Anahtar Kelimeler:
Ersan Bocutoğlu
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner108