banner114

Trabzonspor Anadolu’ydu, ben de önceliğime hep Anadolu’yu koydum

Ünal Karaman... Hâlen Trabzonspor’un teknik direktörü olarak görevine devam eden, camianın sembol isimlerinden birisi desek yanlış olmaz.

Deyim yerindeyse yıllarca Trabzonspor’un orta sahasını derleyip toparlamış, yine aynı şekilde Millî Takım’da da görev almış bir isim...

Ve 2018 yılı Mayıs ayında göreve getirildiği Trabzonspor’da takımı derleyip toparlama misyonuna âdeta kaldığı yerden devam etti.

Futbolla haşır neşir, dolu dolu bir hayat... Konya’da mahalle aralarında başlayan bir öykü Ünal Karaman’ın öyküsü...

Ünal Karaman, Gaziantepspor’la 2. Lig’de oynarken ilk defa Millî Takım’a seçilen oyuncu aynı zamanda...

“Sokak araları futbol sahamızdı.” sözüyle bir anlamda kendisi ve kendisinden önceki jenerasyonun futbola nasıl adım attığını anlatıyor Ünal Karaman... Mahalle araları, evin önü... Nereyi bulursa orada top oynayarak içindeki futbol aşkını bir nebze de olsa söndürmeye çalışıyordu onlar. Ve bu uğurda çok camlar kırdılar! Onlar belki biraz daha şanslı çocuklardı. Çünkü Ünal Karaman, kendilerine o dönem anlayış gösteren mahalle sakinlerini hep güzel sözlerle anıyor şimdilerde...

Mahallenin en iyi futbolcularından olunca ismi de bilinenlerden, hattâ onsuz maç yapılmayan kişiydi Ünal Karaman... Bir ramazan günü, pide yaptırmak için fırına gittiğinde, Et Balıkspor Genç Takımı için gelen teklifi kabul edince ciddi anlamda futbolcu olma yolundaki yoluculuğu başlamıştır Karaman’ın...

Yaklaşık 4 ay babasından futbol oynadığını saklasa da sonunda babası öğrenir bu durumu. Ancak Karaman, babasına verdiği sözü de önünde sonunda yerine getirir. Neydi bu söz? Üniversite eğitimi almak. Ve Ünal Karaman, hayatının, futbol kariyerinin mihenk taşına oturttuğu Trabzon şehrinde yerine getirir bu sözünü...

Et Balıkspor’dan Konyaspor’un amatör takımına 8 oyuncu ve 60 bin TL para karşılığında transfer olan Ünal Karaman, burada da bir hayli yoğun tempoda sürdürdü futbol hayatını. Zira belki de çok rastlanmayacak bir durumdu onun yaşadığı. Türkiye Genç Takım Şampiyonaları, Genç Millî Takımlar derken ismi artık iyice biliniyordu Karaman’ın...

Ünal Karaman, hasta olduğu bir gün “Genç Millî Takım hocası seni izlemeye geldi, oynaman lazım.” sözü üzerine kalkıp futbol oynayacak kadar bu oyuna âşık bir isimdi. Ve o maçtan sonra Millî Takım serüveni de başlamış oldu. Ardından da Gaziantepsor transferi...

Yaklaşık 3 yıl Gaziantepspor’da oynayan Ünal Karaman için vakit artık oradan ayrılma vaktidir. Aldığı kararla futbolu bırakmayı dahi düşünürken Malatya’dan gelen “Bonservisini biz aldık.” sözü ile yönü bu kez yeniden futbola döner. 3 yıl da Malatyaspor forması giyinen Ünal Karaman, o dönemlerde de tıpkı önceki dönemlerde olduğu gibi Beşiktaş, Galatasaray ve Fenerbahçe’den de ciddi teklifler alıyordu.

Ve Trabzonspor’la yolların kesişmesi... Böylesine önemli ve ilk buluşmayı da Karaman şu şekilde anlatıyor: “O dönemin Malatyaspor Başkanı, ‘Ben 4 kulüple de anlaştım. Hangisini istersen seni ona vereceğim.’ dedi. Ekrem Dürüst’le beraber Alp Yalman’ın ‘Para çantada. Aldık geliyoruz.’ dedikleri bir dönemde ‘Ben Trabzon’a söz verdim. Oraya gideceğim.’ dedim. Hâlbuki söz falan vermemiştim!”

İstanbul takımları gücü temsil ederken o Anadolu’yu, Trabzon’u tercih ediyordu. Evet, Trabzon Anadolu’dur. Onunla mücadele etmek, savaşın içine girmek... Var oluşu o şekilde yaşatmaya çalışmak... İşte bu düsturlarla Karaman tercihini Trabzonspor’dan yana koymuştu.

Henüz bordo-mavili formayı giyineli 3 ay olmasına rağmen kırgınlıkları da oldu, küskünlükleri de... Hattâ tam kopmak üzereydi bu camiadan...

O kopmaları da fırtınayı da içinde saklayarak, “Bazen bazı şeyler örtüşmeyebilir. Ya da örtüşmesi zaman alabilir.” anlayışını da hiç terk etmedi. Ve dönemin Başkanı Mehmet Ali Yılmaz’ın bırakmama konusundaki kararlılığı da Karaman’ın ayrılık konusundaki kararını rafa kaldırılmasını sağladı.

Ve Avni Aker... Avni Aker’de oynanan her maçı, çıkılan her idmanı özel olarak nitelendiren Karaman, o dönem yakalanan sinerjinin son yıllarda pek rastlanan bir görüntü olmadığını anlattı.

Karaman, çok kişiye nasip olmayacak bir özelliği ile de öne çıkıyor. O Ankaragücü, Konyaspor ve Trabzonspor takımlarında hem futbol oynadı hem de bu kulüplerde teknik direktör olarak görev yapan bir isim oldu aynı zamanda. Yani bir anlamda futbol oynadığı takımları yönetti.

Ve Trabzonspor’la bütünleşen isim olarak akıllara kazındı Ünal Karaman... Çünkü futbolculuk kariyerinin en uzun dönemini geçirdiği bordo-mavili kulüpte de 3. kez görev başında...

günebakış: Sayın Karaman, bize öncelikle kendinizi ve ailenizi anlatır mısınız?

Ünal Karaman: Ünal Karaman, Allah’ın bir kuludur! 1966 Konya doğumluyum ve kendi inandığı doğruları yaşamaya çalışan 9 çocuklu bir ailenin en küçük çocuğuyum. Annemin rahatsızlığı nedeniyle doktorun mutlaka, “Doğum yapmalısın.” dediği bir sürecin ardından dünyaya geldim. O doğumun ardından da annemin vücudundaki lekeler kayboldu ve o lekelerden bir iz benim parmağımda hatıra olarak kaldı. Şöyle ki benim abimin doğumunda annemin bir rahatsızlığı olmuş. Sonrasında ise bir yabancı doktor Konya ziyaretinde anneme, “Doğum yapman lazım. Doğum ile bu rahatsızlık geçecek.” demiş. O sürecin ardından da ben dünyaya gelmişim. Sonrasında da annemin vücudundaki bütün lekeler kaybolmuş. Bana da parmağımda küçük bir hatıra bırakmış. Ünal Karaman budur... Babam da memurdu. Eski medrese eğitimi almış; Arapça, Osmanlıca, Farsça ve aklınıza gelebilecek her türlü konuda donanımı olan, çok erken yaşta hafız olan, Konya’nın önde gelen imamlarından biriydi. Ama hiçbir zaman imam gibi yaşamayan dünya insanıydı. 

günebakış: Futbol ile yolunuz nasıl kesişti?

Ünal Karaman: Bizim zamanımızda çocukların hayatının futbolla kesişmeme ihtimali yoktu ki zaten. Sokak araları bizim futbol sahamızdı. Bizim için kondisyon bahçe duvarıydı, ağaca tırmanmaktı, 2-3 katlı binadan kuma atlamaktı! Herkesin yaşadığı çocukluk gibiydi bizim çocukluğumuz.

Mahalle maçları, kiracı penceresinin camını kırmalar! Sürekli kırdığımız camlardan dolayı zaten camcıda ölçü de belliydi! Babaya haber etmeden gizli gizli kumbarayı kesip camları taktırdığımız günlerdi çocukluk günleri... Bizim mahalle arasında top oynamama gibi bir lüksümüz yoktu. Çok cam kırdık. Kırmadık desem yalan olur. Çünkü 20-25 metrelik bir yerde 1-1,5 metrelik bir duvar vardı. Diğer kısımları camdı. Her ne kadar dışında demir olsa da sağ olsun Ahmet abimiz ve muhterem eşi Aysel ablamız o konuda benim çok kahrımı çektiler. Bir gün kalkıp da “Ya çocuk uyuyor, rahatsız oluyoruz.” demediler. Bende hakları çok büyüktür. Kiracımız havacı subaydı. Allah (CC) ondan razı olsun. O da sporu seven bir insandı. Dolayısıyla biz de mahalle tarzıyla, mahalle ortamıyla büyüdük. Konya’da eski stadyumun çevresi bizim mahallemizdi.

günebakış: Malatyaspor’un ardından yolunuz Trabzonspor’la kesişti...

Ünal Karaman: Malatyaspor’da 3 yıl oynadım. Orada oynadığım dönem içerisinde de yine Beşiktaş, Galatasaray ve Fenerbahçe’nin çok ciddi ısrarları oldu. Onların her bir transfer görüşmesi başlı başına belgesel olarak konuşulabilir. Ama hep dedim ya bazen cahilliğimize, bazen dik başlılığımıza, bazen de çelik gibi iradeli bir babadan, genlerden bulaşan bir tarzla alakalı bir durum diyebilirim. Kendimize göre belki dünyalık düşündüğüm anda hata yapmış olabilirim. Bunun içine Trabzonspor da dâhil yani. Ama yüreğim öyle istedi. Zorla beraber mücadele edeyim. Formanın gücü değil de biz arkadaşlar olarak, dost olarak o formanın gücüne neler katabiliriz, onu daha nasıl yüceltebilirizin savaşıydı. Adına ne koyarsanız koyun, belki enayilikti!

O dönemin Malatyaspor Başkanı, “Ben 4 kulüple de anlaştım. Hangisini istersen seni ona vereceğim.” dedi. Ekrem Dürüst ile beraber Alp Yalman’ın “Para çantada. Aldık geliyoruz.” dedikleri bir dönemde “Ben Trabzon’a söz verdim. Oraya gideceğim.” dedim. Hâlbuki söz falan vermemiştim!

günebakış: Trabzonspor’a olan eğiliminiz nedendi?

Ünal Karaman: Galatasaray, Beşiktaş, Fenerbahçe zaten güçlü. Sahaya çıkığı anda güç, medyası güç, hakemi güç, ekonomisi güç, yan faktörleri güç... Aklınıza ne gelirse söyleyebilirsiniz. Biz de “Trabzon Anadolu’dur... Onunla beraber bir mücadelenin, savaşın içine gireriz. Biz de var oluşu o şekilde yaşatmaya çalışırız.” dedik ama yaşatamadık. Gücümüz yetmedi, imkânımız olmadı, müsaade etmediler, yeteneğimiz azdı... Adına ne koyarsanız koyun böyle bir şey yaşadık. Bu kadar oldu, bu kadar oldurabildik. Zaman içinde Trabzonspor’da forma giyindiğim dönemde de ara ara ayrılıklarım söz konusu oldu ki buna ilk geldiğimin 3. ayı da dâhil. O dönemde Malatyaspor Başkanı’na telefon açtım ve “Trabzonspor’dan aldığın ne kadar para varsa onu hazırla.” dedim. O da “Ne oldu?” deyince, “Bir şey sorma bana.” dedim. Ben de kendi aldığım paranın 1 lirasına dokunmadan Mehmet Ali Yılmaz’a gittim dedim ki: “Malatyaspor çekini veriyor, hazır. Bu da bana verdiğiniz paradır. Oynadığım dönem de benden size helaldir. Beni bırakın.”

günebakış: Avni Aker sizin için ne anlam ifade ediyor?

Ünal Karaman: Bir yere hayat veren, can veren içindeki canlardır. Onun içindeki metadan, objeden de bahsedebilirsiniz ama bir yeri canlandırdığınız anda o işin içinde var olan, enerji oluşturan futbolcu kadrosudur, teknik kadrodur. Yani Avni Aker’e çıktığımız her maç, her idman özel. Ben Trabzonspor’a geldiğimde havaalanının altında koşu yapıyoruz ve 5 bin taraftarla birlikte koşuyoruz. Yani Trabzonspor son dönemlerde kimi getirdi de bu havayla, bu sinerjiyle beraber bir yapı oluştu? Trabzonspor büyük bir camiadır. Avni Aker de dâhildir ona. Ona isim veren, can veren, heyecan veren, başarılarının en önemli tanığı. Ona o başarıyı yaşatan insanlarla beraber bir anlam ifade eder. Dolayısıyla, “Ben bugünü yaşadım, çok mutlu oldum. Ya da bugünü yaşadım çok mutsuz oldum!” öyle bir dünya yok!

Hüseyin Avni Aker Stadı çok özel bir stattır. Orası sadece fizikî yapısı veya o stada ismini veren şahısla ilgili bir hadise değil. Orada acı var, hüzün var, mutluluk var, kavga var, taşlanma var, omuzlarda taşınma var... Orada her şey var. Yani yaşanabilecek, aklınıza gelebilecek ne varsa o statta biz yaşadık. Güzeldi, hayata dair çıkarttığımız dersler var orasıyla alakalı. Ama bugün ülke içinde yaşadığımız sıkıntıların bir benzerini biz orada yaşadık... Hiç kimse o dönemlerde bizim mokasenlerimizle yürümedi. Veya bizim kramponlarımızla yürümedi. Yani bizim yükten hissettiğimizi, o mağlup olduğumuz maçtan sonra sabaha kadar odanın içinde elimizde tespihle volta attığımız dönemleri, hüngür hüngür ağladığımız dönemleri kimse bilmez.

Biz olaya hep yürekten baktık, sahiplenerek baktık. Ben ve benim o dönemlerdeki arkadaşlarımın önemli bir bölümü o şekildeydi. Ama şimdiki devri o dönemlerle kıyaslamaya, konuşmaya gerek bile yok. Bizim futbolculuk dönemimizde 180 milyar lira kasada artı para ile bırakıldığını biliyorum. 6-7 tane A Millî Takım oyuncusu, yabancıları da saydığınızda 11-12 millî takım oyuncusuyla beraber kasada 180 milyar lirayla bırakılan Trabzonspor, bugün çok büyük rakamları borç olarak konuşuyorsa, “Ortada buna bedel ne var?” diyeceksin. Bu kadar şeye karşılık “Ne elde edilmiş?” diyeceksin.

günebakış: Avni Aker’de çok yaşanmışlıkların olduğundan bahsettiniz. Bu yaşanmışlıklar arasında unutamadıklarınız var mı?

Ünal Karaman: Fenerbahçe maçı... Başka bir şeye gerek yok ki! Oyun olarak, pozisyon olarak baktığınız zaman saha içinde “Fark yemeyelim!” diye yalvaran bir Fenerbahçe futbol takımı, kadrosu vardı! Ama iki tane pozisyon... Bir tanesi bir el pozisyonu. Bir tane de orta sahadan verilmeyen faulün devamında gelen pozisyondan yedeğin gol. Oyun olarak, tavır olarak, davranış olarak, yetenek olarak, istek olarak, mücadele olarak her şeyi elde etmiş bir Trabzonspor... Ama elinden alınmış bir şampiyonluğu. Veya bizim başaramadığımız, sonlandıramadığımız bir şampiyonluk. Herkese göre, o taşları atanlara göre biz hainiz, biz yeteneksiziz! Onlara göre de dünyanın en adanmış insanları onlar. Trabzonspor’a adanmış insanlar. Taş atarak kendilerini adanmış hisseden zavallılar! Unutabilir misin bunu? Elbette ki unutamazsın. Aradan yıllar geçse de unutmayacaksın...

günebakış: Trabzonspor’da oynadığınız dönemlerde sizin canınızı en çok acıtan Fenerbahçe maçı ve sonrasında yaşananlar mı oldu?

Ünal Karaman: Çok maç yaşadık. Ancak ben bunu maç olarak değerlendirmiyorum. Sonuçta sahaya çıkıyorsun; kazanırsın, kaybedersin... Bu son değil. Kazanmak da kaybetmek de son değil. Mağlubiyette yere daha sert vurur kalkarsın Allah’ın izniyle ve “Daha güçlü geleceğim.” dersin. Bizim Trabzonspor’da kaldığımız ve 2. olduğumuz dönemlerdeki kadrolara bir bakın. Dünya devlerini almadık yani. Giresun’dan, Of’tan aldığımız oyuncularla bu mücadeleyi verdik. Onun için insanlar kendilerini Kaf Dağı’nda görmesin! Dolayısıyla o kadrodaki özverili oyunculara o şehir çok şey borçludur. Yani o şehrin hayallerini, o şehrin duygularını satıp da yarı yolda bırakıp da gitmeyen, inanmış bir futbolcu kadrosu vardı. O şehri, o takımı ayakta tutma adına neler yaptığımızı, neler çektiğimizi günün birinde belki biz söyleyemeyiz, dilimiz varmaz, yetersiz kalırız ama öbür dünyada da bunun bir hesaplaşması var. Hesaplaşacağımız çok insan var! Onun için maç kazanırsın, kaybedersin çok önemli değil O şehre, o stada dair bir duruşumuz vardı bizim. Yani koruma, kollama adına. Trabzonspor ve Avni Aker yeri geldi bizim evladımızdı, babamızdı... O şekilde gördük ve hep sarıp sarmaladık. “Aman zarar görmesin!” dedik. Ben yıllarca Rus Pazarı’nın önünden geçemedim. İnsanlar yanlış düşünür, yanlış anlar diye. Kaldı ki ava merakım var ve çok av malzemesinin geldiği dönem içerisinde arkadaşlarımda görüyordum, çok canım çekiyordu ama insanlar yanlış anlayabilir diye Rus Pazarı’nın önünden geçemiyordum. Şimdiki Trabzonspor’u ise siz kendiniz konuşun, kendiniz yorumlayın...

Fenerbahçe maçı sonrasında Rize plakalı bir kamyon senin yanına geçip tesislere kadar seni kollamamış olsa belki olan taşlarla beraber birkaç tane futbol şehidimiz olacaktı tesislere gidene kadar. Sonuç ne? Biz iyi oynamadık, biz kötü oynadık, biz pozisyona giremedik ve maçı verdik! Bu mudur bunun karşılığı? Veya forma giyenler, mücadele edenler istemiyor, sen sadece Trabzonspor’u seviyorsun, sen sadece istiyorsun... Allah taş eder, taş! Onun için soracak, sorgulayacak. Trabzonspor x bir kulüp değildir. En azından benim sahiplendiğim Trabzonspor öyle bir Trabzonspor değildir.

günebakış: Fenerbahçe maçı öncesinde Vanspor maçı da talihsiz bir karşılaşmaydı...

Ünal Karaman: Ne diyebilirsiniz? 19 tane gol pozisyonu, direkten dönen toplar... Bir kere yarı sahayı geçen bir Vanspor... Ne yapmamız, ne dememiz gerekir? Belki bir iki sıkıntılı bölgeye transfer yapılmış olsa belki de 15 puan farkla şampiyon olacağız. Bazen sizin hayır gördüklerinizde şer olabilir, şer gördüklerinizde hayır olabilir. Samsun’daki maçtan sonra yol kazasında vermiş olduğumuz 5 şehidimizin canına 5 kupa değer mi? O küçük Ayşegül’ün babasız büyümesinin acısını hangi kupa verebilir? Dolayısıyla acısını, sevincini, kederini bizler hissedenlerdik. Biz o acıyı, sevinci yürekten hissedenler, sahiplenenlerdik. Günün birinde inşallah samimi olarak anlayanlar olur.

günebakış: Bursaspor’a karşı hafızalara kazınan ve inanıldığında nelerin başarılacağını gösterdiğiniz kupa finaliniz de var...

Ünal Karaman: Bursaspor ile oynanan kupa final maçında ben sarı kart cezalısıydım ve oynayamadım. Ama oynamama rağmen, saha dışında oynayan arkadaşım kadar oynadım, maçı yaşadım. Ben onun detayını anlatmış olsam, “Ünal Hoca sallıyor mu!” dersiniz. Orada ilk maçı 3-0 kaybettik. Maçtan sonra ise feribotla İstanbul’a gidiyoruz. Ben de “Allah’ım batır bu feribotu! Karşıya geçmeyelim!” diye dua ediyorum. Gece de Sürmeli Otelde sabaha kadar odanın içinde bir oraya, bir buraya uyku uyumadan sabahı ediyorum. Ve maçtan sonra hocanın, “Her şey bitti!” dediği nokta içerisinde, “Sen sadece antrenman yaptır. Başka bir şeye karışma!” diyorsun. Şimdiki gibi değil ki saha kenarında biz varız, kulübede biz varız. Sakat olman, cezalı olman bir şey ifade etmiyor. Hoca ile birlikte kulübedesin. Saha içindeki arkadaşlarımızın yaşadığı gibi biz de maçı yaşıyoruz.

Biraz daha ileri gideyim... Din adına da çok korkarım böyle bir ifadeyi kullanmaktan... Köy Hizmetleri Müdürlüğü yapmış, Hakk’ın rahmetine kavuşmuş Şükrü abimiz vardı. Rize’de Köy Hizmetleri Müdürü iken “Gel abi. Bu şöleni kaçırma. Maçı 5-1 kazanacağız.” diyerek maça davet ettim. Maçı hissedip de yaşamak çok farklı bir şey. Arkadaşlarına inanmak, kendine inanmak, camiana inanmak, maçın motivasyonunu yaşamak... En son Şeyhmus’un girişinde bile Urbain Braems Hoca başka birisini oyuna sokacaktı ve ona biz müdahil olduk. O esnada bana “Sen inanıyor musun?” dedi. Ben de “Evet, inanıyorum. 5. golü de Şeyhmus atacak.” dedim ki bunlar hâlâ yaşıyorlar, canlılar yani...

günebakış: Trabzonspor’da attığınız goller arasında sizin için özel yeri olan bir gol var mı?

Ünal Karaman: Trabzonspor’daki her anı benim için özel. Hizmet ettiğin bir şey var. Sana ait değil onlar zaten. Hizmet ettiğin camiaya ait. Onlar camianın özeli. Biz gelip geçiyoruz. Bizim özelimiz değil, Trabzonspor’un özeli ama “Şudur!” diyeceğim bir gol yok benim için.

günebakış: Sayın Hocam teşekkür ederiz.

Ünal Karaman: Ben teşekkür ederim.

Anahtar Kelimeler:
ünal KaramanTrabzonspor
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner108