banner114

Trabzonspor bizde; Faroz’un çocukları, yenilmez armadadır…

Trabzonspor’un maçlarını anlatan ilk kişi olarak Trabzon deyince aklıma önce Faroz Çocukları geliyor. O yenilmez armada, olağanüstü 6 kez üst üste şampiyon olan takım bir mahallenin takımı. Bir semtten 11 kişi çıksın olağanüstü başarılara imza atsın. Fenerbahçe, Beşiktaş, Galatasaray’ı devirsin, 6 yıl üst üste yapmadığını bırakmasın… Şenol, Cemil, Hüseyin, Ali Kemaller, Kadirler… Orada kim ter dökmüşse hepsiyle son derece yakın ilişkilerimiz vardı, hepsiyle can-ciğer kardeşliklerimiz vardı.

Müthiş bir taraftar vardı Avni Aker’de. Kadınların maça ilgisi bir hayli fazlaydı. Kadınlar en önde otururlardı. Örneğin hiç unutmam bazı maçlarda en önde biraz kilolu bir kadın oturuyor elindeki şekerleri etrafa atıyordu. Öyle taraftarlar Eskişehir’de de vardı. Sadece Trabzon değil, Samsun, Ordu, Giresun da dahil ilk canlı yayınlarını ben yaptım. Bunlar unutulacak gibi değil, öyle anılar, gençlik anıları.

Orhan Ayhan… Kendine has yorumu, tarzı ve üslubuyla çocukluğumuzda radyolardan yükselen, ‘Mikrofonlarınız Trabzon’da Avni Aker’de’ dendiği zaman, ‘gol geldi’ beklentimize ilk onun sesiyle cevap alıyorduk…
Kim bilmez ki Orhan Ayhan’ı… Bizler onu futbol maçlarını anlatımıyla tanıdık önce, sonrasında boks ve biraz da kick-boks maçları… Bir mesleğe adanan bir ömür neredeyse…

Orhan Ayhan 1938 yılında İstanbul Kartal’da dünyaya geldi. İstanbul Erkek Lisesi’nin ardından İstanbul Üniversitesi Coğrafya Bölümü’nü bitirdi.

Efsanevi spor yorumcusu, spikeri ve en çok da boks maçlarının unutulmaz sesi olarak hafızalarımızda yer edindi kendisine o. Spor yazarlığına başlamadan önce futbol oynadı. Babasının da başkanlığını yürüttüğü Vefa Spor’un bünyesinde futbol ve basketbol oynadı. Aynı kulüp çatısı altında boks şubesini açan isim oldu.

Erol Çetindağ isimli foto muhabiri bir arkadaşının sayesinde 1957 yılında Son Posta Gazetesinde spor muhabirliği ve spor yazarlığına başladı. Daha sonra sırasıyla 1962 yılında Tercüman ve Güneş gazetelerinin spor servislerinde çalıştı. O daha çok boks maçlarına yoğunlaştı ve bugüne kadar binlerce boks maçını anlattı. Spor yazarlığını da ağırlıklı olarak bu spor dalında yoğunlaşarak yaptı. Halit Kıvanç BBC’ye gideceği için ondan boşalan yere 1962 yılında TRT İstanbul Radyosu’nun açtığı spor spikerliği sınavında birinci oldu. Anlattığı ilk maç 21 Ocak 1963 Galatasaray-Milan Avrupa Şampiyon Kulüpler maçıydı. İlk anlattığı boks maçı ise Garbis Zakaryan ile Wene Brune arasıda yapılan maçtı. 1963 yılında bir de Rock Hudson ile Doris Day’in ‘Yastık Muhabbeti’ adlı filmindeki avukatın dublaj seslendirmesini yapmıştır.

TRT kadrosunda bir çok futbol maçını radyodan dinleyicilere anlattı. Boksör Muhammed Ali ile Mike Tyson’ın bütün maçlarını anlattı. Bugüne kadar 10 binin üzerinde futbol, boks ve kick-boks maçı anlattı. 2012 yılında Discovery Channel’de Rüya Takımı programı ile Wipeout adlı yarışmanın seslendirmesini de yaptı. O hangi spora ait bir müsabakayı anlatırsa anlatsın, anlatım tarzı ve ifade şekilleri ve yorumları insanların hem dikkatini çekmiş hem de beğenisini kazanmıştır. Basın Şeref Kartı sahibi, aynı zamanda Türkiye Gazeteciler Cemiyeti yönetim kurulu üyesi ve Türkiye Spor Yazarları Derneği’nin kurucu üyesi olan Orhan Ayhan, Boks Federasyonu yönetim kurulu üyeliği görevi de yaptı. Avrupa ve Dünya Boks Birliği Yönetim Kurulu üyeliği görevi yaptı. Bir dönem de Posta gazetesinde boks yazıları yazmıştır.

Evli olan ve Serhan ile Korhan isimli iki oğlu olan Orhan Ayhan’ın ‘Boks’,  ‘Kürsüdekiler’ ve son olarak ‘Mikrofonda 55 yıl, Gooller, Nakavtlar, Portreler ve Anılar’ (İkinci baskıya hazırlanıyor) isimli üç kitabı bulunmaktadır.

Hocam bize kendinizi, ailenizi anlatır mısınız?

VEFA GİDİNCE TRABZONSPORLU OLDUK

Orhan Ayhan >> 1938 yılında İstanbul Kartal’da dünyaya geldim. Kökenimiz Ege Bölgesi’nde Tire’dir. Bir kız bir erkek üç kardeşiz. Ben evin en büyüğüydüm. Babam müteahhit annem ev hanımıydı. Babam Trabzonspor’dan önce 4. Büyük kulübü Vefa’nın başkanıydı. Vefa Spor Kulübü 1908 yılında kurulmuş, Türkiye liglerinde muazzam mücadele vemiş, Milli Takım’a en az 2 oyuncu vermiş ve hep başa güreşmiş. Fenerbahçe, Beşiktaş, Galatasaray ve Vefa… Vefa kan kaybetmeye başladığı sıralarda babamın başkanlığı döneminde bir kez ikinci kümede şampiyon oldu sonrasında Trabzonspor devreye girdi ve 4. Büyük Trabzonspor oldu. Vefa güç kaybetti. Çünkü Vefa Spor Kulübü’nün kurucusu Vea Lisesi Saim Turgut Aktansel’den sonra Lise sahip çıkmadı. Şimdi amatör kümelerde mücadele veriyor.

Nasıl bir çocukluk yaşadınız, hayatınız nasıl gelişti?

GENÇ YAŞTA GAZETECİLİĞE BAŞLADIM

Orhan Ayhan >> Ben çocukluk yaşamadım. 19 yaşında gazeteciliğe başladım. Liseyi bitirdikten sonra üniversite derken Beşiktaş’ta konservatuara gidecektim. Bunun için müracaattan sonra evrakları verdiler bana. Yüksek Denizcilik Okulu’nun önünden geçerken öğrenciler beni durdurup, “Müdür Bey sizi istiyor” dediler ve beni üst katta bir yere çıkardılar. Her tarafa hakim bir odaydı. Ben de hep takım elbise ve şık gezerdim. Hatta bazen günde iki kez kıyafet değiştirirdim. Karşımda 1948 Londra Olimpiyatlarında Atletizmde 3 adım Atlamada bronz madalya alan aynı zamanda Türk Atletizm tarihinin ilk bronz madalyasını kazanan dinamik bir adam Ruhi Sarıalp. Beni karşısında görünce, ‘Nereden geliyorsun? Diye sordu. Ben de, ‘Konservatuara müracaat ettim’ cevabını verince, ‘Oraya gitmek yok, ben seni güverte subayı yaptım, pazartesi buraya geliyorsun, girişini yapacağız’ dedi. ‘Peki efendim’ deyip ayrıldım. Florya’da yazlık maçımız vardı. Eskiden bütün milli futbolcular gelir her hafta bir semte gider top oynarlardı, bugünkü gibi yasak değildi. Biz küçük olduğumuz için B takımı oyuncusuyduk. İçimizden bazılarını ben de dahil olmak üzere A takımda da oynatırlardı. Orada bir arkadaşım vardı, spor yazarlığı yapar aynı zamanda fotoğraf çekerdi. Bana, ‘Sana iş buldum, pazartesi günü gazeteciliğe başlıyorsun’ dedi. Son Pota Gazetesi Demokrat Parti Milletvekili Selim Ragıp Emeç, aynı zamanda rahmetli Çetin Emeç’in babası) gazetesi. 24 Temmuz 1957 yılında o gazeteye giderek spor yazarlığına başladım.

Spor yazarlığı daha farklı mıydı, nasıl oldu bu?

Orhan Ayhan >> İstanbul Erkek Lisesi Voleybal takım kaptanıydım. Yazlık şenliklerinde futbol oynuyordum. O esnada ayağım kırılmıştı ve ben artık hancı olmuştum. Yoksa sıradan bir futbolcu olup gidecektim. Lefter gibi oyuncular benim yazılarını yazdığım futbolcular oldu. Türk futbol tarihinin en eski olaylarının bilgisine sahibim. Dolmabahçe Stadı 1947 yılında açıldığında ben 9 yaşındaydım. Babam beni o açılış törenine götürmüştü. Aradan yıllar yıllar geçti ve yeni stat açılışına katıldım, bütün bunları gördüm ben…

Spor yazarlığında çok başarılı oldum. Türkiye’de sporu biliyordum, çok hareketli bir çocuktum ve Türkçem çok iyiydi. Küçüklüğüm hep dergi, kitap okumakla geçti. Her şeye hazırdım ve büyük bir patlama yaptım adeta.

1957 yılında mesleğe başladım, Eylül ayında bana Beşiktaş-Galatasaray maçı için gazetede tahmin yazısı yazdırdılar. ‘Galatasaray fark atar, beraberlik bile sürpriz’ diye yazdım Ertesi günü bu yazı gazetede çıktı. Maç sonucu Beşiktaş 1-Galatasaray 4…

HALİT KIVANÇ’LA, ‘EMİR DEMİRİ KESTİ’

1962 yılında çok iyi bir spor muhabiriyken, ‘Seni spor spikerliği sınavına yazdırdık’ dediler. Bir müddet ısrar ettiler, ben reddediyordum. En sonunda Halit Kıvanç, ‘Orhan’cım ben seni yazdım, ben BBC’ye kursa gidiyorum, sen imtihana gireceksin’ dedi. ‘Emir demiri keser’ misali ‘Peki’ dedim.

İstanbul Radyosu’nda 56 kişi sınava girdik. Sınavda önce haber okuttular. Amerika Vietnam haberleri. En iyi ben okumuşum. Arada bazı vurgular da vardı, o şekilde okudum. Daha sonra maç anlattırdılar bize. Yaklaşık 1.5 ay sürdü bu. Ve bu maç anlatımlarını bant yaptılar. Hiçbirisi yüzümüzü tanımıyor. Ben o 1.5 aylık sürede bir numara olmuşum. Henüz 24 yaşında idim ve birinci olmuştum. Tercüman gazetesinden Spor Müdürüm 2. Spor istihbarat şefim de 3. Olmuştu.

O dönemlerde Togay Bayatlı vardı. En önemli hakemler, spor yazarları, Nezih Demirkent gibi bir isim de vardı. O devrin ne kadar spor adamı varsa hepsi imtihana girmişti.

Neydi sizi diğerlerinden daha iyi kılan, artı yönünüz neydi?

ALLAH VERGİSİNİN YANINA BEN DE KATKI KOYDUM

Orhan Ayhan >> Mesela eskiden yerli futbolcuları hemen herkes tanırdı ancak yabancıları tanımazlardı. Örneğin spiker abilerimiz Türk oyuncular için, Hasan Ahmet’e verdi derlerdi. Yabancı olduğu zaman 9 8’e, 7 6’ya verdi şeklinde ifade ederlerdi. Beni birinci ilan ettikleri zaman Amerika’dan gelen bir program müdürü vardı, 8 lisan biliyordu. Bütün televizyon dünyasını bilen bu kişi benim için, ‘fevkalade bir yetenek’ ifadesini kullanmıştı. ‘Orta sahadan alıyor heyecanla ceza alanına kadar geliyor, bütün oyuncuları tanıyor, Türkçe hatası yapmıyor’ diyerek şöyle bağlamıştı, ‘Amerikalı profesyonel bir spor spikeri gibi, hemen başlayabilir.’ Allah vergisi varmış bizde hakikaten.  Ve hemen profesyonelliğe başladık ve maç anlatımından 32 lira para almaya başladım. Ben ne olduğunu çok zor anladım. Okulda özellikle lisede bütün öğretmenler dersleri bana okuturlardı. Okumam çok güzeldi. Bu arada okulda arkadaşlar bu durumu bildiği için dersi kaynatmak için bana okumaları uzatmam yönünde de ricada bulunurlardı. Okul zamanlarının güzel, neşeli zamanlarıydı bunlar. Tabi biz de arkadaşlarımızı kırmak en az 10-15 dakika dersi kaynatırdık. Sanıyorum ilk profesyonel talimler orada başlamıştı.

İlk maçınızı ne zaman, hangi maçta anlattınız?

İLK MAÇ HEYECANI VE YAŞANANLAR

Orhan Ayhan >> İlk maçımı 23 Ocak 1963 yılında bir kış günü ortalık kardan görünmüyor, Dolmabahçe’de (İnönü-Mithatpaşa Stadı) Galatasaray-Milan maçını anlatarak başlamıştım. O stat çok daha sonra Beşiktaş’a verildi. Ali Sami Yen Stadı da 1964 yılında açıldı. Milli Takımımız Bulgaristan’la özel maç yapıyordu. Benim ilk Milli Maç anlatımım oluyordu aynı zamanda. Halit Kıvanç’la birlikte anlatıyorduk o maçı. O maçta büyük bir olay olmuştu. En üst katta bir sosis büfesi alev aldı. Açılış maçında 58 bin civarında ayakta seyirci vardı. Yukarıdaki insanlar alevleri görünce korkudan panikledi ve adeta üzüm salkımı gibi aşağıya düştü. Tam 84 yaralı vardı o açılış maçında. Yaralıları vatandaşlar hastanelere taşımıştı o günü. Maç da 0-0 berabere bitmişti.

Ve 1963 yılının Nisan ayında Naci Serez bana, ‘Boks maçı anlatabilir misin?’ diye sorduğunda dünden hazır gibi kabul etmiştim. Çünkü Vefa’nın bünyesinde boks şubesini kurmuştum. Çok sevdiğim bir spor dalıydı. En az 4-5 branşı iyi bilen spor spikerleriydik. TRT’de de öyledir. Böylelikle boks maçlarını da anlatmaya başladım. Vefa’nın bünyesinde 48 kilo Arif Doğru Türkiye ve Balkan Şampiyonu idi, olimpik bir sporcudur, onu ben yetiştirmiştim. Boksta da çok başarılı olmuştuk.

Spikerlikte geçen 56 yıl bir ömür neredeyse… Mikrofonlarımız Trabzon’da Avni Aker’de sesiniz hala kulaklarda… Trabzon’a ve Trabzonspor’a dair aklınıza ilk ne geliyor, neler söyleyeceksiniz?

Orhan Ayhan >>Trabzonspor’un maçlarını anlatan ilk kişi olarak Trabzon deyince aklıma önce Faroz Çocukları geliyor. O yenilmez armada, olağanüstü 6 kez üst üste şampiyon olan takım bir mahallenin takımı. Bir semtten 11 kişi çıksın olağanüstü başarılara imza atsın. Fenerbahçe, Beşiktaş, Galatasaray’ı devirsin, 6 yıl üst üste yapmadığını bırakmasın… Şenol, Cemil, Hüseyin, Ali Kemaller, Kadirler… Orada kim ter dökmüşse hepsiyle son derece yakın ilişkilerimiz vardı, hepsiyle can-ciğer kardeşliklerimiz vardı. Geçtiğimiz yıl İstanbul Beylikdüzü Belediyesi’nin bir organizasyonunda Avni Aker Belgeselinin galasında bir sunum yaptım. Hepsi sırayla gözümüzün önünden yeniden geçti. Olağanüstü bir takımdı…

Heyecan veriyor muydu size o takım?

TRABZONSPOR YİNE KENDİ MAYASIYLA EKMEK PİŞİRMELİ

Orhan Ayhan >> Vermez olur mu? Ben Vefalıyım, az ezmediler bizi. Hele Fenerbahçe… Hep hakem oyunlarıyla Vefa’yı devamlı ezdiler. Dolayısıyla ben o zaman gayet tabi Trabzonsporlu oldum. Çünkü üç büyüklere karşı benim hıncımı alıyordu. Bomba gibi bir takım… Trabzonspor şimdi çok zor bir devirde… Trabzonspor kendi mayasıyla ekmeğini pişirirdi şimdi o da GDO’lu oldu. Bu sadece Trabzonspor için değil Türk futbolunun diğer takımları için de geçerli. Son yıllarda altyapıdan çıkan iki yıldız adayı Yusuf ile Abdülkadir yine Trabzon’da çıktı, başka yerden çıkmıyor. Bu yüzden sabırlı olmak lazım. Altınordu’yu örnek almak gerekiyor. Çünkü onlar kendi pişirdiklerini yiyorlar. Bunu taraftara da anlatmak ve destek istemek gerekiyor. Karadeniz’deki sporcuların bir avantajı var. Biz ülke olarak buğdayla beslenen bir ülkeyiz. Karadeniz’de proteini bedava yiyor neredeyse. Gıdası, tereyağı, eti, balığı, mısır ekmeği sağlam. Protein yüklemesi  zaten hazır. Bir de yaradılıştan hırs var, azim var.

Trabzonspor’un Avni Aker’de çok maçını anlattınız, o dönemi anlatır mısınız?

Orhan Ayhan >> Müthiş bir taraftar vardı Avni Aker’de. Kadınların maça ilgisi bir hayli fazlaydı. Kadınlar en önde otururlardı. Örneğin hiç unutmam bazı maçlarda en önde biraz kilolu bir kadın oturuyor elindeki şekerleri etrafa atıyordu. Öyle taraftarlar Eskişehir’de de vardı. Sadece Trabzon değil, Samsun, Ordu, Giresun da dahil ilk canlı yayınlarını ben yaptım. Bunlar unutulacak gibi değil, öyle anılar, gençlik anıları. Yaşımız henüz 24, 25, 26... Trabzonspor’da Ahmet Suat Özyazıcı, Özkan Sümer unutmadığımız dostlarımız. Eskiden her hafta ikişer maç oynanırdı. Ben de bunu bir Karadeniz turuna çevirirdim. Trabzon’dan başlar Samsun’da bitirirdim.

O kadar enteresan ki Karadeniz’de gittiğimi her yerde bir aile gibi olurduk.

Trabzon’da sadece Trabzonspor değil bir de Cemal Kamacı vardı. Trabzon’da on çocuklu bir ailenin oğlu. Boks sporunu Ankara ve İstanbul’da sürdürdü. Ve ben onun profesyonelliğinden itibaren elinden tuttuğum için de bana her zaman, ‘Orhan abi’ der. Sabahları Kabataş’ta beni evden alır, Kilyos, Belgrat Ormanları’nda birlikte koşarız. Bütün maçlarını ben anlattım. Ali Samiyen’de 1972 yılında şampiyonluk maçını radyoda anlattım. Akşam karanlıkta 41 bin seyirci vardı. Tercüman gazetesi olarak Karadeniz turuna gittik. Uçak Trabzon Havalimanı’na indiğinde neredeyse uçağın altına kadar kalabalık insan topluluğu vardı. Bize orada, “Siyasiler bile bu kadar kalabalık tarafından karşılanmıyor’ dediler. Giresun, Ordu, Samsun… derken inanılmaz bir karşılama, kalabalık vardı. Ve maç da yok, sadece bir karşılama. Sadece Cemal Kamacı, rahmetli İslam Çupi ve ben tribünlerin önünden koşuyoruz. Bunları unutamam…

En çok duygulandığınız ya da unutamadığınız maç elbette çok fazladır, var mı aklınızda kalan?

Orhan Ayhan >> O kadar çok maç anlattım ki… Şu daha iyi yada şu var diyemem. 10 binden fazla maç anlattım. Futbol, boks, kick-boks… Mesela Hagi’nin bu golünden çok etkilenmişim ki onu anlatıyorum.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner108