banner114

Şampiyonluk artık normal, ikincilik ayıp sayılıyordu!

İskender Günen, takımda bir dönem “Büyük İskender” olarak bilindi ve sol kanatta oynadığı futbolla Trabzonspor tarihinin simge isimlerinden birisi oldu. Sol ayağını mükemmel kullanan Günen, attığı çalımlarla ve futbola kattığı estetikle kazındı hafızalara…

Profesyonel futbol hayali olmayan, bütün düşüncesi tıp okumak olan ancak koşulların mühendislik okumaya ittiği İskender Günen, bu bölümü sevmeyince de “Sevmedim, uğraşmaya gerek yok’” diyerek bu kez ağır basan futbola yöneldi. Henüz başlarda hobi olarak yaptığı işi yani futbolu bugün “Hâlâ en çok sevdiğim iş.” olarak tanımlıyor İskender Günen...Doğduğu memleketi Kastamonu’da sanki bir kuralı yerine getirir gibi 3. Lig’de oynayarak adım attığı futbol dünyasında Ankara Şekerspor kendi deyimiyle çok şey kattı ona. Ve Adana Demirspor macerası... Kelimenin tam anlamıyla Adana Demirspor’a gitmekten direkten döndü İskender Günen...

Aslında bir bakıma kendi isteği ile vazgeçti Adana Demirspor’a gitmekten ve neredeyse üçte bir fiyatına Trabzonspor’a yelken açtı hayatının o bölümünde.  Tıp okumak için Galatasaray’dan gelen teklifi reddedip okumak için kendisine bir yön çizen İskender Günen’i hayat Trabzonspor’a sürüklemişti. Belki de hayatın sürprizi dedikleri şey bu olsa gerekti. Ama o verdiği bu karardan hiç pişman olmadı.

Trabzonspor’a geldiği ilk yılda inişli çıkışlı bir grafik sergilese de o, ikinci yılında kendi gayreti, özel çalışmaları sayesinde takımda yerini almıştı bile. Çünkü o da biliyordu ki Trabzonspor’da mücadeleye dayanan, hep koşmaları gereken bir oyun yapısıydı o günün oyun mantalitesi.

Trabzon şehriyle de kısa zamanda bütünleşen İskender Günen’i şehir de çok sevmişti. Efendi, ağır başlı, alçak gönüllü, okumayı seven bir yapıya sahipti. Kısa zamanda bir Trabzonlu hattâ bir Farozlu gibi olmuştu İskender Günen...  Avni Aker’de açık tribünün sol alt köşesi önce onun için dolardı her maçta... Kendisini çıplak gözle izleyenler kendilerini şanslı, izleyemeyenler ise şanssız addederdi. İzleyenler de “Kendisini izlemek gerçekten büyük keyifti.” diyerek özetliyor oyun stilini...  Bordo-mavili forma altında ilk yılında şampiyonluk sevinici yaşayan futbolculardan olan İskender Günen, futbol hayatının eksik bittiğini, “Yüzde 50 ile bitirdim futbolu.” sözleriyle tanımlıyor. Bundaki en önemli etkenin de futbolda altyapısının olmamasına bağlayan Günen, “Benim sağlıklı bir altyapım da yoktu. Ben şimdi burada doğsam, burada altyapıda başlasam, daha farklı olabilme şansım çoktu.” şeklinde açıklıyor. Bu da altyapının önemine vurgu yapmaktan başka bir şey değil elbette... Avni Aker... Evet Avni Aker deyince de İskender Günen, tıpkı kırmızı çizgi çizer gibi konuşuyor... Taraftarın yürüyerek gittiği, giderken ilk on biri kurduğu, maçtan sonra da maçın en iyi-en kötüsü kim diye kritiğini yaptığı yolun adıydı Avni Aker...

İşte belki de efsane Trabzonspor’u ortaya çıkaran ruhun bir parçası da oydu...

Trabzonspor’un 3 şampiyonluğunda bulunan İskender Günen, futbolla beraber Trabzonspor’da da yaşanan süreci mükemmel tespitlerle analiz ederken Trabzonspor’da futbolcu olmanın tanımını da yeniden yazıyor âdeta... Bu doyumsuz, keyifli röportajda çok şey bulacaksınız. Belki biraz farklı bir portreden, Trabzonlu olmayan ancak birçok Trabzonludan daha Trabzonsporlu bir isimden o dönemi, şampiyonlukları ve şampiyonlukları anlamlandıran futbolcu anlayışını okuyacaksınız...

İskender GÜNEN KİMDİR?

1958 yılında 3’ü kız 4 kardeşin en küçüğü olarak Kastamonu’da dünyaya geldi. Kastamonusupor genç takımında futbola adım attı. Tıp okumak hayalini kuran İskender Günen Ankara’yı istemesine karşın Diyarbakır Tıp’ta okumaya başladı. Ancak orada kalmayarak Ankara’ya giden Günen bu kez Mimar-Mühendislik okumaya başladı. O dönem Galatasaray’dan istenen Günen, okumak hayalini gerçekleştirmek için de gelen teklifi geri çevirdi. Mimar-mühendislik okurken bu mesleği de sevemeyen İskender Günen bu kez yönünü yeniden futbola çevirdi ve Şekerspor’da profesyonel futbol hayatına adım atmış oldu. Profesyonel futbolculuk hayatına Şekerspor’la başlayan Günen 2 yıl burada futbol oynadı. Adana Demirspor’dan gelen teklife imza atmak üzereyken sonda vazgeçip Trabzonspor’a giden İskender Günen hayatının en doğru kararı verdiğini o günü olduğu gibi bugün de yine dile getirmeyi ihmal etmiyor.

Bordo-mavili forma altında 9 yıl hizmet eden İskender Günen 14 defa A millî formayı da giyme başarısını gösterdi. Günen halen Sabah gazetesinde spor yazarlığı görevini sürdürmektedir.

günebakış: Sayın Günen, öncelikle bize kendinizi ve ailenizi anlatır mısınız? İskender Günen nasıl bir yerde çocukluk yaşadı?

İskender Günen: Biz 4 kardeşiz ve en küçükleri benim. 3 kızdan sonra ben dünyaya geldim. Rahmetli annem onun için çok severdi beni. Çocukluğumdan itibaren Metin Oktaylarla büyüdük. Mahalle takımında sarı-kırmızı formam vardı ve 10 numaraydı. Babam yedek parçacıydı ve Kastamonu’dan Galatasaray’ın maçlarına giderdi. Çocukluk yıllarında da doğal olarak babadan gelen bir Galatasaray sevgisi vardı. Benim doğduğum yerde o dönemlerde futbol olarak 3. Lig vardı. Ben de futbola öncelikli olarak 3. Lig’de başladım.  İlk olarak lise 2. sınıfta Kastamonuspor Genç Takımı’na girdim. O dönemlerde de amatör futbolcu profesyonel takımda oynayabiliyordu. Ben de o şekilde oynamıştım. Ama benim kafamda profesyonel futbolcu olmak diye bir şey yoktu. Fakat futbolu çocukluğumdan itibaren sevdim. Benim idealimde doktor olmak vardı. Öncelikli hedefim oydu. Lise yıllarında 2.liğim vardı ve okul hayatım da çok iyiydi. Liseyi bitirdikten sonra Ankara Tıp’ı istiyordum ama Diyarbakır Tıp’a girdim. O arada futbol da var tabii. O zamanki şartlarda Diyarbakır Tıp’ta da kalabilme şansınız yok tabii. Bazı şeyleri gördükten sonra da Ankara’ya geldim ve mühendislik mimarlığa girdim. Tıptan vazgeçmem de her zaman hayıflandığım bir şeydir. Neden hayıflandığım bir şeydir? Diyarbakır Tıp’a gidip orada puanlarımı 1 yıl yukarı çıkış yaptığım zaman yine bir geçiş şansım olabiliyordu sonradan. Ama o zaman yoktu. Yani 1 yıl sonra öyle olabiliyordu. Ama olmadı ve Ankara’da Devlet Mühendisliğe geldim... Yalnız Kastamonuspor’un son yılında hocamız beni İstanbul’a getirdi. Rahmetli Doğan abi vardı. Yasin, Gökmenlerin olduğu... Galatasaray takımı yurt içinden genç oyunculardan bir karma yapıp oradan oyuncu seçmesi yapıyordu. Ben de gittim. Çift kale maç yaptım ve 20. dakikadan sonra “Sen çık.” dediler bana. Galatasaray takımından daha sonra babama, “Oğlunu çok beğendik, bize gönder.” şeklinde bir davet geldi. Daha sonra babam, “Oğlum ne düşünüyorsun?” dedi. Ben de “Yok baba, ben okuyacağım. Benim hedefim var.” dedim. İdeallerim uğruna Galatasaray’ın teklifini geri çevirdik. Daha sonra Ankara’ya geldim ve Şekerspor Takımı benim için geldi. Şekerspor o zaman 2. Lig’deydi. Selçuk Yula da orada oynuyordu. Ben de Şekerspor’a gittim ve profesyonel imza attım. İlk profesyonel olduğum kulüp Şekerspor’dur.

günebakış:  Galatasaray’ı reddedip Şekerspor’u tercih etmek biraz garip değil mi?

İskender Günen: Şöyle oldu: Diyarbakır Tıp’ı düşünmüştüm o dönem. O olmadığı zaman da tabii bir daha Galatasaray’a dönüş yapamazsın. Yani Galatasaray konusu benim Diyarbakır’a gitmemden önce olmuştu. Ama Diyarbakır’a da gitmeyeceğimi görünce de Ankara’ya gelmiştim. Bu sefer 2. Lig’de başladım. Ankara’da 2 yılım geçti. Gerçekten orası bana çok şey kattı. Futbolumun gelişmesindeki en önemli sebeplerden biridir Şekerspor Takımı. Çünkü Cüneyt abi vardı kaptan... Gerçekten oyuncu olarak çok iyiydik. Genç oyuncu için de zordur böyle durumlar. İlk defa küçük bir kentten çıkıp da büyük bir kente gelmek... O günkü koşullara göre öyle bir yerde tutunabilmek de kolay değil. Yani Şekerspor’a gelmek bana çok şey kattı. Ankara Devlet Mühendisliği 2. sınıftayken, Şekerspor’da da 2. yılım doldu. Sonra okulu bırakmaya karar verdim. Futbol sevgisi ağır bastığı gibi, inşaat mühendisliğini de sevmedim. Bana göre bir şey değildi. Okuma hevesi var ama istediğin olmayınca soğuma oluyor. Hani istemeye istemeye bazı şeyleri yapmak zorunda kalıyorsun ya... Oradan mezun olma şansım da vardı ama inşaat mühendisliğini sevmedim. Ben de bu durumu rahmetli babama söyledim. Babam da “Tamam oğlum, karar senin.” demişti. Ondan sonra 2. yılım bitti ve Adana Demirspor benim içim geldi. Onlarla konuştuk ve cumartesi günü Adana’ya gittim. Pazartesi günü de 1,5 milyon liraya Adana Demirspor’a 1 yıllık imza atacağım. 1,5 milyonun 1 milyonunu da peşin, kalan 500’ü de sezon içinde vereceklerdi. O dönemde Adana Demirspor da 1. Lig’deydi. Ankara’da oteli olan çok sevdiğim Rizeli Saim adında biri vardı. Cumartesi günü onu aradım. Bana, “İskender, Trabzonsporlular seni sordu.” dedi. Bu diyalog da tesadüfen oluyor. O dönemde de Trabzonspor’dan bana gelen herhangi bir teklif falan yok. Ben de “Yok ya!” dedim. Çünkü o zaman bir genç oyuncu için Trabzonspor çok büyük bir olay. Şu anda da öyledir ama o zamanlar bizim hissiyatımız oydu. Sonuçta 3 yıl şampiyon olan bir takımdı. O öyle deyince pazar günü Adana’da otelden kaçıp Ankara’ya geldim. Rahmetli Ergun Kantarcı abi vardı. Ergun abi de beni Karabükspor’dan biliyordu. Karabükspor ve Kastamonuspor maç yapmıştık. Hattâ maçtan sonra gelip “Senin adın ne?” diye sormuştu. Nejdet vardı. 3. Lig’de beraber oynadık. Onlarla hep birdik. Onlar Trabzonspor’u anlata anlata bitiremezlerdi. Ben de geldim ve pazartesi günü buluştuk. 1 yıllığına 450 bin liraya imza attım. 225 bini peşin toplamda 450 bin liraya imza attım.

günebakış:  Böylelikle Trabzonsporlu oldunuz. Nasıl bir ortam vardı geldiğinizde?

İskender Günen: İmzayı attıktan sonra Trabzon’a geldim. Hocamız da Ahmet Suat Hoca’ydı. O dönem de farklıydı tabii. Büyük bir kentten geliyorsun, teksin ve yabancısın... Zorluklarım oldu. Zaman zaman “Başaramam!” dedim. Çünkü fiziksel anlamda Trabzonspor çok farklıydı. Mücadele gücü, hırs üst düzeydeydi. Geldiğim zaman en hırssız oyuncu bendim. Hırs biliyorsunuz yaradılıştan gelir. Ama bıraktığım zaman da en hırslısı bendim. Demek ki nereden nereye gelmişim. Trabzonspor’da Güngör bana çok büyük destek verdi. Onun benim için yaptıklarını unutmam mümkün değil. Her akşam gelip beni aldı. Oturduk, sohbet ettik. Dostluğumuz hâlâ daha devam eder. Çünkü genç oyuncu için o dönemde kolay bir şey değildi. Çünkü 19 Mayıs gibi, halı gibi sahadan gelmişim... Fizik olarak da çok iyi değilim. Bir de saha çamur. İki tane pas hatası yaptığında insanlar sana ters bakıyor. Çünkü önlerindeki oyuncu kalitesi çok üst düzeyde. Ali Kemal, Necdet... Onlar oynamış açık oyuncu olarak... Ondan dolayı beklentiler çok üst düzeydeydi. Birinci yıl iniş çıkışlarım oldu. Deplasmanlarda performansım çok iyiydi ama içeri geldiğiniz zaman baskı sizi olumsuz etkiliyordu. Yalnız benim şöyle de bir huyum vardır: Kendime çok fazla güvenirim. Baskı için, seyircinin bağırması için hep “olabilir” demişimdir. Yani bazen bırakmaya yakın da oldum. Ama kendime göre şunu da düşündüm: “Bırakıp gitmek çözüm değil.” O nedenle kalıp bir şeyi başarmak aslında hedefti. Birinci yılın ilk yarısı ile ikinci yarısı arasında çok büyük bir fark var. Yavaş yavaş alışmaya başladım. Bu çok önemli. Takımdaki insanların bana yardımcı oldukları da bir gerçek. Sonuçta takımda sorumluluk alan oyuncular var. Sorumluluk alan oyuncularla beraber genç oyuncu olarak kendini geliştirebilme şansın çoktur. Bu çok mühim. İkinci yılımda Özkan Hoca geldi. Onunla beraber ikinci yılımda çıkışı yakaladım. Trabzonspor’a geldikten sonra şunu da gördüm: Ben Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş’a İstanbul’un 3 büyük takımı derim. Trabzonspor ise kent takımıdır. Onlar ise semt takımıdır. Arada çok büyük fark var. Napoli ve Trabzonspor, yani kent olarak bakacaksın. Napoli de İtalya’nın en yoksul yerlerinden biridir. Devrim yapıyorsunuz. Bu devrim çok zor bir şeydir. Futboldan sonra şunu gördüm: Hakikaten yapılan iş çok büyükmüş. Medya gücü, hakem gücü o zaman da vardı. Ama inanın o zamanlar biz şampiyonlukların farkına bile varmadık! Şampiyonluk o zaman son derece doğaldı! Son derece basitti! Kent bile şampiyonluktan bıkmıştı diyebilirim! Bazen çift kupa ile sezonu bitiriyorduk ve son nerece normaldi. Lig ikinciliği ise çok büyük ayıptı!

günebakış:  Avni Aker’deki ilk maçınızı hatırlıyor musunuz? Neler hissettiniz o anda?

İskender Günen: İlk maçım Bursaspor maçıydı ve 0-0 bitmişti. Çok farklı bir duyguydu. O dönem öncesinde Almanya’dan dönmüştük. Almanya’da sahalar da iyiydi. İlk giriş olarak Almanya’daki performansım çok üst düzeydeydi. Hattâ, “Bu çocuk nereden geldi?” diyorlardı o zaman. Ama buraya geldim ki saha çok kötü. Teknik oyuncu için top sekmeleri iyi değil tabii. Bir de fizik mücadelesi çok önemli. 2. Lig’deki fiziksel oyun ile 1. Lig’deki bir değil. Bir de Trabzonspor’dasınız... Kötü olan o. Belki Galatasaray’a gitsem fizik mücadelemde o kadar eksiklik olmaz. Çünkü her şeyde mücadele gücü çok yüksek. Yani saldırgan, agresif bir takım. İkinci yılımla beraber şunu gördüm: Kastamonu’dan buraya gelsem kalabilme şansım yoktu. Ama Ankara’da geçirdiğim 2 yıllık süreç bana çok şey kattı. Bursaspor maçına gelecek olursak, heyecan duymamak mümkün değil. Bir oyuncu sahaya çıkarken heyecan duymak zorundadır. Futbolu bıraktığı zaman bile... Oyuncuda heyecan yoksa zaten futbol olayın biter.

günebakış:  Avni Aker sizin ne anlam ifade ediyor?

İskender Günen: Şunu söyleyeyim: Seyirci ile bütünleştim. O zaman açık tribün tarafı vardı. O tarafta performansım hep yukarı çıkardı. O taraftar beni iterdi... Yani orası bana çok farklı gelir her zaman. Kapalı tribün ile açık tribün arasında çok büyük fark vardır. Belki de göz ve bakış açısıdır... Bazı futbolcular da var ki Trabzonspor Takımı onlara haksızlık yapmıştır! Hepsine futbolu erken bıraktırmıştır! Şenol Güneş bıraktığı zaman Millî Takım’daydı. Yani Millî Takım’da oynayan oyuncuya futbolu bıraktırmak bile yanlış. Bıraksa bile bıraktırmamak gerekir. Necati abi, Turgay, Güngör de o şekilde bıraktı. Herkes de şunu sandı: Bu böyle gider. Ama o insan grubu farklıydı. Yaşadığım için çok iyi biliyorum. O insanların futbola bakışı, mücadelesi çok farklıydı...

günebakış:  Sizin döneminizde nasıl bir Avni Aker vardı?

İskender Günen: Avni Aker çok farklıydı. Zaten maça çıkarken “Yarım saatte bu iş bitsin!” derdik. Müthiş bir özgüven vardı. Gelen takım oyuncularının suratlarına baktığın zaman zaten durum belliydi! Hattâ isim vermeyeyim bir maçta rakip oyuncu gelip “Bir gol atın da bu zulüm bitsin!” dedi. Bu bambaşka bir duyguydu. Bunu para ile satın alamazsınız. Futbolun en güzel olayı budur.  Başkan, yönetim, teknik adam, oyuncu, taraftar... Bu ekip çok mühimdir. O ekipte birliktelik yoksa başarı zor gelir. Seyirci sana baskı yapacaktır. Onlar baskı yapmak zorundadır zaten. Trabzonspor taraftarı da baskı yapmazsa olmaz. Büyük takım taraftarı mutlak surette baskı yapacaktır. Onun beklentisini karşılamak durumundasın. Sen cebinde 5 kuruşu olmayan ve bu şekilde maça gelen insanlara bir haftasının güzel geçmesi için bir şeyler sunmak zorundasın. Bunu içinde hissetmek zorundasın. Kendini değil, oraya gelen taraftarları tatmin etmektir önemli olan. Senin aldığın sonuç belki de o taraftarın bir haftasının iyi geçmesini sağlayacaktır. Belki de o insanın parası yoktur cebinde. Adamın tek mutluluğu sensin. Senin orada sorumluluğun giriyor devreye. O sorumluluğu almak zorundasın. Yoksa para kazansan ne olur?

günebakış:  Avni Aker’de unutamadığınız maçınız ya da maçlarınız arasında sizin izin özel olan var mı?

İskender Günen: Galatasaray ile kupa maçı yapıyoruz... Trabzonspor’un başında Ahmet Suat Hoca, Galatasaray’ın başında da Özkan Sümer Hoca vardı. O maçı İstanbul’da 2-1 yenmiştik. Burada çarşamba günü kupa, pazar günü de lig maçı var... Çarşamba günü oynan kupa maçı 1-1 bitmişti ve golü ben atmıştım. Pazar günü oynanan lig maçını da 2-0 kazandık ve ben de gol atmıştım. Hattâ Halil İbrahim Akçay o zaman Galatasaray’daydı ve kupa maçında da sağ bek oynamıştı. Maçtan sonra da Özkan Sümer, “Halil, Trabzonspor’dayken Trabzonspor’a bu kadar hizmetin yoktu!” demiş. Mesela Avni Aker’den korner atamadan giden çok takım oldu! Gelen takımlarda yetenekli oyuncular da çoktu. Öyle de bakmak lazım olaya. Kenar oyuncuları çok iyiydi. Şimdi biraz daha farklı tabii. İnsanların futbola bakışları farklılaştı. O nedenle birliktelik çok önemli. Düşünün işte 1980-1981 yılında Trabzonspor Takımı şok presi yapıyordu ve bunu da Özkan Sümer çıkarttı. Dünyada takımların şu anda yaptığı şey bu.

günebakış:  Çalımlarınız ile “Çalımcı” lakabını da aldınız...

İskender Günen: Çocukluğumdan itibaren dar alanda hep 5’e 5, 4’e 4 oynardık. Mahallede bizim 6 kişilik takımımız vardı. Sabahleyin çıkar, 4-5 mahallede maç yapardık. Ama hep dar alanda yapardık. Çalım atmaya gelince... O benim içimden gelen bir şeydir. Çok içimden gelir. Mesela 4-0 yendik diyelim. Ben bir şey yapmamışsam, takıma katkı sağlamamışsam kendime göre benim mutlu olma şansım yoktur. Bir şey göstermem gerekir. Gelen insan benden bir şey bekliyor çünkü.

Takımda birisi iyi çalım atar, birisi iyi kafaya çıkar, birinin mücadele gücü çok üst düzeydir... Bunları takımın birer parçası olarak düşüneceksin. Benim gole dönük özelliğim de olmadı. Niye olmadı? Ben açık oyuncusuydum. Benim işim oydu. Yine söylüyorum, eksik olarak futbol hayatım bitti. Yüzde 50 ile bitirdim futbolu. Ben tam manası ile ilk hocayı Şekerspor’da gördüm. Daha önce gördüm ama bir şey yoktu... Benim sağlıklı bir altyapım da yoktu. Ben şimdi burada doğsam, burada altyapıda başlasam, farklı bir yeteneğimle daha farklı olabilme şansım çoktu. Ben Genç Millî olmadan A Millî oldum. Ama benim bulunduğum yerde öyle bir imkân da yoktu. Futbolu bıraktığım zaman da şunu da gördüm: Yapabileceklerimin yüzde 50’sini yaptım.

günebakış:  3 şampiyonluk yaşamanıza rağmen yapabileceklerinizin yüzde 50’sini mi yaptınız?

İskender Günen: Evet... Bazı özelliklerimi geliştirebilirdim. O dönemde bugünkü gibi bilimsel bir ortam yoktu. Ama hocalarım bana çok şey kattı. İkisinin de çalışmaları farklıydı. Bir de yaklaşım olarak son derece iyiydiler. Kimi “Özkan Hoca bağırıp çağırır” der ama öyle değildir. O senden beklentisi olduğu için onu yapıyordur. Bazı şeylerin kelimesi yoktur. Bunları da sözle anlatmak eksik kalır.  Mesela Şenol, Tugay, Necati, Güngör 6 şampiyonluk yaşadı. Bu insanlar çok şey kattı. Ben 32 yaşında futbolu bıraktım. Niye? Çünkü “Bırak.” diyecekler. Senden bilecekler... Bıraktığıma da hiç pişman olmadım. O nesille aramda çok büyük fark var. Yeni gelenlerle bizim aramızda fark var. O da son derece doğal. 1984-1985 sezonunda da şampiyonluk şansımız çoktu ama bazı olumsuzluklar nedeniyle olamadık. Ondan sonra da zaten dışa açılma çıktı. Yani özünüz yavaş yavaş gitmeye başladı. Zaten buranın özü; mücadele gücü, kazanma azmi...  Transferler yapılıyor doğrudur ama transferler diğer oyuncuların kendilerini değersiz hissetmesine yol açtı. Paralar birden bire yukarı çıktı. Bu şekilde bakmak lazım. Örneğin Şenol Güneş diyoruz... Şenol Güneş çok farklı birisi. Arkadan oyunu gören, yönlendiren, bağıran, çağıran... Tekrar üzerine basarak söylüyorum: Bu insanları daha uzun süre kullanmak lazımdı. Yeni gelen nesille kaynaştırabilirdin. Ama sen bu insanlara futbolu bıraktırdın. “Gençler gelsin, yeter artık, para canlısı...” Bu şekilde bakmak aslında kötü. Çünkü bu insanların büyük çoğunluğu iğne vurularak, sakat sakat çıktı sahaya. Düşünsenize, sakatlığını hocadan saklayarak maça çıkıyorsun. Çünkü sahada bulunmak istiyorsun. Şimdi ise adam diyor ki: “Ayağım çekiyor.” Bitti işte. Bu önemlidir ama. Uçak gelmezdi, çoğu yere otobüsle giderdik. Bu nedir? Takım ruhu, birliktelik, arkadaşlık, paylaşmadır. Bunlar mühimdir... Batıdaki insan türü gibi ben olamam. Duygum var benim. Her şeyin profesyonel kodları vardır. O tür bakarım olaya ve yapar giderim.

günebakış:  Futbolu bırakmanız da âni oldu değil mi?

İskender Günen: Benim son yılımda Jean-Marie Pfaff geldi. Zaten o zaman futbolu bırakmaya karar verdim. Jean-Marie Pfaff’ı karşılamaya giden konvoyu gördüm ve “Trabzonspor takımı kabuk değiştiriyor.” dedim. Onu iyiye yorma şansım da yok. Taraftar “Jean-Marie Pfaff kurtar bizi!” diye pankart yapmışsa olay orada bitti zaten. Jean-Marie Pfaff’ın gelmesine karşı olan biri miyim? Evet... Trabzonspor adına ben o tür transferlere karşı olan biriyim.

günebakış:  Sayın Günen teşekkür ederiz.

İskender Günen: Ben teşekkür ederim.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner108