banner114

Sorunların öznesi islam değil insanlar  

Dünyaca ünlü Trabzonlu İlahiyat Profesörü Yakup Çiçek’e İslamiyet’le ilgili güncel sorunlar hakkında söyleşi gerçekleştirdik.

Sönmez ÇAK – Efendim, okurlarımızı bilgilendirmek adına sizi ve eğitim sürecinizi tanıyabilir miyiz?

Prof. Dr. Yakup Çiçek: 1950 yılında Trabzon’un Maçka İlçesine bağlı Kırantaş Köyünde doğdum. İlkokulu aynı köyde bitirdim. Şunu itiraf edeyim 2.sınıfta bir hafta okuyup 3. Sınıfa geçtim. Ortaokul 1. ve 2. Sınıfı Trabzon İmam Hatip Lisesi’nde okudum. Sonra yatılı olarak Samsun İmam Hatip Lisesi’ne yatay geçiş yaptım. Burada da lise 2.sınıf imtihanlarını dışarıdan vererek yedi yıllık okulu altı yılda tamamladım. 1971 yılında İstanbul’da Yüksek İslam Enstitüsüne başladım. 1975 senesinde mezun oldum. Ardından Türkiye’de ilk kez Diyanet İşleri Başkanlığınca açılan Dini İlimlerde Arapça Tedrisatıyla ihtisas kazandırmayı esas alan Haseki İhtisas kursuna gittim.  2,5 yıl orada yazı ve konuşma şekliyle Arapça olan eğitimi aldım. 1977’de İstanbul Üniversitesi Yüksek İslam Enstitüsü’nde Tasavvuf Asistanı oldum. 1982’de Enstitü fakülteye dönüştürülünce ismi Marmara İlahiyat Fakültesi oldu. Aynı yıl hazırladığım tez, doktora için yeterli görüldü. 1983 senesinde yardımcı doçent oldum. 1989 yılında Doçent oldum. Şunu belirteyim yardımcı doçentlik tezim tasavvuf üzerinedir. Doçentlik tezim ise tefsir sahasındadır. Gelen teklifi değerlendirip 1993’de Sofya İlahiyat Fakültesinde iki yıl görev yaptım. 1996’da Marmara Üniversitesindeki görevime geri döndüm. Aynı yıl profesör oldum. Şimdi Hakkari Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı olarak çalışmaktayım.

Sönmez ÇAK – Hocam, çok başarılı bir öğrencilik hayatınız var. Neden ilahiyatçı oldunuz?

Prof. Dr. Yakup Çicek: Bu konuda somut olarak bir şey söyleyemeyeceğim ancak ilkokul çağımdan beri dini alana karşı sürekli içimde bir his vardı. Bu ilgiden dolayı ilahiyat veya dini sahada yanımda biri anılsa bu kişiyi araştırır, denileni örnek alırdım. Bunun yanında şahıs olarak şu kişi ya da bu durum beni etkiledi diyebileceğim bir durum yok.

Sönmez ÇAK – Kitaplarınızdan bahseder misiniz? Henüz kitaplaştırmadığınız eserlerinizi açıklayabilir misiniz?

Prof. Yakup Çiçek: İlk eserimi 1981’de “Sahur Vakti”, 1984’de Marmara İlahiyat’ta üç arkadaşla birlikte çıkardık. (Prof. Dr. İsmail Lütfü Çakan, Prof. Dr. İrfan Gündüz, Yrd. Doç. Dr. Bendeniz Yakup Çicek) İmam Hatip Liselerinde ders kitabı olarak okutulan Hitabet Dersi ve Mesleki Uygulamaları isimli eseri hazırladık. Bu kitap 1985’te başlamak üzere 2000’li yıllara kadar bu okullarda ders kitabı olarak okutuldu. 1987 yılında Mavlana Halid Bağdadi’den “Büyük Doğuş”, “Halidiye Risalesi”, “Güneşler Güneşi”  isimli eserleri Arapçadan Türkçeye tercüme ettim. Önceleri ayrı basılan bu eserler son yıllarda yeni bir kitapla piyasaya sunuldu. 1990’lı yıllarda 12 cilt olan Fi Zılalil Kuran’ın tercümesi kurul başkanlığını yaptığım bir heyet tarafından yeniden gerçekleştirildi. İsmail Hakkı Bursevi’nin “ Tasavvufi Açıdan İman Esasları” adlı kitabını bastırdım. Ömer Dağıstani’nin “Tasavvufi Fetvalar” adlı kitabını İrfan Gündüz hocamla Türkçeye tercüme ettik. Fahrettin Yıldız adlı arkadaşımla birlikte “Kuranda Terimler ve Kavramlar” adlı dört kitapçıktan oluşan seri kitabı piyasaya çıkardık. Bu eserimiz son yıllarda tek kitap olarak yeniden basıldı. HaririzadeMuhammet Kemalettin Efendi’nin “ El Mevludul Has” (İhlas Süresi Tefsiri) isimli elyazması eseri Arapçasıyla birlikte tanıtıcı bir yazıyla kitaplaştırıp piyasaya çıkardım. Bazı bölümlere müstakil olan Kuranı Kerim Meali yazdım. Ahmet Ziyaüddin Gümüşhanevi’nin “Mecmuatül Ahzap “ adlı eserini üç cilt halinde hazırlayıp piyasaya çıkardım. Dünyada tek elyazması örneği Süleymaniye Kütüphanesinde yer alan ve alanında en kapsamlı çalışma olarak bilinen üç ciltlik Dibyanül Vesayid isimli eseri günümüz Türkçesiyle yeniden yayıma hazırladım. Yakında kitapçı raflarında yedi cilt olarak yerini alacak. Ayrıca Nesefi Tefsirini üzerinde Abdülhak El Hindi’nin çalışmasıyla bir araya getirip neşre hazırladım. Sekiz ciltten oluşan bu eser yılsonuna doğru piyasada olacak. Bunlardan başka 1992 yılından beri çok sayıda tebliğe katıldım. Sayısız televizyon programlarında yer aldım. Bazı ansiklopedilere maddeler yazdım. 

Sönmez Çak- Siz bir ilahiyatçısınız. Size göre; Türkiye’de ilahiyatçılar toplum nezdinde gereken değeri görüyor mu?

 Prof. Dr. Yakup Çicek: Aslında bu konu biraz da bakış açısına göredir. Bu sorunun cevabı farklılık arz eder. Toplumumuz her ne koşul olursa olsun geleneksel anlayış olarak dini alandakilere karşı genel olarak saygı duyuyor. Sebepleri farklı olmakla birlikte dine ve bu alanda çalışanlara karşı eksi anlamda önyargı oluşturacak bir takım faaliyetler olmuştur. Bu durum son yıllarda çok sınırlı bir durum arz etmektedir. Bu kapsamda edebiyat alanında bir arkadaşım hazırladığı master tezini 1830’dan sonra yayınlanan romanlardaki konular üzerine hazırladı. Tezinde dinen önemli olan bir konu veya bir din adamıyla alay edilmesi bu yapıtların ortak konusudur. Bu durum o romanları okuyanların şuur altına yerleşerek insanların olaylara ve din adamlarına o gözlükle bakma ve değerlendirme yapmasını getirdi. Bu durum hem dine bakışı hem din adamlarına bakışı olumsuz etkiliyor. Bu bakış ilahiyatçılara karşı oluşan bir durumdur. Dini sahada olanların alanla ilgili teorik bilgilerle donanıp hayatlarına örnek olacak şekilde uygulamaları doğal olarak toplum tarafından istenmektedir. Dolayısıyla burada zikrettiğimiz hususlarda eksiklikler olunca halkta bu kişilere karşı bir antipati olabiliyor. Bu durumun haricinde halkımızın geneli ilahiyatçılara karşı güzel ve takdir eden bir bakış açısı vardır.

Sönmez Çak- Deizm sorunu hakkında neler söylersiniz?

Prof. Dr. Yakup Çicek: Deizm, halkın bazı kesimi ile gençler arasında sorun olarak yer aldığına dair bir takım düşüncelerle gündeme gelmektedir. Deizm düşüncesine sahip kişiler yaradanın varlığını kabul ediyorlar ama göndereceği bilgiyi ve elçiyi kabul etmiyorlar. Bu durum İslam Dini açısından kabul edilebilir bir durum değildir. Bu durumun ortaya çıkmasında dinimizin yeterince tanıtılamayışı veya dini bilgilerin sunulmasında yanlış anlamaya sebep olan bir takım farklı düşüncelerin olması gibi sebepler söylenebilir.

 Sönmez Çak-  Günümüzde İslam ülkelerinin içinde bulundukları sorunların temel sebepleri nelerdir?

 Prof. Dr. Yakup Çicek: Çok haklısınız. Özellikle son asırlarda İslam ülkelerine bakıldığında insanlar arasında hak ve hukuka karşı riayet etmeden gerekli bilgi donanımına varıncaya kadar bir ekonomik sorunlar nedeniyle sorunlar yaşanıyor. Benim kanaatim bu. Mevcut var olan sorunların hiç biri gerçek anlamda İslamdan kaynaklı değildir. Olayın sosyal yönü daha ağırlıktadır. Dolayısıyla hiç şüphesiz bu konuda sosyologlar daha net değerlendirmeler yaparlar. Ancak bununla birlikte Müslümanların hem düşünCe dünyalarında hem idari yapılarında bağımsız olmalarında yaşadıkları bir takım yönler vardır. Bu bağımlılıktan dolayı kendilerine ait olmayan düşünceler, isimleri Müslüman olsa da bu dinin gereklerini anlamada ve benimsemede gerektiği şekilde temsil etmede bir yığın eksiklikleri olmaktadır. Bunlar netice itibarıyla İslamiyet’ten kaynaklı şeyler değil Müslümanların kendi eksikliklerinden dolayı öznesi olarak görüldükleri vaziyetler denebilir.

Sönmez Çak- Kur’an-ı Kerim’i ve hadisleri iyi algılayamadığımızdan mı mevcut sorunları yaşıyoruz?

 Prof. Dr. Yakup Çiçek: Kutsal kitabımızı ve hadisleri algılamada özellikle önce ki yıllarda bu problem daha büyüktü. Son yıllarda gittikçe hafiflediğinden söz etmek mümkündür. Dinimizi algılamamızdaki temel zorlukların sebepleri nedir? Ayrı bir konudur ama bir vakıa olarak Müslümanlar kutsal kitabımızı ve hadisleri anlamada en azından bazı kesimler batıyı, modernizmi, pozitivizmi bir tashih kaynağı olarak esas alıp dinimizi ona göre yorumlamaktadır. Din nedir konusunu, kendi ölçülerine göre ‘İslam tarihi boyunca neler söyledi?’ şeklinde bir yorumlamayla değil, kendi dışındaki bir anlayışı (kısaca batıyı diyebileceğimiz kısaca o isimle temsil edilen o anlayışı) esas alıp ona göre yorumlamaya kalkışmaktadır. Sebepleri nedir tartışılır ama böyle bir durum var. Bu durum dinimizin doğru bir şekilde algılanmasını sağlamamaktadır. İslam toplumunda bu durum şöyle bir sonuca sebep olmaktadır. Şimdi bir yandan Müslümanların kabul ettikleri ortak kabuller i vardı onlar üzerinde tartışma yapılıyordu. Müslüman kesim bazı akademisyenlere varıncaya kadar tüm potansiyellerini bu tür tartışmalara vererek (benim değerlendirmeme göre) büyük oranda havanda su dövmek gibi bir netice vermeyen faaliyet içinde bulunmaktadır. Dinin yaşanması, kişi nezdinde şöyle şöyledir denerek pratik şekilde anlatılmalıdır. Ama kutsal kitabımız ile hadislerin anlaşılması kendi doğal yapısı ve bütünlüğü içersinde ele alınmalıdır. İslam ülkelerinde bu durum bu esasa göre değerlendirilmeyip birinci bakışa göre öne çıkartılmaktadır şu anda.

Sönmez Çak- Toplumda cemaat ve tarikatlara karşı özellikle FETÖ olayından sonra bir soğukluk oluştu. Kıyafetler ve şekiller yeniden tartışılıyor. Bu konuda ne dersiniz?

Prof. Dr. Yakup Çicek: Doktoramı tasavvuf üzerine hazırlamıştım. İşin mahiyeti itibarıyla tasavvufi kuruluşlara tarikatlar dediğimiz alanlardır. Bu kuruluşlar bir ihtilaf sebebi değildir. Çünkü; tasavvufi kuruluşlara baktığımızda Resulullah zamanından beri vardır. Temelde şudur, Yüce yaradanımızın emir ve yasaklarına karşı duyarlı olmak, bu konuda elden gelenin en iyisini yapmaya çalışmaktır. İşin özü de budur. Tüm tarikat ve cemaatlerin temel bakışlarında bunlar var ama ayrılık sebebi tasavvufi anlamda şudur; Peygamberimizin hayatında var. Sesli ve sessiz yapma da vardır. Bazı kuruluşlar tercihen sessiz olanı (örnek Nakşibendiler) bazıları diğerini (Kadiriler)tercih etmektedir. Dolayısıyla zikirdeki bu farklılıklar temelde ayrılıklar konusu değildir. Ama bu isimle anılıp ta yeterli liyakati taşımayıp bir takım insanların bu özelliklerinden dolayı tenkit edilmeleri işin mahiyeti dışındaki ayrı bir konudur.

Sönmez Çak- Tasavvuf konusu içinde toplumda genel anlayışla bir evliya modeli var. Örnek, ‘Uçtu, suyun üstünde yürüdü, aynı anda birkaç yerde göründü gibi durumlar olabilir mi? Size göre bu anlayış modeli mümkün mü? Bir de tasavvufun içinde kabul edilmeyen evliyaların varlığından söz edilirken tarikat ve cemaatlere dahil olmayan Müslümanlar var. Bu mümkün mü. Siz bu konuyu nasıl değerlendirirsiniz?

Prof. Dr. Yakup Çicek: Evliyaların keramet göstermeleri temelde kabul gören bir durumdur. Ama tasavvufi bilgileri isim konumunda olup isimleri anılan meşhur mutasavvıflar var. Örnek Mevlana Celalettin Rumi gibi. Onlar derler ki tasavvufi hayatın hiçbir zaman hedefi keramet göstermek değildir. Tasavvufi hayatı sürdürmenin hedefi istikamettir. Hayatı doğru anlamak. Doğru yaşamak. Böyle derler. Ama bununla birlikte bazı insanlara yaradan sıradaşı durum kabul edilen keramet vermiş. Yoksa keramet gösteren keramet göstermeyenlere hava atsın diye değildir. Ama teorik olarak böyle bir şey vardır. Özellikle günümüzde konulara bakışımızda etkili olan görüş her şey sünnetullah ölçüsünde doğal mecrasındadır. Bu tabii kuralları koyan yüce Rabbimizdir. Evliyaların keramet göstermelerini sağlayan da yüce Rabbimizdir. Bu da mümkündür. Bu pozitivm açısından olaylara bakan bir takım insanların peygamberlere ait mucizeleri ve evliyaya ait kerametleri bu düşünceleri sebebiyle kabullenemezler.

Sönmez Çak- Bugün ilahiyat fakültelerindeki eğitim ve öğretimi yeterli buluyor musunuz? Bulmuyorsanız eksikliler nedir. Ne yapılmalıdır? Şunu da belirtelim… Tarikat ve cemaatlerdeki kişiler ilahiyat fakültelerindeki eğitimlerin yetersiz olduğunu iddia ederler.

 Prof. Dr. Yakup Çicek: İlahiyat Fakültelerindeki eğitim biraz da bakış açısına göre değerlendiriliyor. Yeterli mi değil mi diye baktığınızda farazi ilimlerin yanında temel dini dersler var. Bunlar oldukça önemlidir. Bu bakış doğrudur. Ama bu bilgilerin yanında dini konular daha derin şekilde okunmalı. Bunun da haklı gerekçeleri vardır. Bazı kimseler ilahiyat fakültelerine ve oradaki öğretim üyesi kadrosuna baktıklarında kendi hayatında tasavvufi bir yön varsa Orada da olmasını ister. Bu kurumlar bir fakülte olduğundan ötürü bir takım konuların bilimsel ölçülere göre ortaya konulması gibi bir yol var. Ölçü var. Bu durumun gerçekleşmesinde bunların tenkit edilmesi doğaldır. Bunun dışında bir takım insanların farklı bakışla ilave edilecek bir takım işlerde vardır. Olmalıdır.

Sönmez Çak- Toplumun dini nikâh kıyılması ve İslamiyet’te dört kadınla evlenme modelleri hakkında bilgi verip doğru bildiğimiz yanlışları açıklar mısınız?

 Prof. Dr. Yakup Çiçek – Dini nikâh dini bilgi ve görevler arasında yer alır. Günümüzde müftülere dini nikâh kıyma yetkileri verilmiştir.  Dolayısıyla nikâh bir akittir. Evlenme ehliyetine sahip aralarında evlenme yasağı bulunmayan şahitle diğer kayıtla ispat edilerek sözleşmenin ortaysa konulmasıdır. Nikâhın müftü veya başka görevlilerce kıyılması arasında bir fark söz konusu olmaz. Hukuken geçerlidir. Nikâhta bir takım dualar okunması şart değil kıydıranların tercihidir. Kuranı Kerim’in Nisa Suresinde dörde kadar evlenme diye bir kayıt vardır. Ama bu kayıt sınırsız ve ölçüsüz demek değildir. Şu da var ki; bu ayetler geldiğinde peygamberimiz zamanında bazı kimseler vardı ki onun üzerinde karısı vardı. Öyle bir durum vardı. Kuran bu konuda en fazla dörde kadar olabileceğini ama her birine adil davranabilme şartı getirmiştir. Gene ayet bunun psikolojik olarak gerçekleştirilemeyeceğini ifade eder. Şöyle diyebiliriz tek evlilik esas. Kadın sayısının fazla olduğu toplumlarda ekonomik ve sağlık açısından hem de kişilik açısından bir takım şartları taşıması kaydıyla birden fazla evlenmeye geçerlilik vermektedir.  Bunun da sebebi kocasını kaybetmiş kadınların gayri meşru yaşam sürmelerinin önüne geçmeleri amacıyla bu yolu önermiştir. Bu husus hiçbir zaman istismara kapı açma maksadıyla verilen bir izin değildir.

Sönmez Çak- Diyanetin tarikat ve cemaatlere göre etkinliğinin azaltıldığı iddia ediliyor. Siz bu konuda ne diyorsunuz?

Prof. Dr. Yakup Çiçek: Olaylara baktığımızda dini cemaatler gerekli olanı hayata geçirmek için vardır. Bunları kabul edersek temelde fazla bir problem ortaya çıkmaz. Nedenine gelince ibadetler belli. Yasalar belli. İnsanlar hayatlarında bu ilişkilere uymayı esas alıyor. Bazıları yaşamlarına tasavvufi açıdan daha mutlu olacakları köprüler ilave etmiş oluyorlar. Böyle olunca kâmil insan olmayı hedefleyen cemaattir bir kaç kişidir falan dersek Diyanet’e karşı problem değildir. Bu kadar masum olan bu yapının temsil konumunda olan bir kısım insanlar tarafından istismar edilmesi gibi bir durum varsa tabii ki onların tasvip edilmesi doğru değildir. Burada da yapılması gerekli olan güzel bir faaliyeti kendi mecrasının dışına çıkaran insanlar engellenmelidir. Ama burada ifade ettiğim gibi bir yanlışlık varsa eğitilmeli. Bilgilendirilmeli diye düşünüyorum.

Sönmez Çak- Genel anlamıyla İslamiyet hususunda burada zikrettiğim hususlarda güncel sorunlar dile getiriliyor. Sizin bunlara eklemek istediğiniz bir konu var mı? Varsa dile getirebilir misiniz?

Prof. Dr. Yakup Çicek:  Gayretlisiniz. Bunu söylemek istiyorum. Bugün için bunlarla yetnmeyi uygun görüyorum. Tüm okurlara saygılarımı sunuyorum.     

Anahtar Kelimeler:
Yakup çiçekSönmez çak
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner108