banner114

Trabzonspor’la bir tarihe hem tanıklık hem de yoldaşlık ettik

ÜMİT AKTAN KİMDİR?

Spor spikeri, gazeteci-yazar, program sunucusu Ümit Aktan, 1959 yılında Aydın’ın Nazilli ilçesinde dünyaya geldi. Galatasaray Lisesi mezunu olan Ümit Aktan, aynı zamanda lisenin okul takımında futbol oynadı.

Galatasaray Genç Takımı’nda forma giyen Ümit Aktan, sonrasında A Takım’a alındı. Galatasaray’dan kiralık olarak Denizli’ye giden Ümit Aktan, yaşadığı talihsiz sakatlık nedeniyle futbol hayatını noktalamak zorunda kaldı.

Sakatlığından dolayı futbola dönmesi zor olsa da amatör olarak 3 yıl daha futbol oynadı.

Futbolu bıraktıktan sonra TRT’nin sınavlarına girip kazanan Ümit Aktan; Halit Kıvanç, Orhan Ayhan, Necati Karakayaların ardından ikinci nesil olarak TRT’de görev yapmaya başladı.

Ümit Aktan, 1973 yılından itibaren de TRT’de maç anlatımlarına başladı. Trabzonspor’un sayısız maçını anlatan Ümit Aktan’ın anlattığı ilk maç da Trabzonspor’un 2. Lig’de şampiyon olduğu son maçı oldu.  Ümit Aktan o dönemleri, “Trabzonspor o maç öncesinde zaten şampiyon olmuştu. Avni Aker süslenmişti. Avni Aker resmen yıkılıyordu!” diye anlatıyor.

İkinci nesil TRT spikeri Ümit Aktan… Çok istemesine rağmen kısa süren bir futbolculuk kariyeri ve ardından sınavla TRT’ye müracaat… Çok sayıda müracaatın olduğu sınavı başarıyla veren Ümit Aktan, maç anlatımlarına başlamıştır bile…

Ümit Aktan, Trabzonspor’un sayısız maçını radyolardan dinleyicilere anlatan bir isim. O da tıpkı Trabzonspor’un efsane oyuncuları gibi Avni Aker’in o eski hâlini daha çok sevenlerden birisi.

Ümit Aktan’ın bir özelliği de Trabzonspor’un üst üste anlattığı 28 maçının hiçbirisinde bordo-mavililerin mağlubiyet almaması. Hattâ o dönem Trabzonsporlu yöneticilerin kendisini isim olarak TRT’den istediğini bile dün gibi hatırlıyor. Öyle ya, onun anlattığı maçların hiçbirisinde sırtı yere gelmiyordu Trabzonspor’un… Hangi maçı anlatmadı ki… Akrenes, Liverpool, Barcelona takımlarına karşı kazanılan zaferler… Ve o 28 maçlık rekor da Liverpool ile oynanan rövanş maçında sona erdi.

Ümit Aktan, o dönemin Avni Aker’ini, taraftarını ise unutmanın mümkün olmadığını anlatıyor. Trabzonspor taraftarının yenildiği maçlarda bile “Rakibinin golü güzelse bunu bile överek anlatıyordu. Öyle bir taraftar profili vardı.” sözleriyle hatırlatıyor.

Trabzonspor’un sayısız maçını anlatırken bir tarihe de tanıklık etme şansına sahip olduklarını söyleyen Ümit Aktan, “Biz Trabzon’a geldiğimizde teknik direktöründen futbolcusuna kadar hepsiyle arkadaş gibiydik. Bizi yemek için davet ederlerdi, biz de onlarla aynı masada oturup yemek yerdik.” sözleriyle bir anlamda Trabzonspor’a yoldaşlık da yaptığını dile getiriyor…

Önce sesini radyolardan daha sonra da yüzünü ekranlardan görerek tanıdığımız sempatik, güler yüzlü, sevilen spiker Ümit Aktan’la hem geçmişe hem de o güzel maçlara yeni bir yoluculuk zamanı...

günebakış: İlk olarak Ümit Aktan’ı tanıyabilir miyiz?

Ümit Aktan: 1949 doğumluyum ve Galatasaray Lisesi mezunuyum. Lisenin okul takımında oynadım. Galatasaray Genç Takımı’nda forma giyip sonrasında A Takım’a alındım.

O dönemler oyuncu kiralama yeni başlamıştı. Ben de o dönem Galatasaray’dan kiralık olarak Denizli’ye gittim. Allah rahmet eylesin Kamuran Soykıray’ın çalıştırdığı dönemdi. Oradayken köprücük kemiğim kırıldı ve futbolu bırakmak zorunda kaldım. O dönem 6 ay kolum askıda gezdim. O zamanki tedavi koşulları da bugünkü gibi değildi. Ondan sonra da bir daha eski hâlime dönemedim ama amatör olarak 3 yıl daha futbol oynadım. Tophane Tayfun’da 3 sene İstanbul Şampiyonu ve Türkiye Şampiyonu olduk.

günebakış: Futbolculuktan spikerliğe geçiş nasıl oldu?

Ümit Aktan: Rahmetli babamın isteği ile amatörde oynarken TRT’nin sınavlarına girip kazanmıştım. Ben oynamayı, futbolun içinde kalmayı tercih ederdim ama çizdiğimiz yol buraya getirdi bizi. O zamanki sınavlar çok daha farklı ve ciddiydi. Kurs dönemi, staj dönemi, tekrar sınav… Bizim kabul görmemiz 1 yıl falan sürdü. O zamanki sınavlarda 7 bin kişi arasından 6 kişi girmiştik. Biz TRT’de ikinci nesil oluyoruz. Birinci nesil Halit abiler, Orhan Ayhan’lar, Necati Karakaya’lardır. Bizim nesil Tansu Polatkan, Öztürk Pekin, Abidin Aydoğdu neslidir. Bizden bir sonraki nesil de Ercan Taner, Levent Özçelik’tir. Onlardan sonraki nesil de Yalçın Çetinler… Şimdi beşinci nesil olarak Hünkâr Mutlu’lar başladı…

günebakış: Peki, maç anlatmaya ne zaman başladınız?

Ümit Aktan: 1973 yılında maç anlatarak ekmeğimizi kazanmaya başladık. 

günebakış: İlk anlattığınız maçı hatırlıyor musunuz?

Ümit Aktan: 17 Şubat 1973 yılında Vefa-Mersin İdman Yurdu maçını anlatmıştım ve o maç 1-1 sonuçlanmıştı. Necati Karakaya ile beraber anlatmıştık. Maç anlatırken, “3-4 dakikalığına anlatımı sana vereceğim.” dedi. 3-4 dakika sonra baktım ki Necati abi bırakmış gitmiş, yani beni anlatım için tek başıma bırakmıştı ve bunu da bilerek yapmıştı.

günebakış: Trabzonspor’un anlattığınız ilk maçını hazırlıyor musunuz?

Ümit Aktan: Trabzonspor’un çok maçını anlattım ama ben ilk olarak Trabzonspor’un 2. Lig’de şampiyon olduğu son maçı anlattım. Trabzonspor zaten o maç öncesinde şampiyon olmuştu ve Avni Aker süslenmişti. Avni Aker resmen yıkılıyordu!

günebakış: O zaman nasıl bir Avni Aker vardı?

Ümit Aktan: Avni Aker’in o eski hâlini ben daha çok seviyordum. Baraka gibi, kulübe gibi bir stattı. 2 kişi yan yana ayakta zor durarak maç anlattığımız bir yer vardı. O anlattığımız yerin üstünde de hep 4 kişi otururdu. Oraya çıkıp otururlardı ve ayaklarını sallarlardı. Onlardan biri Allah rahmet eylesin Necati Özçağlayan’ın babasıydı. Hep orada, tepemizde oturup izlerdi maçları. Gelir beni öperdi. Onun oraya çıkması için ona el verirdik. Ayaklarının arasından sahayı görerek maçı anlatırdık! O dönemler çok başka bir ortamdı. Her şeyin ilk hâli çok güzel olur. Teknoloji girmeye başlayınca belki çok para kazanma şansı oluyor ama ruhunda da eksilmeler yaşanıyor. Ben Trabzonspor’un Avni Aker’de ve Trabzon dışında çok maçını anlattım…

günebakış: O dönemlerde sizin Trabzonspor için uğurlu spiker olduğunuzu duyduk…

Ümit Aktan: Evet… Benim 28 maçlık bir serim vardır. O 28 maç boyunca Trabzonspor’un içeride ve dışarıda mağlubiyeti yoktu. Trabzonsporlu yöneticiler artık beni ismen istiyorlardı. “TRT’den Ümit Aktan…” diye talepte bulunuyorlardı. O 28 maçlık seri içinde Avrupa maçları da vardı. İzlanda’ya Akranes maçına gittik ve Trabzonspor turu geçti. Ondan sonra bir tur geçti ve Liverpool geldi. Avni Aker’de benim anlattığım maçtı ve Trabzonspor, Liverpool’u da yendi. BBC o dönem ilk defa Trabzon’dan yayın yaptı. Yurt dışına ilk radyo yayınıydı. Fakat anlatacak yer yoktu. “Kulübe yapalım.” dedik, telefon kulübesi getirdiler! Bunun üzerine, “Olmaz.” dedik ve bizim kulübeyi verdik. Sonrasında o maçı biz açıkta anlattık. Ama Necati Özçağlayan’ın babası yine tepede, BBC’lerin üzerindeydi! Onun uğuru orasıydı. Oğlunu oradan seyrediyordu. Mesela Cemil’e, “Takoz Cemil” lakabını ben taktım. İlk defa “Takoz Cemil” diye yayında kullandım ve öyle kaldı. Çünkü rakip onun olduğu bölgeden işlemezdi. Dümdüz ve çok kuvvetli bir adamdı. Gider, gider ortalardı, vururdu. Ondan dolayı da “Takoz” demiştim ona. Ama tarihe geçen Liverpool maçındaki gol de onun golüydü… Liverpool’un o yılki kadrosu efsane bir kadroydu. Liverpool o sene Avrupa Kupası’nı kazandı. Tek yenilgisi de Trabzonspor’dandı. Rövanşa da gittim ve o maçı da anlattım ama o maçta 28 maçlık seri bitti. Şenol’un kafasına kapı kolu atmışlardı. Şenol da o kolu hakeme götürdü ama hakem, “Oyna, oyna!” demişti.

Mesela Bekir’e “Bekçi Bekir” lakabını ben taktım. Hâlâ konuşuruz. Çok iyi dostumdur ve sevecen bir insandır. O şampiyon, efsane kadroları yaşadık biz… O kadrolar bambaşka insanlardı. Hepsi Türk ama bu oyuncuların 5-6 tanesi bir apartmanda altlı üstlü oturuyordu. Yani komşuydular ve akşamları çay içmeye gidiyorlardı. Hanımları da birlikteydi.

günebakış: Trabzonspor’u o dönemlerde başarılı kılan o birliktelik miydi?

Ümit Aktan: O zamanlar Trabzonspor bambaşka bir şeydi. Kendi kendiyle alay eder, eğlenir ama dışarıdan bir saldırı veya rahatsızlık verecek bir şey olduğu zaman hemen kenetlenirdi. Oyucuya karşı taraftarın da toleransı farklıydı. Ali Kemal vursa ve top kuşlara gitse o vuruş taraftarı rahatsız etmezdi. Bilirdi onun biraz sonra rakibin belini büküp Necmi’nin kafasına bir top oturtacağını.

günebakış: Avni Aker’de yaşanan birçok zaferin spikeri de oldunuz…

Ümit Aktan: Barcelona maçını da anlattım. Trabzonspor’un çok zaferini anlattım. Kötü günlerini de yaşadığımız oldu ama Trabzon halkının çok enteresan bir değerlendirme biçimi vardır. Bu hiçbir yerde yoktur. Yani siz Trabzon’da yenen bir gol için rakibin çok güzel gol attığını, güzel bir gol olduğunu söyleyebilirsiniz ya da çok iyi vurduğunu söyleyebilirsiniz. Çünkü sizin geçmişte orada bıraktığınız bir iz var. Onu bilir. Ama Fenerbahçe’nin veya Beşiktaş’ın yediği hiçbir gol güzel gol değildir. Ama attığı her gol çok güzeldir. Trabzon’da öyle değil. Yediği gole bile, “Ne biçim vurdu? Nasıl bir goldür bu?” diyebilirdi. Sonra o seyirci profili değişti. Şimdi yeni statta, yeni tesiste tekrar eski ruhu yakalamaya başladığını düşünüyorum.

günebakış: Galatasaraylısınız ama spikerlik yıllınız sizi Trabzonspor sempatizanı da yaptı…

Ümit Aktan: Sempati duymamak mümkün değildi o zaman. Çünkü nerelerden gelmiş, neleri başarmış bir takımı anlatıyorsunuz. 2. Lig’deki şampiyonluk maçını anlatıyoruz. Sonrasında Trabzonspor lige çıkıyor ve üst üste şampiyonluklar kazanıyor. Başlangıç dönemlerinde de hep birlikteydik. Mesela 1976 dönemi Türkiye’de tasarruf dönemiydi. Ve o dönemde bir hafta olmasa diğer hafta Ankara’dan otobüsle 16 saat Trabzon’a gittiğimi bilirim. Maçı anlatır, 16 saat yolculuğun ardından tekrar geri dönerdik. Tasarruf politikası uygulandığı için uçak yasaktı o dönemlerde. Trabzonspor’u öyle yaşadık. Maçtan 1 gün önce giderdik ve sabahleyin Özgür Otelin ilerisinde pide yerdik…

Mesela Liverpool maçının maç yemeği yeniyor ve Ahmet Suat Hoca bana “Sen de gel.” diyor. Ben de gidiyorum ve maç öncesinde takımla birlikte yemek yiyoruz. Maç da 15.30’da…

günebakış: Bir anlamda takımın parçasısınız…

Ümit Aktan: Evet… Takımla birlikte oturdum ve maç yemeği yiyorum bende. Sonra oradan çıkıyoruz ve Bekir, “Hadi biraz yürüyelim.” diyor. Biraz yürüdük ama o doymamış. Sonra biz Bekir ile Usta Otelin arkasına girdik, orada bir arabada soğanlı köfte-ekmek yaptırdık ve tekrar yedik. Liverpool maçından önce oluyor bunlar. Oradan herkes kendi imkânlarıyla stada yürüyerek gidiyor. Sonuçta Liverpool maçına gidiyorsun. Olacak iş değil! Halkın arasından yürüyerek gittik. Sonra Bekir soyunma odasına gitti, ben de maçı anlatacağım yere çıktım. Yani o bambaşka bir havaydı. O zamanlar bunu İstanbul takımlarıyla yaşayamazdınız. Çünkü o arkadaşlık, dayanışma yoktu…

Mesela İzlanda’dan Akranes maçının dönüşünde Londra’dan Brüksel’e geçtik ve aktarmalı geliyoruz. 2 gün sonra da Trabzonspor’un lig maçı var. Otobüsle devam edeceğiz ve Frankfurt uçağı ile Türkiye’ye döneceğiz. O zaman uzak seferleri şimdiki gibi değildi tabii. Brüksel’den Frankfurt’a otobüsle geldik. 7 saat falan sürdü. Bütün Lüksemburg’u otobüsle geçtik ve ben de takım otobüsündeyim. Hani arka 5’li derler ya,  takımın papazları denir onlara. Ali Kemallerle birlikte ben de oradayım. Saatlerde çaydanlık diye bir oyun var, onu oynadık. Çok eğlenmiştik. Hâlâ daha Ali Kemal telefon açar, “Ne haber çaydanlık!” der. Ben de ona, “İyiyim çaydanlık!” derim. Öyle bir samimiyet vardı. Bunu Alex ile Volkan Demirel ile veya Hakan Balta ile kuramazsınız…

6 sene hem Avrupa’da hem de Türkiye’de çok başarılı geçen, Türkiye şampiyonlukları yaşanan, İstanbul takımlarına kök söktüren dönemde yaşamış olduğum için bende bıraktığı iz daha farklı oldu. Bende de iz bıraktı ama ben de iz bıraktım.

günebakış: Bu uzun yıllar içinde gerek Avni Aker’de gerekse futbolcularla birçok anıyı da biriktirmişsinizdir…

Ümit Aktan: Çok vardır tabii… Mesela yanılmıyorsam ertesi gün yine Liverpool maçıydı. Takım otelde kamp yapıyordu. Gece kimseyi uyku tutmuyor tabii. Ertesi gün Liverpool maçı var ve 3. tur oynuyorsunuz. Taraftarlar Özgür Otelin orada zaten sabah 5’e kadar davul çalıyorlar ve Liverpolluları uyutmayacaklar. Ama kendileri de uykusuz kaldılar. Biz de otelin altında bir masada Turgay arkasına yaslanmış, Ahmet Suat Özyazıcı’nın omuzuna elini koymuş ve bir dörtlü yapmışlar. 66 diye bir iskambil oyunu oynuyorlar. Turgay arkadan seyrediyor ve hepsi birbirine laf atıyor. Saat gece 11 olmuş ve uyuyamıyorlar. Biz onu seyrederken Necmi Perekli indi aşağıya. Necmi aynı zamanda benim asker arkadaşımdır. Necmi Perekli aşağıya inince, “Hocam uyuyamıyorum.” dedi. O zaman onun beli ağrıyordu. Uzun süre belinden iğne olarak oynadı o dönemlerde. Sonra Necmi tekrar, “Ben burada uyuyamıyorum. Gideceğim.” dedi. Suat Hoca da “Tamam oğlum. 12’de maç yemeği var oraya gel.” dedi ve kalkıp evine gitti. Düşünün, ertesi gün maç var ve gece saat 12 olmuş. Kampı terk etti ve daha rahat yatakta yatacak diye evine gitti. Otelin yatağında uyuyamamıştı. Ertesi gün maç yemeğine de geldi, maçta da oynadı, penaltı da yaptırdı ve Liverpool’u yendiler. Düşünün Avrupa kupası maçı oynuyorsunuz ve böyle bir maç hazırlığı olabilir mi? Yani böyle birçok anı var ama beni etkileyen anılardan biri buydu.

O dönemlerdeki isimlerden Şamil Ekinci ile birlikte seyahat yapmak, Şamil Ekinci ile futbol konuşmak, İskender Bey ile oturup muhabbet etmek… Bular çok farklı şeylerdi. Boztepe’ye çıkılır hep birlikte çay içilirdi.

Mesela çaycı Ahmet, İstanbul’dan arkadaşım. Alırlardı beni ve 2-3 kişi mangal yapmaya giderdik. Ertesi gün de maçlarını oynarlardı. Ama maç anlatmaya geldiğimde hiç bırakmazlardı beni. Başka bir havaydı o. Küçük şehirde oyuncular özgürdüler. Şimdi şehir çok büyüdü ama futbolcular hiç özgür değiller. Kendi köşelerinde kamp yaptıkları villalarında, iki yabancı birbirleriyle görüşerek yaşıyorlar. Şimdi şimdi bir kaynaşma hissediliyor. Ben inanıyorum ki 11 Trabzonsporlu oyuncu arasından en az 5-6 tane Yusuf Yazıcı gibi oyuncu çıkar ve onlar da sizi ilk 3’ün içinde yarıştırır.

Hep yanlış transferler, yanlış birikimler, yanlış kullanılan kaynaklar Trabzonspor’u bugünlere getirdi. Şu anda doğruyu buldular ve uyguluyorlar ama önümüzdeki sene bunun üzerine koyabilirlerse eski Trabzonspor’u buluruz.

günebakış: Anlattığınız maçlardaki goller arasında hem anlatım olarak hem de önem açısından farklı bir yere koyduğunuz gol var mı?

Ümit Aktan: O kadar çoktur ki... Genellikle bu tür şeyler Avrupa maçlarında olurdu. Mesela Akranes ile oynanan rövanş maçında Cosmos Engin’in 35 metreden vurduğu bir top vardı. Ben daha vururken gol olacağını hissetmiştim. Hâlbuki hareketli bir toptu da. Engin topa vurmadan önce, “Bu gol olur!” diye bağırmışım ama o sırada kendinizde değilsiniz. Öyle sahneler, öyle goller çok oldu… Tabii Liverpool maçındaki gol penaltı ama oradaki coşku bambaşka bir şey…

Mesela benim anlatmadığım maçta Trabzonspor, Barcelona’dan gitti 7 tane yedi. O maçı da ben anlatacaktım ama işlerim dolayısıyla gidemedim ve Bülent Karpat’ı gönderdiler. Bülent’in de anlattığı ilk maçtı ve zaten son oldu.

günebakış: O zamanın Avni Aker’i, taraftarın takımını sahiplenmesi nasıldı?

Ümit Aktan: Taraftar daha sıcaktı. Birbirlerinin üzerlerine çıkarlardı! Taraftarın küfrü bile batmazdı oyuncuya! Küfründe bile zarafet vardı! Yani öyle ince, pırıltılı, zekâ dokusu taşıyan hakaret ederdi ki ironi ve hiciv arasında gezinen bir jargondu. Düşünün Bursa ile kupa maçı oynuyorsunuz ve ilk maçta da mağlup olmuşsunuz. O maçı da ben anlatıyorum ve Yılmaz Vural da Bursaspor’un teknik direktörü. Böyle bir maça 5. golü atınca ne yaparsınız? Horon teper eğlenirsiniz. Çünkü maçın bitmesine 6-7 dakika var. Trabzonspor bu esnada da 6. golü kovalıyor. O esnada “Başbakan Lemi”, sağ taraftan koptu gitti. İçeriye girince de vurdu ve top yan ağlara gitti. Avni Aker “Lemi dışarı!” diye yıkılıyordu. Niye? 6. golü atamadı diye. Avni Aker’in böyle bir algısı var. Böyle bir şey de Avni Aker’de olur sadece.

O baraka, ondülin gibi bir damın ayaklara dayanmış, kapalı tribün düzeninde olurdu öyle bir şey. Mesela o unutulmaz bir sahneydi. Lemi de gelip tribüne sırtını gösterdi. Maçtan sonra ben de sordum, “Ne yapmak istedin? Neden sırtını gösteriyorsun?” diye. O da “Abi sırtımdaki numaraya baksalar ya. 2 numara… 2 numara gol atar mı? 9 numara olsam tamam yani. Oraya kadar gittiğime şükretsinler!” demişti. Böyle bir espri anlayışı vardı. Oyuncu seyirciyi, seyirci oyuncuyu yerden yere vuruyor ama sokağa çıktığı zaman aynı caddede yürüyebiliyorlar. Oyuncu, taraftar, teknik adam birbirlerine takılıyorlardı. Mesela Özkan Sümer bir efsanedir. Her gittiğimizde bir arada ne anılar, ne hikâyeler biriktirmişizdir…

Trabzonspor taraftarı o dönemlerde takımlarına hiçbir zaman gönül koymamıştır. Mesela en kötü düşmanı bile Trabzon’a maç seyretmeye gelebilir. Trabzonspor taraftarında o olgunluk vardır. Adam gibi gelirse ama… Bugünkü gibi yöneticilerin kaşıdığı düzenler Trabzon’un kanına dokunur! Ona tahammül edemez…

günebakış: Sayın Aktan teşekkür ederiz.

Ümit Aktan: Ben teşekkür ederim.

Anahtar Kelimeler:
ümit Altan
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner108