banner114

Trabzonspor’u Trabzonspor yapan kendi oyun sistemiydi

GÜNGÖR ŞAHİNKAYA KİMDİR?

01.08.1956 tarihinde manifaturacı bir baba ve ev hanımı bir annenin 6’sı erkek, 1’i kız 7 çocuğundan en küçüğü olarak Trabzon’da dünyaya geldi. İlkokulu doğup büyüdüğü İskenderpaşa Mahallesi’ndeki aynı ismi taşıyan ilkokulda, ortaokulu Karma Ortaokulunda, liseyi ise Trabzon Lisesinde tamamladı.

İki abisi de Trabzonspor’da futbolcu olan Güngör Şahinkaya, 1971’de Trabzonspor Genç Takımı’nda oynamaya başladı. 16 yaşında A Takım’a geçen Şahinkaya, 1989 yılına kadar efsane kadroda orta saha mevkisinin vazgeçilmez oyuncusu olmayı başardı.

Şahinkaya; 1975–1976, 1977-1978, 1978-1979, 1979-1980, 1980-1981, 1981-1982, 1982-1983, 1983-1984, 1984-1985, 1985-1986 sezonlarında Trabzonspor’da forma giydi.
Güngör Şahinkaya, Trabzonspor forması altında Türkiye Ligi Şampiyonluğu, Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık Kupaları kazandı.

Trabzonspor’un tüm şampiyonluklarında kadroda yer alan Şahinkaya, A Millî Takım’da da oynadı. Şahinkaya, 1991 yılında jübile yaparak aktif futbol hayatını noktaladı. Jübilesini yaptıktan sonra bir süre antrenörlük ve Takvim gazetesinde spor yazarlığı yapan Şahinkaya, hâlen Millî Takımlar İstanbul Bölge Sorumlusu ve teknik adam olarak görev yapmaktadır. Güngör Şahinkaya, evli ve iki çocuk babasıdır.

Trabzonspor’un efsane dönemlerinde orta sahanın vazgeçilmez isimlerinden Güngör Şahinkaya… Şahinkaya, Trabzonspor tarihinde bordo-mavili formayı giyen ilk ve tek 3 kardeşten birisi… Coşkun, Bülent ve Güngör Şahinkaya… Onlar herkese kolay kolay nasip olmayacak bir gururun da sahibi aynı zamanda.

Trabzonspor’un 2. Lig’de oynadığı dönemdeki oyuncuları Küçük Bülent ve Coşkun… Sonrasında en küçükleri Güngör de arkalarından gelerek bordo-mavili takıma hizmet etti.

Güngör Şahinkaya, 14 yaşında tanıştı futbolla. 1971 yılında Trabzonspor’un genç takımında futbol oynamaya başladı ve henüz 16 yaşındayken A Takım’a yükseldi ve o efsane kadroda orta sahanın vazgeçilmez ismi oldu. Kendi deyimiyle en büyük şansı iki abisinin de Trabzonspor’un 2. Lig’de oynadığı dönemde bordo-mavili formayı giymeleri olduğunu anlattı.

Şahinkaya, A Takım’da yaşı en küçüklerden biriydi. O hangi başarıları, hangi mutlulukları yaşamadı ki? Neler sığdırdı o 17 yıla… Şampiyonluklar, Cumhurbaşkanlığı kupaları, Başbakanlık kupaları, Türkiye kupaları… Bir futbolcunun görüp görebileceği, görmek isteyebileceği, yaşamak isteyebileceği bütün sevinçleri bordo-mavili forma ile yaşadı…

İşte Güngör Şahinkaya’nın kendi anlatımıyla efsane yılları ve Avni Aker’de geçen o unutulmaz anlar…

günebakış: Çocukluğunuz nasıl geçti ve futbolla tanışmanız nasıl oldu?

Güngör Şahinkaya: İskenderpaşa Mahallesi’nde doğdum büyüdüm, bütün çocukluğum orada geçti. Orası aynı zamanda İdmanocağı Kulübünün olduğu yerdi. Belki de futbola başlamamızdaki şanslarımızdan birisi de oydu. Tabii Trabzon’da küçükken herkes futbolcuydu.

Biz de ilkokuldayken mahalle aralarında futbol oynuyorduk. 1971 yılında bölgelerde genç takımlar yeni kuruluyordu. Trabzonspor Genç Takımı da o dönem kurulmuştu. Trabzonspor’un o dönemki genel sekreteri de Sebahattin Kundupoğlu idi. Onlar beni tanıyor, biliyorlardı. Çok kişi lisans çıkarmamı istiyordu. Trabzonspor kurulunca ben de orada lisans çıkardım, yaşım ise henüz 14’tü. Eski Trabzon Lisesi Müdürümüz Ömer Eyüboğlu, Engin Çınar vardı. Onlarla beraber futbola başlamıştık.

Benim en büyük şansım abilerimin Trabzonspor’un 2. Lig zamanında takımda kaptanlık yapmış olmasıydı. Birisi Küçük Bülent, diğeri Coşkun… Ben de en küçükleriydim ve ben de orada başlamıştım. Genç takımda ilk antrenörümüz Ahmet Suat Özyazıcı’ydı. Ben de futbol hayatıma Ahmet Suat Özyazıcı ile başladım. Bir sezon genç takımda oynadıktan sonra -yaklaşık 1,5 yıl oynadım- 16 yaşında A Takım’a çıktım. 2. Lig’de şampiyon olduğumuz için Ahmet Suat Özyazıcı da A Takım’ın antrenörü olmuş oldu. Beni de A Takım’a aldı. 16 yaşında A takım seviyesinde Sakaryaspor’a karşı ilk maçımı oynadım. Aynı zamanda yaşı en küçük olanlardan biriydim. O sene de zaten şampiyon olduk. O seneden beri bir tek 4 aylık bir kiralık dönemim var. 17 yıl Trabzonspor’da oynadım. 6 şampiyonluk, çok sayıda Cumhurbaşkanlığı Kupası, Başbakanlık Kupası, Türkiye Kupası yaşadım. Bütün futbol hayatım orada geçti.

günebakış: Futbola başladığınızda hangi mevkideydiniz, sonrası nasıl gelişti?

Güngör Şahinkaya: Ben aslında genç takımda forvet olarak başladım, santrafor sol açık. Hattâ golcü bir oyuncuydum. Daha sonra A takıma gelince orta saha oynamaya başladım. Sonrasında savunmanın önünde oynamaya başladım. Asıl Trabzonspor’da uzun süre orta sahada bugünkü deyimle ön libero oynamaya başladım. Türkiye’de ilk defa. O da Ahmet Suat Özyazıcı ve Özkan Sümer döneminde. Yani orta saha oyuncusu olduk.

günebakış: Ailede futbol oynayan olunca hâliyle sizin bu konuda bir sıkıntınız olmadı değil mi?

Güngör Şahinkaya: Ben evin küçüğü olduğum için potansiyelim olduğundan çok kişi futbola başlamamı istiyordu. O yüzden rahmetli babam bu duruma hiç ses çıkarmadı. Tabii abilerimin futbol oynaması da bunda etkendi. Büyük abim ben başladığımda bırakmıştı ancak küçük abimle bir sene aynı takımda oynadık. Sonrasında o da bıraktı.

günebakış: O dönemki futbolcuların hayatından bahseder misiniz bize?

Güngör Şahinkaya: Trabzon o dönem küçük bir şehirdi. O zamanlar bu kadar binalar yoktu. Trabzon’un içinde belirli yerler vardı. Antrenmanlar dışında arkadaşlarla beraber ya bizim ya da arkadaşların evlerinde beraber oluyorduk. Farklı bir yerlere gittiğimiz yoktu. Kampları da zaten genelde otelde yapıyorduk. Özgür Otel, DSİ, KTÜ… Oralarda Elektrik Kurumu vardı ve çok güzel kamp yerleri vardı. Bütün hayatımız, arkadaşlığımız çok iyiydi. Futbol ve antrenman dışında da hep beraber olduğumuz için hiç ayrı gayrımız yoktu ve bu da ister istemez sahadaki performansımızı da olumlu etkiliyordu. Kardeş gibi, daha doğrusu aile gibiydik. Dışarıdan gelen oyuncular da ister istemez o ortama uyuyordu. Zaten bize o zaman gelen oyuncuların hepsi karakterli oyunculardı. Mesela ilk zamanlar ben 2. Lig’de olduğum vakit Şener abi, Eyüp abi gelmişti. (İkisi de rahmetli oldu.) Ahmet Ceyhan abi şimdi Federasyonda, yine beraber çalışıyoruz. İskender geldi, Ankara’dan Tuncay geldi. Mehmet Ekşi, Mehmet geldi. Bunların hepsi çok iyi insanlardı. Sonradan Dobi Hasan, Sinan geldi. Ortam çok güzeldi. Hepsi de çok güzel çocuklardı. Karakter olarak da Trabzonspor’a uygun çocuklardı. Bu tabii eğer sen iyi bir intiba bırakmışsan Trabzon çocuğu olarak ister istemez onlar da geldikleri ortama uyuyordu. İyi de çocuklar oldukları için potansiyel olumlu yöne dönüşüyordu. Yani takımın başarısındaki en önemli etkenlerden birisi takım içindeki uyumdu.

Bunun yanında çok önemli etkenlerden birisi de oyuncuların hepsi yetenekliydi. Bugünden çok farklı. O zamanki oyuncuların çok önemli özellikleri, kişilikleri vardı. Gelenler hep uyum sağladı, gittikleri zaman da Trabzonspor’a para kazandırdılar. Tabii şu da önemli: Bazı oyuncular uzun süre bir arada oynadığı için başarı geliyordu. Biz sonda hata yaptık. 1986-1887’lerde... Ahmet Suat Özyazıcı geldiği zaman bana göre çok yanlış yaptı. Trabzonspor’un geleceği açısından o çok büyük bir etki etti. Mesela takımın temel taşları birer birer bıraktı. Mesela Şenol abi bıraktı, ben bıraktım, Necati, Turgay… Bu dörtlü uzun süre bir arada oynuyordu. Ben onlardan küçüktüm ama çok uzun süre beraber oynadık. Bugüne bakıyorum da oyuncuların çoğu 35-36 yaşına kadar oynuyor. Bizim hepimiz 32 yaşında futbolu bıraktık. Orada Ahmet Suat Özyazıcı’nın bana göre çok önemli bir hatası vardı. Genç oyuncular yedirerek yapılmalıydı. O geçiş dönemini daha az hasarla atlatabilirdik. Hattâ biz bir-iki yıl daha şampiyonluğu zorlardık. 1989’dan sonra zaten iş koptu… Trabzonspor’dan oyuncu çıkmamaya, gelen oyuncularda uyum sorunu oluşmaya başladı. O karmaşa günümüze kadar geldi. İnşallah bundan sonra toparlarlar.

Trabzonspor’un başarısında en büyük neden, çok kaliteli oyuncuların bir araya gelmesi, çok kaliteli insanların kişilik-karakter olarak bir araya gelmesi. O zamanki insanların hepsi ceplerinden para veriyordu. Yönetimler gelmemek için herkes kaçardı ki parası gidecek diye. Mesela bir Şamil Ekinci servetini verdi. Ondan sonra gelen başkanlarımızın hepsi çok değerli insanlardı. Salih Erdemler, Ahmet Celal Atamanlar, Mehmet Ali Yılmazlar, Sadri Şenerler… Bunlar çok değerli ve Trabzonspor’a çok büyük katkı sağlamış insanlardır. Şampiyon olduğumuz yıllarda yönetim, futbolcu, taraftar ve oyuncunun karakteri bir araya toplanıp çok güzel bir uyum sağlanıyordu.

günebakış: Taraftarla alakalı neler söylersiniz? Taraftarlarla diyaloğunuz nasıldı?

Güngör Şahinkaya: Çok iyiydi. Mesela örnek vereyim: Trabzonspor olarak perşembe günleri yaptığımız çift kale idmanlar bir maç kadar kalabalık olurdu. O idmanları Avni Aker’in içinde yapardık. Kondisyon idmanını pistte, fizik antrenmanlarını yan sahada yapardık. Ama çift kaleleri muhakkak Avni Aker’in içinde yapardık. Ancak inanın o zaman 15 bin kişilik olan statta 13-14 bin seyirci olurdu. O sahaya çıkılan yer var ya, tünel… Tünelin o sağ tarafındaki kapalı tribünün alt tarafı kadınlara aitti. Orası sırf kadın doluydu. İnanılmaz bir seyirci vardı. Öyle bir potansiyel vardı ki kadınlarımız futbolu herkesten iyi bilirdi. Her maç öyleydi. Tabii onlar da büyük etkendi.

günebakış: Avni Aker’de oynadığınız ilk maçı hatırlıyor musunuz?

Güngör Şahinkaya: Ben Avni Aker’de Trabzonspor Genç Takımı’ndayken oynamıştım. A takımda ise sezon başı hazırlık maçında ilk olarak Sivasspor’a karşı 1973 yılında oynadım.

günebakış: Unutamadığınız çok anınız vardır elbette, bunlardan birkaçını bizimle paylaşır mısınız?

Güngör Şahinkaya: İnanın bana benim oynadığım tüm sezonlarda çok az başarısız olduk. Mesela, Fenerbahçe, Beşiktaş ve Galatasaray’la aramızda 1976’dan 1986’ya kadarki on yıllık dilim arasında galibiyet açsından inanılmaz bir fark yapmıştık. O farkı sonradan kapatmaya başladılar. Onlar yeni yeni bizi geçmeye başladı. Düşünün ki aradan 30 sene geçmesine rağmen arayı zor kapattılar. Onun için çok başarısız olduğumuz zaman sayısı az. Elbette üzüldüğümüz maçlar da olmuştur. Benim en çok üzüldüğüm maç aynı zamanda Avrupa Şampiyonu Dinamo Kiev ile Trabzon’da oynadığımız Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası maçıydı. O maçta berabere kalarak elenmemize çok üzülmüştüm. Çünkü eleyebileceğimiz bir takımdı ve bizim takımımız o dönem çok güçlüydü. O maçı hiç unutmam. Hayatımda da bir dönüm noktasıydı o maç.

Mesela Inter maçı tarihimizde de çok önemli bir maçtı. İtalya’nın meşhur takımıydı. 1-0 yendik, golü de Tuncay atmıştı. İnanın 4-0 yenebileceğimiz bir maçtı. Resmen onları Trabzon’da ezmiştik. O zaman Komünizm zamanıydı. İtalya’ya rövanşa gittik. Hakem Doğu Alman’dı. Bizi maçın başından sonuna kadar mahvetti. Şenol abinin kafası yarıldı, penaltıdan gol yedi… Resmen bizi döve döve elediler o maçta! En üzüldüğüm maçlardan birisidir o. Daha doğrusu üzüldüğüm 2-3 maçtan birisidir.

Örneğin 1978-1979, 1979-1980, 1980-1981... Üç yıl üst üste şampiyon olduk ve bütün kupaları aldık. Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık… 4. yıl artık seyirci şampiyonluktan bıkmıştı âdeta! Hattâ “Yine mi şampiyon olacaksınız? Bırakın da başkaları da şampiyon olsun!” diyecek noktaya gelmişti. Şimdi bakıyorum da gençler şampiyonluğu özlüyor.

O zaman bütün taraftarların hepsi şampiyonluğa doymuştu. Türkiye’nin yanı sıra yurt dışında ne kadar Trabzonsporlu olmuşsa o dönem olmuştur. Bunu Trabzonlu olmayanlar için söylüyorum. Lig maçı için Diyarbakır’a gittiğimizde yarısı Trabzonspor taraftarıydı. Antep’e, Kayseri’ye, İzmir’e gidiyorduk hep aynı. İstanbul’da oynadığımız bütün maçlardaki seyircinin yüzde 50’si bizim seyircimizdi. Yurt dışında keza aynı… İnanılmaz bir seyirci topluluğu kazanmıştık. Trabzonspor bunu o 10 yıllık dönemde kazandı. Trabzonspor’un tarihi o 10 yıllık dönemi. Trabzonspor kazandığı bütün her şeyini o 10 yılda kazandı.

Dünyada kulüp tarihinde en kısa zamanda yakaladığı başarıyı yakalamıştır Trabzonspor. Dünyada hiçbir kulüp bunu bu kadar kısa zamanda yapmamıştır. Biz o dönemler bunun farkında değildik. Biz şimdi yaptıklarımızın farkına varıyoruz. Bunun yanında da yapmayanların ne kadar değerli olduğunu gördüğümüz bir dönemdeyiz. Yani başarıyı getirenler değersiz, getirmeyenler değerli oldu!

Trabzonspor’u bir yere getiren insanların hepsi bir şekilde manevi açıdan isteyerek veya istemeyerek hepsi bir şekilde devre dışı bırakılmıştır. Bunun dışında bu sermayeyi yiyen bir kesim olmuştur ve onlar değerli olmuştur! Bunu daha sonra gelen yöneticiler bazında da oyuncular bazında da söyleyebiliriz.

Trabzonspor’u Trabzonspor yapan insanlar ne yazık ki bu camiada hak ettiği yere gelememiştir. Şöyle bir gerekçe sunuyorlar: Kendisini yetiştirsinler de değerlendirelim. Böyle bir şey yok. Kendisini yetiştiren insanlara ne yapıldı? Hiçbir şey… Onlar bahane. Bugün dünyadaki büyük kulüplere baktığımızda Bayern Münih, Ajax, Real Madrid, Barcelona… Bizde ise tam tersi. Hâlbuki değerlere sarılmak gerekiyor, kaldı ki Trabzonspor’un önce kendi değerlerine ihtiyacı var. Elbette o insanlar kendilerini yetiştirecekler. Bunlar ayrı bir şey. Ancak siz önce ona o imkânı tanıyın.

günebakış: İmkânsızlıklar içinde başarıyı yakaladınız, bize o dönemi anlatır mısınız?

Güngör Şahinkaya: O zaman bizim malzemecimiz Mehmet abi namıdiğer Kuş Mehmet’ti. O zaman çorap falan da yoktu. Fileli çorap vardı, iki defa antrenmana çıktığında altı delinirdi. İki tokyayı birlikte giyinirdin. Mehmet abi yeni gelenlere yırtık çorap verirdi çünkü çorap yoktu. Şort bir kere giymeyle yıkanmazdı, bir kere daha giyilirdi. Malzemeler antrenmandan sonra yıkanırdı. Çok zorluklar vardı. Duşa girerken sıra beklenirdi askerlik gibi, kıdemliden aşağıya doğru. Gençler büyüklerini beklerdi. Bu uzun zaman böyle devam etti.

günebakış: Avni Aker’de maça çıkarken futbolcular arasındaki ortam nasıldı?

Güngör Şahinkaya: Kimse birbirine bir şey söylemezdi. Zaten maçlara çok rahat çıkılırdı. Bizim takım gerçekten büyük bir takımdı. İlk yarıda işi bitirirdik. Soyunma odasına giderken rakibin yarı sahamıza geçme şansı çok azdı. Baskılı oynardık. Biz hep baskıyla oynayan takımdık. Kendi öz yapımıza uygun sistem oydu. Zaten bu oyun sistemimizi değiştirdiğimiz için başarı artık gelmedi. Oyun sistemimizi değiştirdik. Kendi yapına uygun bir oyun sistemin var. Tıpkı Barcelona gibi. Trabzonspor, Trabzonspor’u Trabzonspor yapan oyun felsefesini terk etti. Oyun felsefeni terk ettiğin an zaten başkası gibi olursun. Trabzonspor’un kendine ait bir oyun planı, oyun sistemi ve oyun anlayışı vardı. Ondan vazgeçtik biz. Maça çıkarken hiç stres yaşamazdık. Bütün oyuncular rahattı. Maçın ilk yarısında sonucu alır, ikinci yarı daha rölanti oynardık.

günebakış: En rahat çalıştığınız hoca kimdi?

Güngör Şahinkaya: Özkan Sümer çok büyük antrenördü. Çok prensipliydi. Bugünlere bakıyorum da biz o zaman taktiksel çalışma yapıyorduk. Kenar ortalar, ön direk, arka direk… Bu yaptığımız 1978 yılıydı. Taktiksel antrenmanlar yapıyorduk, müthiş oyun planlarımız vardı. Kim nasıl hareket edecek, bekler nasıl katacak, açıkları nasıl kullanacağız, santraforların arkasına nasıl oyuncular kaçacak, ters toplar, ofsayt taktiği... Rakibi ofsayta düşürme taktiği, ofsayttan nasıl kurtarırız, oyunu bozduk, nasıl atağa kalkarız… İnanın müthiş taktiksel antrenmanlar yapıyorduk. Bunların çalışmasını defalarca yapıyorduk. Karayolları’nın alt tarafında kurbağalı saha diyorduk. İnanın çalıların içindeydi. Gece yarılarına kadar çalışıyorduk. 3-3,5 saat taktiksel antrenmanlar yaptığımızı biliyorum.

Ahmet Suat Özyazıcı ise daha çok belli bir kalıbın içinde çalıştıran, genelde aynı şeyleri yaptıran bir antrenördü. Arada bir Jurgen Sundermann geldi. Meşhur Alman antrenörüydü. Çok iyi bir antrenördü. Bizden erken ayrıldı. Onun erken ayrılması bizim için bir eksiklikti. Zaten Stuttgart’ı Almanya lig şampiyonu yapan isimdi. Ayrıldığı zaman Denizli’den dönüyorduk. O sıra yine şampiyonluğa oynuyorduk ve 2.ydik. Onun ayrılması ise bizde ters etki yapmıştı.

günebakış: Taraftarlarla diyaloğunuz nasıldı, özellikle şehirde?

Güngör Şahinkaya: Ben o dönem sapsarı saçları olan birisiydim. Taraftarlar arasında da ilgi çekiyordu. Biz hep beraberdik. Maç biterdi hemen mahallemizde bakkala iner arkadaşlarla muhabbet ederdik. Oynayan oyuncular da mahalle arkadaşlarımızdı. Biz küçükken mahalle maçlarına gittiğimizde mesela Sebat Genç takımında oynarken Turgay abi, Necati abi, Cengiz onlar vardı… Onlarla hep beraberdik.

günebakış: Rakip takım futbolcularıyla diyaloglarınız nasıldı?

Güngör Şahinkaya: Trabzon’a gelen rakip takım oyuncuları maçtan bir gün sonra giderlerdi. Maçta onları yenmemize rağmen bir gün sonra onları alır Akçaabat’a köfte yemeye giderdik. Biz Pirali’yi biliriz. Nihat Usta o dönemler onun yanında çalışırdı. O zaman dostluk vardı. Biz de deplasmana gittiğimizde onlar da aynı şekilde bize davranıyordu.

günebakış: Futbol oynadığınız dönemde takımda bir lakabınız var mıydı?

Güngör Şahinkaya: Bize o dönemler “Kabak” diyorlardı. O dönemler abimler saçlarımızı hep 3 numaraya vurdururdu. O dönemlerden kalma. Kabak sülalesi derlerdi bize.

günebakış: Ve Avni Aker…

Güngör Şahinkaya: Bizim zamanınızda tribün olayı çok fazla yoktu. Oranın yıkılması beni gerçekten çok üzmüştür. Ben isterdim ki orası hiç yıkılmasın. Keşke orası büyütülüp yine o stadın ismini koruyup aynı şekilde devam edilseydi. Ya da müze gibi yapıp orayı bir anıt olarak tarihe bırakmak gerekiyordu. Orası bir kültür merkezi gibi de düşünülebilir. Manchester United’ın, Barcelona’nın, Real Madrid’in var. Orası sadece Trabzonspor’a ait bir tarihî doku şeklinde düşünülebilirdi.

Geçtiğimiz gün bir ara o açık tribünler aklıma geldi. En çok beni şaşırtan olay kale arkasından evler gözükürdü. O evler bile güzeldi. O evlerden bize maç zamanı tezahürat yapılırdı. Bir de cami vardı arka tarafta. Orada da ezan okunurdu.

günebakış: Sayın Şahinkaya teşekkür ederiz.

Ben teşekkür ederim.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner108