banner114

Trabzonspor ruhu sahadaydı, tribünler de bunu zevkle seyrediyordu

NİZAMETTİN ALGAN KİMDİR?

Nizamettin Algan, 9 Eylül 1930 tarihinde 3’ü erkek, 5’i kız 8 kardeşin 3.sü olarak Trabzon’un Maçka ilçesi -o zamanki ismiyle- Haçavera (Yeşilyurt) köyünün Kamaha Mahallesi’nde dünyaya geldi.

Algan, ilkokulu Maçka’da, ortaokulu Kanuni Ortaokulunda, liseyi Trabzon Lisesinde bitirdi. Daha sonra üniversite sınavına girerek İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesini kazandı.

Askerlik görevini tamamladıktan sonra Trabzon’a gelerek diş hekimliği muayenehanesi açan Algan, aynı zamanda Trabzon’da diş hekimliği için muayenehane açan 5. kişiydi.

Nizamettin Algan, dönemin yöneticilerinin ısrarı üzerine İdmanocağı’nda futbol oynadı ancak bu çok kısa sürdü. Mesleğine dönen Algan yine aynı yöneticilerin ısrarı üzerine bu kez yönetici olarak futbolun içinde yer aldı. Trabzonspor’un kuruluş aşamasının her ânında bulunan Algan, dönemin en sevilen isimlerinden birisi oldu.

Algan, 13 yıllık Trabzonspor yöneticiliğinin ardından Sicil Kurulu Başkanlığı ve Divan Kurulu Başkanlığı yaptı.

Trabzonspor’un kurucu üyelerinden Nizamettin Algan, bordo-mavili takımın kuruluşunda başroldeki isimlerinden birisiydi.

Asıl mesleği diş hekimliği olan Nizamettin Algan, Trabzonspor’un kuruluş yıllarında özellikle takımın renklerinin ne olacağı konusunda yaşanan polemiklere iddialı bir şekilde açıklık getirerek, “Bordo-mavi renklerin belirlenmesi hususunda ‘Yok hamsinin gözü, yok denizin rengi!’ Bu konuda yapılan açıklamaların tamamı yalan. Trabzonspor renklerini ne hamsinin gözü ne de Vali Celal Kayacan belirledi! Renkler İdmanocağı ve İdmangücü yönetimindeki temsilcilerin belirlediği renklerdir.”  sözleriyle noktayı koyuyor.

Trabzon’un Maçka ilçesinde dünyaya gelen ve ilkokulu da ilçesinin köyünde okuyan Algan, aslında futbolu ortaokul yıllarına kadar tanımadı. Okul hayatını sürdürmek için Trabzon’a geldiği zaman futbol topuyla tanışan Nizamettin Algan, Trabzon Lisesinde okuduğu dönemde Hayri Gür’ün sınıflar arasında maçlar tertip etmesi sonrası kendisini kadroya alması ile de hayatına yeni bir yön veriyordu âdeta.

“Her futbolcu gibi forvet olmak istiyordum ancak sağ açık başladım ama Hayri Bey beni 2-3 antrenmandan sonra sağ beke çekti ve futbolu bırakana kadar da sağ bek oynadım.” diyerek o ilk dönemlerini anlatan Algan, İstanbul Üniversitesinde okurken de amatör liglerde oynadı.

Üniversiteden mezun olduktan sonra Trabzon’a dönen Algan, mesleği ile ilgili bir muayenehane açtı. Merhum Sebahattin Kundupoğlu’nun İdmanocağı’nın genel sekreteri, aynı zamanda ağabeyinin de yurttan arkadaşı olan Rıfat Dedeoğlu’nun da başkanı olduğu dönemde kendisine İdmanocağı’nda futbol oynama teklifi gelir. Teklifi kabul eden Nizamettin Algan, takımla antrenmanlara başlamıştır bile. Ancak takımda iki arkadaşın arasında yaşadığı diyalogdan rahatsız olan Algan, bu durumu Sebahattin Kundupoğlu’na anlatır ve aynı şeyleri kendisinin de yaşayabileceği endişesini taşıdığı için 1957 yılında futbol hayatını noktalar.

Algan, futbol hayatını bitirmesine rağmen İdmanocağı yöneticileri ile diyaloglarını hiç kesmedi. Ve ısrarlar üzerine İdmanocağı’nda yönetime girer. Sonrasında mı? Sonrasında Trabzonspor’un kuruluş aşamaları... Kendi deyimiyle, “Uzun mevzular, tartışmalar, çekişmeler…” Ve bxylece bordo-mavili takımın kuruluşu gerçekleşir.
Bundan sonrasını da Nizamettin Algan’dan dinleyelim. Ama önce Trabzonspor’un kurucu üyesi saygıdeğer Nizamettin Algan’ı tanıyalım.

günebakış: Sayın Algan, nasıl bir aileniz vardı? O dönemin yaşantısı nasıldı, bize anlatır mısınız?

Nizamettin Algan: Ben 9 Eylül tarihinde dünyaya geldiğim için o tarihin benim için ayrı bir önemi daha var. 9 Eylül’de İzmir’e ilk giren Yüzbaşı Şerafettin İzmir, benim babaannemin yeğeni. Çoğu kişi de espriyle, “Senin doğum gününü İzmir’de kutluyorlar.” derler bana. Babam Maçka’da bakkal dükkânı işletiyordu. Ama o bakkal dükkânında o zamanlar toplu iğne de elbiselik kumaş da vardı. Hem de bin bir çeşit…

1915 yılında seferberlik için köyümüzden gittiklerinde babam yetim kaldı. Dedemler Sarıkamış’ta donan şehitlerden. Köyümüzün Haydar Karsan isimli bir hocası vardı. İlkokullar o zaman 3 seneydi. Babamla amcamı sülalemizin büyüğü olan babamızın halası okula veriyor. Babam 3 yıllık ilkokulu bitiriyor. Bitirdikten sonra Maçka’da o yaşta amcamla birlikte bakkal dükkânı açıyorlar. O döneme göre geliri ve arazisi iyi olan ailelerdendik. Ben hâlâ her yaz köyüme gider 4-5 ay kalırım, evlerimiz durur.

Babam eğitime önem veren bir insandı. Bir ara öğretmen vekilliği de yaptı. O zaman öğretmen vekilliği yapanların öğretmenlikte kalma şansı da vardı ama babam kalmadı, bakkala devam etti. Ancak babam eğitim konusunda çok duyarlı bir insandı. İlhami Algan çok yakın akrabamız, dedelerimiz kardeş. Babam onun amcasını ilkokuldan mezun ediyor. Annesine baskı yaparak Trabzon’da ortaokula veriyor ve liseyi okutuyor. Ve o günkü ismiyle mülkiye, bugünkü ismiyle siyasal bilgiler fakültesinde okutuyor ve kaymakam oluyor. Bize sıra gelince bizi de okutuyor. İlk, orta ve liseyi… Kızlar hariç. Kızlardan en son kızı okuttu ve lise mezunu yaptı. Kızları okutmamasının sebebi, o yıllarda kızları okutmak usulden değildi. Bir de köy hayatımız vardı bizim. Arazimiz de geniş, tarlamız, bağ bahçemiz var. Oralarda da çalışacak insana ihtiyaç vardı. Kızlar daha çok oralarda çalıştı.

Trabzon Lisesinde okuduğum yıllarda ailemiz Maçka’da olduğu için bir odanın içinde 2-3 kişi talebe arkadaşlar olarak kalıyorduk. Kendin pişir kendin ye, okula git gel şeklinde geçiyordu günlerimiz.

Lise bitti ondan sonra üniversite hayatı başladı. Diş hekimliği okudum. O dönemlerde benim aklımda ya doktor ya da mühendis olmak vardı. İstanbul’a gittiğimde abim tıp fakültesinin son sınıfında okuyordu. Abim de düşüncemi sordu ve bana, “Doktor olacaksan diş doktoru, mühendis olacaksan mimar olacaksın.” dedi. Her üniversitenin imtihanı ayrıydı ve ben de ayrı ayrı girdim. Müracaatta tercih vardı. İstanbul Üniversitesinde sınava girdim. Abim tercihlerimde birinci sıraya dişçiliği, ikinci sıraya eczacılığı, 3. sıraya orman mühendisliğini, 4. sıraya tıp fakültesini, 5. sıraya da maden mühendisliğini yazdırdı. İmtihana girdik ve ilk tercihim olan diş hekimliğini kazandım. İstanbul Tıp Fakültesine bağlı diş hekimliği... Ve öğrenciliğim boyunca da Trabzon Yurdu’nda kaldım.  

günebakış: Trabzon’da futbolla yolunuz nasıl ve ne zaman kesişti?

Nizamettin Algan: Sebahattin Kundupoğlu beni İdmanocağı’nda oynatmak istedi. Ancak ben istemedim ve 1957 yılında diş hekimi olarak serbest muayenehane açtım. Kendi mesleğime baktım bir anlamda. 1962-1964 yılları arasında yedek subaylığımı yaptım. Tekrar Trabzon’a geldim ve 1964 yılında Sebahattin Kundupoğlu beni bu kez idareci olarak İdmanocağı’na soktu. Trabzon’da ben diş hekimi muayenehanesi açan 5. kişiydim. Maddi anlamda da durumum iyi sayılırdı. Günümün yarısı muayenehanede, yarısı kulüpte geçiyordu artık. 1967 yılında da Trabzonspor’un kuruluşu gündeme geldi. O mücadeleler, o müzakereler…

günebakış: Neydi o müzakereler, mücadeleler?

Nizamettin Algan: O konular çok uzun. Amatör futbol Trabzon’da 1910’lardan beri var. 1965’e, 1967’ye kadar var. Futbol Federasyonu, 1965 senesinde 2. ligi kurmak için karar aldı. Ama şartları vardı tabii. Her ilden bir takım alacak. O takımın ismi şehrin ismi olacak ve en az 3 kulüp birleşecek. Trabzon’da da senelerce rekabet hâlinde olan, 1923’lerde başlayıp 1967’ye kadar gelen İdmanocağı ve İdmangücü var. Diğer kulüpler de var ama büyük rekabet bu iki kulübün arasında. Bu iki kulübün birleşmesi arzulanan şeydi. Ama İdmanocağı Kulübü İdmangücü ile birleşmek istemiyor. Ben İdmanocağı’nda idareciydim. Ama durum buydu. Kamuoyunun baskısına uyarak iki kulüp arasında görüşmeler başladı. 3 kişi İdmanocağı’ndan, 3 kişi İdmangücü’nden... Birleşme şartları konuşulacaktı. Bizim akıl hocamız Sebahattin Kundupoğlu, Kulüp Başkanımız Rıfat Dedeoğlu. Ama o toplantılara bunlar gitmiyor. Benim ekip başkanlığımda Hasan Ataç ve Necmi Duman isimli iki arkadaş, İdmangücü’nden Refik Karaağaçlı, Sabit Sabır ve Ahmet Yıldırım isimli bir kişi daha. Biz hep orada süreyi uzatmaya çalışıyorduk, politikamız oydu. İdmanocağı habersiz iki amatör kulübü yanına alıp evrakları hazırladı, dosyayı tamamladı ve Federasyon’a gönderdi. Bir taraftan da biz sürekli müzakereleri sürdürüyoruz. Yani bu bir anlamda oyalama taktiğiydi. Bu arada İdmanocağı’nın tescili geliyor. Ama bu işi Ankara’da takip eden İdmanocaklı bir idareci var. Sonuç postalandı, Kundupoğlu’na haberi telefonda veriyorlar. O zaman da telefonla konuşmak bağlamalı. PTT’de şehirlerarası masa vardı. O akşam nöbetçi olan arkadaş İdmangüçlü. Ankara’dan arayan İdmanocağı’nın idarecisi. Sebahattin Kundupoğlu’nu arıyor. Yani İdmanocağı’nın genel sekreteri. Büyük mesele Trabzonspor’un kuruluşu. Tabii görevli arkadaş bunları dinliyor. Sonra da İdmangüçlü idarecileri arayıp durumu anlatıyor. İdmangücü’nün başkanı o dönem Ali Osman Ulusoy… Sabit Sabır yönetici, Refik Karaağaçlı genel sekreter. Sabit Sabır, valiye baskı yapıp yazıyı tebliğ ettirmiyor. Ve çarçabuk iki amatör kulüple birleşip müracaat ediyorlar. Onların tescili çıkıyor. Bizimki hasıraltı oldu. Bu kez İdmanocağı Danıştay’a gidiyor. Trabzonspor bir sene boyunca 1. Lig’de kırmızı-beyaz oynuyor. Danıştay kararı sonuçlanınca takımın iptali geliyor. Bu sefer Trabzon tamamen karıştı. Yeniden bir araya gelme, müzakereler derken büyük mücadelelerden sonra iki kulüp birleşmeye mecbur kaldı. Çünkü birleşmeleri yönünde kamuoyundan büyük baskı vardı. Ankara’dan Federasyon dâhil politikacılardan da bu yönde baskı geliyordu. 1967 yılının 2 Ağustosu’nda da resmen kuruluş tamamlandı.

günebakış: Renkler konusu nasıl netleşti bir de sizden dinleyebilir miyiz?

Nizamettin Algan: O konuda çok spekülasyon var. Başlangıcından sonuna kadar bütün toplantılarında bulunan birisiyim. İki kulüp birleşecek. Birisi sarı-kırmızı, diğeri yeşil-beyaz… Kurulan Trabzonspor kırmızı-beyaz. Zaten birleşememenin en büyük sebebi o, yani renk. İdmanocaklılar renklerinden vazgeçmiyor. İdmangüçlüler de sarı-kırmızıyı kabul etmiyor. Ancak renk tespitine sıra geldiğinde, “Sarı-kırmızı olmayacak. Bunu İdmangüçlüler kabul etmiyor. Yeşil-beyaz da olmayacak. Bunu da biz kabul etmiyoruz.” Ortada renk kaldı mı? Zaten 7 tane renk var. Kalan renkler siyah, kahverengi, mavi. Bu tartışmalar o zamanın Beden Terbiyesi Genel Müdürü Ulvi Yanal’a kadar gitti. Bu sefer kulüpler onun başkanlığında yeni bir toplantıda bir araya geliyor. Orada da epey bir tartışma yaşanırken Yenal, “Birleşmezseniz Trabzon’dan takım almayacağım.” diyor biraz da tepkiyle. Ve bu kez bizlerde biraz yumuşama oluyor. Renkler konusu yine tartışma konusu olunca Ulvi Yenal, “Yormayın beni, bir renk siz, bir renk de siz söyleyin.” diyor. Bizden Hasan Ataç isimli avukat arkadaşımız, “Koyu Bordo”, İdmangücü’nden de Ahmet Yıldırım “Açık Mavi” diyor. Trabzonspor renklerini şuradan, buradan aldı deniyor ya… Öyle değil. Çünkü o dönemler gazeteler hep siyah beyaz. Evet, biz Avrupa takımlarının isimlerini biliyoruz ama renklerini eğer maçını Avrupa’da izlemişsen görürsün. Mesela bir dedikodu da “Hamsinin gözü kahverengi-bordo!” Böyle de değil. Benim anlattığım şekilde gerçekleşti.

günebakış: Yeni kurulan Trabzonspor’da oldunuz mu?

Nizamettin Algan: O süreç biraz sıkıntılı geçti. İlk yönetim İdmanocağı’ndan 10 kişi, İdmangücü’nden 10 kişi olmak üzere kurucuları 20 kişi. 6-7 ay hattâ 1 seneye yakın zamanda kulüpleri ve camiaları birleştirdik ama lokalleri birleştiremedik. Lokaller ayrı yerlerdeydi. İlk sene İdmanocağı grubu bütün İdmangüçlüleri tasfiye etti ve İdmanocaklılardan 12 kişilik bir yönetim yaptı. Yine kavgalar başlayınca dış baskılar kamuoyundan gelmeye başladı. Ve yine eşit oranda isimler alınarak işler rayına girmeye başladı. Ben bütün hepsinin içinde bulundum. 1967’den 1980’e kadar bir sene boşluk dışında sürekli yönetimlerde oldum. 2 sene yöneticilik, 2 sene genel sekreter yardımcılığı, 4,5 sene genel sekreterlik, 4,5 sene asbaşkanlık, 3 sene sicil kurulu başkanlığı, 6 sene divan başkanlığı yaptım. Toplamda 20-25 sene hizmet ettikten sonra geri çekildim. Yönetimlerde bulunmadığım zamanlarda bile hep Trabzonspor’a hizmet ettim. Evimden çıktığımda bile yine buraya geliyorum. Biz aidiyet anlamında da kendimizi hep Trabzonspor’a ait hissettik. Böyle de devam ediyor. Bir tek 1984 yılındaki son şampiyonlukta bulunmadım. Onun dışındakilerin hepsinde bulundum.

günebakış: Ve Avni Aker diyelim…

Nizamettin Algan: Avni Aker, Türkiye’de ilk beden eğitimi öğretmenidir ve aslen Vakfıkebirlidir... İlk tayin yeri de Trabzon’dur. Trabzon’a geldikten sonra sporun içinde olan ve çok idealist bir adam. Tarafsız bir adam, olaylara iyi bakan bir adam. Misallerle vereyim: Seneler sonra Hayri Gür’ün tayini Trabzon’a çıkıyor. Hayri Gür de Ankara’da Hasan Polat’la futbol oynuyor. Tayini çıkınca Hasan Polat’a, “Trabzon’a gidiyorum, nerede futbol oynayayım?” diye soruyor. Trabzon’da o zaman 5-6 tane amatör takım var. Hasan Polat da İdmanocaklı ya, “İdmanocağı’nda oyna.” diyor ona. Hayri Gür Trabzon’a geliyor ve Avni Aker’e, “Futbol oynamak istiyorum, nerede oynayayım?” diye soruyor. “Ben tarafsız bir adamım ama kamuoyu beni İdmanocağı sempatizanı sanıyor. Sen İdmangücü’nde oyna ki denge olsun.” diyor. Ve Hayri Gür İdmanocağı’nda oynuyor. 2-3 sene sonra Turgut isimli bir hoca geliyor Trabzon’a. Ona da “Sen de git İdmanocağı’nda oyna.” diyor. Yani orada da yine dengeyi düşünüyor.

Avni Aker isminin verildiği stat o zamanlar tarlaydı. At arabalarıyla oraya toprak taşıyarak orayı düzelterek stat hâline getirmişler.

günebakış: Avni Aker’de izlediğiniz ilk maçı hatırlıyor musunuz?

Nizamettin Algan: 1950 senesinde lise son sınıftaydım, o zaman ismi Şehir Stadı idi. Yani ilk kez Şehir Stadı iken gitmiştim. Çimlenmiş, kale direkleri takılmış ama tribünlerin henüz temeli bile atılmamıştı. Dümdüz bir sahaydı. Rahmetli Hayri Bey bize orada lastik ayakkabı ile bir hentbol maçı oynattı. Yani ben orayla hentbol maçıyla tanıştım.

Trabzon’da sadece futbol değil, sporun bütün branşları vardı. Voleybol, atıcılık, hentbol, tenis… Sanat müziği, opera…

günebakış: Avni Aker’deki maçları anlatın bize…

Nizamettin Algan: O ruh sahada vardı. Bu futbolcuların nüvesi 1972’de atıldı, 1973’te tamamlandı. Herkesin ezbere bildiği kalede Şenol, ileride Turgay, Necati, Kadir, Cemil, önde Ali Kemal, Hüseyin… Bu kadro 1973’te tamamlandı, 1980’e kadar bunun bakiyesi devam etti. Arada bırakanlar oldu ama bırakanların yerine takviyeler oldu, ki o takviyeler bilinçli oldu. Esas güç orada, sahadaydı. Tribünler sadece zevkle seyrediyordu.

günebakış: O dönemde taraftar nasıldı, sizin bakış açınızla bize anlatır mısınız?

Nizamettin Algan: Trabzonspor taraftarı başarıya alışmış bir taraftardı. Biz şampiyon olduğumuz sene lig bitmeden şampiyonluğumuzu ilan ettiğimiz bir yılda son maçın hasılatını bölgeden almaya ben gittim. O zaman öyleydi. Bölge kendi hesaplarını yapar, geriye kalanı kulübe verirdi. Ben hasılatı almaya gittiğimde hakem paralarını karşılayamadık. İki hafta önce şampiyonluğumuzu ilan ettik. Tribün hasılatı masrafları karşılamadı. Dediğim gibi taraftar artık şampiyonluklara alışmıştı.

Hattâ bir arkadaşımız, taraftarın o sene şampiyonluk puanını beğenmediğini söyler ve “O sene 39 puanla şampiyon olduğu için taraftar o puanı beğenmedi. Yani taraftar o sene şampiyonluğu beğenmedi. Trabzonspor o yıl beraberliklerle gitti. 1976-1977’deki kadrosu gitmiş, insanlardaki heves de kalmamıştı.” diyor.

günebakış: Avni Aker’de en çok sevindiğiniz ya da üzüldüğünüz, unutamadığınız anılarınız nelerdir?

Nizamettin Algan: Birbirinden ayıracak durumum yok. Şampiyonluğu alkışladığımız zaman göğsümüzü gere gere çıkıyorduk oradan.

Zeminini düzeltmek için Zigana Dağı’ndan, Akçaabat’ın zirvesinden Yeri diye bir köyden çim taşıyıp çim dizdik. En kolay şekil nedir diye düşündük ve böyle yaptık. Ekersen birkaç ay girmemek gerekiyor çünkü. Biz de gidip köylerden hazır çimi alıp geldik. Bir sene Zigana Dağı’ndan bir sene de Akçaabat’ın o Yeri denen köyünden. Onun bir makinesi vardı, onu iterek yuvarlar kamyona koyar ve getirip stada sererdik. Tribünler 1950’de yoktu, 1955’te saha açıldığı zaman vardı. 2400 kişilik tribünle başladı, sonra büyüterek 24 bine kadar çıkarıldı.

Kadınlar sayıları azdı ama maça geliyorlardı. Necmi Perekli’nin annesi bütün maçlara gelirdi. Şefik abla diye bir ablamız vardı, onunla her maçta oradaydı. Futbola olan ilgiden kaynaklanıyordu o. Onu izah etmek güç yani. Herkes içinden gelerek geliyordu maçlara.

Enteresan bir şey var: Türkiye’nin bütün şehirlerinde İstanbul takımlarının taraftarları vardır, üstelik ses çıkartacak kadar. Ama Trabzon’da yok. 2. Lig’deyiz. Kulüp için yardım topluyoruz, uğraşıyoruz. Kunduracılar’ın o zamanki zengin tüccarları, “1. Lig’e çıkamıyorsunuz, çıkıp gelin.” dediler. 1. Lig’e çıktık, yine bir Kunduracılar ziyaretinde, “E parayı daha ne yapacaksınız! 1. Lig’e çıktınız.” dediler bu kez. Bu da ilginç bir durum olarak anılarımızda yerini aldı.

günebakış: Akyazı Stadı’na geçişte hüzün yaşadınız mı?

Nizamettin Algan: O benim içimde bir ukde. Ben Avni Aker’in ismiyle oraya taşınmasını isterdim. Bunu sorana söyledim ama gidip yönetime söylemedim. Orasının ismi verilirken isim var, yeni bir şey aramaya gerek yoktu. Avni Aker Kompleksi denebilirdi ama içerideki stat ismi yine satılabilirdi. Yönetim bir tereddütte kaldıysa bir kamuoyu yoklaması yapılabilirdi. Tepeden inme, yukarıdan aşağıya, birileri söyledi oldubitti. Ama olmaz. Şenol sevdiğimiz bir evladımız. Ayrıca benimle olan diyaloğu daha başkadır. Onun kayınpederi benim canciğer arkadaşım. Evlenirken ben kefil oldum da kızı verdiler ona. Bunu kendisi de “Abim, idarecim ve bunun sayesinde evlendim, kızı bana vermediler!” diyerek anlatır. Bu derece severim onu, o da bana saygılıdır. Ama Şenol’un yaptıklarının yanında başkaları da var. Turgay’ı, Necati’si, Hüseyin’i, Kadir’i, rahmetli Cemil’i var, Ali Kemal’i var. Onun ismini veriyorsun, öbürlerini ne yapıyorsun?

günebakış: Sayın Algan teşekkür ederiz.

Nizamettin Algan: Ben teşekkür ederim.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner108