Her projemiz karşılık buldu


Rektörlük seçimlerinin kaldırılmasını değerlendiren Prof. Dr. Baykal “Ben yeni sürecin seçim travmasının getirdiği sıkıntılardan çok daha az sıkıntılı olacağını düşünüyorum. Her seçim, üniversiteye bir travma yaşatıyor. Siz bunu isteseniz de istemeseniz de kurum bunu yaşıyor.” dedi.

FETÖ sürecinin tüm kamu kurumları gibi KTÜ’yü de etkilediğini belirten Baykal “Öğretim üyesi kayıplarımız oldu ancak bu kayıplar eğitim, araştırma ölçeğini etkileyecek kayıplar değil. KTÜ büyük ve köklü bir üniversitedir. Bu avantajlarla birlikte KTÜ daha az etkilenmiştir.” diye konuştu.

Üniversitenin eleştirilmesinde haklılık payı olduğuna inandığını kaydeden Baykal şu ifadelere yer verdi: “Herkesin aynı düşündüğü yerde üretkenlik olmaz. Üniversite eleştirildiği zaman çok da rahatsız olmamak lazım... Ancak üniversite-kent ilişkisinde olumluya doğru gidiş var.”

Rektörlükte ikinci döneminizi geçiriyorsunuz. Her iki dönemde neler yaşandı?

Birinci dönemde idarî anlamda içinde bulunmadığınız bir yapıyı devralıyorsunuz. Her ne kadar kurumu tanısanız da yönetim anlamında adım atarken birinci dönemde sorunları, eksikleri, ihtiyaçları görme ve tanıma anlamında geçiş dönemi oluyor. İkinci dönem birinci dönemin devamı olarak başladığınız çalışmaları sürdürüyorsunuz. Bu her kurumda genel olarak böyle olur. Birinci dönemle ikinci dönem arasındaki en büyük fark geçiş sırasında yaşadığımız malûm FETÖ hadisesi… Türkiye’yi etkilediği gibi KTÜ’yü de etkiledi. Bu dönem motivasyon kaybına yol açtı. Yapılması gerekenler yapılıyor ancak travmalara da yol açıyor. 

Süreç, KTÜ’yü nasıl etkiledi?

Bu KTÜ’ye özel bir süreç değil tabi ancak KTÜ de devlet kurumlarının bir parçası. Öğretim üyesi kayıplarımız oldu ancak bu kayıplar eğitim, araştırma ölçeğini etkileyecek kayıplar değil. KTÜ büyük ve köklü bir üniversitedir. Bu avantajlarla birlikte KTÜ daha az etkilenmiştir. Bu süreç hâlâ devam ediyor. İkinci dönemde böyle bir süreç geçirdik ancak birinci dönemden gelen tecrübemizle bu süreci avantaja dönüştürmeye çalıştık.

İlk olarak göreve başladığınızda “Bu mutlaka çözülmeli.” dediğiniz bir sorun var mıydı? Varsa bunun akıbeti nedir?

Birtakım sözler vererek göreve başladık. Bir seçim süreci geçirdik. Seçim sürecinin kalkmış olması Üniversite açısından bana göre belki son 20 yılın en önemli en olumlu adımı diyeceğim. Seçim süreçlerini maalesef biz doğru yaşayamıyoruz. Seçim sürecinden beslenen lobiler süreci kötü hâle sokuyor. Onun için bu süreç çok sağlıklı bir süreç miydi? Hayır. Ne kadar itina gösterirseniz gösterin maalesef Türkiye'de bu seçim süreçlerinden beslenen bir lobi var. Dolayısıyla doğru yanlış haberlerle kurum, ülke menfaatleri; insan onurları düşünülmeden öyle adımlar atılıyor ki elimizde kırgın insanlar, kırgın öğretim üyeleri, kırgın üniversite kalıyor. Bunu tamir edene kadar bayağı bir zaman geçiyor. Bu sürecin kalkmış olması oldukça önemli bir adımdır. Bunu bir daha seçime girmeyeceğim için söylemiyorum. İlk kez dile getirdiğim konu da değil.

Bu ilk defa söylediğim bir şey değil. Seçime girmeden önce de keşke bu olmasaydı demişimdir. Verdiğimiz sözler vardı. Yapmaya taahhüt ettiğimiz sözler vardı. Biz bunu bir buçuk sene öncesinde de kitapçıkta paylaştık. Yapamadıklarımız da oldu ama şunu rahatlıkla söyleyebilirim. Bir kere bu sözleri verirken mümkün oldukça kaynakları, insan kaynağımızı, ekonomik durumumuzu düşündük. Bu sözleri de büyük oranda gerçekleştirdik. Bir iki gerçekleştiremediğimiz şeyler vardı. Örneğin bir kolej sözü verdik, gerçekleştiremedik. Çünkü kaynaklarımızdan bunu sağlayamadık, sağlama şansımız yoktu. Bunu gerçekleştirecek hayırsever bulma şansımız da olmadı. Bu bizim söz verip de yapamadığımız bir konuydu. Belki bunun dışında ufak tefek şeyler de vardı yapamadığımız ama büyük oranda yapalım yapacağız dediğimiz şeyleri yaptık.

Yaklaşımınız dikkat çekici… Seçimin kaldırılmasının olumlu gördüğünüzü söylediniz. Peki, yarın öbür gün atamanın, yerel dinamiklerin hassasiyetlerini taşınarak yapılacağını düşünüyor musunuz? Sonuçta buradaki seçimle öne çıkan kişileri akademisyenler belirliyordu.

Öğretim üyesi yine müracaatlarını yapacaktır ve bu öğretim üyeleri içerisinde Yükseköğretim Kurulu belli bir sayıya indirecek ve daha sonra Cumhurbaşkanımız bu sayı içerisinden bir kişiyi atayacak. Ben her zaman şunu söylerim bir kurum adım atarken kötüye adım atma peşinde olmaz. Dolayısıyla Yükseköğretim Kurulu bir karar verirken kalkıp da üniversite aleyhinde olabilecek bir kararın peşinde olmaz. Hata yapılabilir mi? Olabilir ama seçim esnasında da hata olabilir. Yani seçim hatayı sıfıra mı indiriyor? Hayır. 6 kişi seçiyor ve bu 6 kişi yine YÖK'ün önüne gidiyor. Ben burada yapılacak tercihlerde seçimle gelen tercihlerden daha kötü bir tercih olacağını düşünmüyorum. Özellikle bu konularda Sayın Cumhurbaşkanımız da çok duyarlıdır. Kalkıp da bu duyarlılık içerisinde olumsuz bir tercihe zaten müsaade etmez.

HER SEÇİM ÜNİVERSİTEYE TRAVMA YAŞATIYORDU

Ben seçim travmasının getirdiği sıkıntılardan çok daha az sıkıntılı bir süreç geçirileceğini düşünüyorum. Her seçim üniversiteye travma yaşatıyordu. Siz bunu isteseniz de istemeseniz de kurum bunu yaşıyor. Kurumda seçimden beslenen lobiler var. Bu şu demek değil “A adayının yanında da B adayının yanında değil.” Öyle bir şey değil. Bu her adayın yanında olur. Çünkü kendi birikimiyle beraber başaramadığını bu süreçte yanında olarak birilerinin yanında olarak ya da birilerini destekleyerek aşmaya çalışır. Yani bu üniversiteler için bana göre en büyük sıkıntıdır. Bunun kalkmış olması bana göre çok iyi bir adımdır.

Siz bu konudaki düşüncelerinizi daha önceden ilgili makamlara taşıdınız mı?

Her dönem bu konuyu gündeme getirdim. Hatta Yükseköğretim Kurumu üyelerimizle konuştuğumuzda veya siyasîlerle iletişim kurduğumuzda her zaman söylemişimdir. Bu yeni söylediğim bir şey değil.

TRABZON’UN KİMLİĞİNİ YANINIZA ALDIĞINIZDA AVANTAJLISINIZ

Karadeniz Teknik Üniversitesi-Trabzon ilişkileri en çok konuşulan konulardan birisi Trabzon'da... Öncelikle şunu soralım: Trabzon'da akademisyen olmak, üniversite kimliğini taşımak nasıl bir durum? Zor mu?

Baktığınız yere bağlı. Trabzon'un bir kimliği var. Siz o kimliği yanınıza aldığınızda avantajlısınızdır. Bölge insanının da bir kimliği var o insanlarla iyi bir ilişki kurarsanız bu da büyük bir avantajdır. Ama Trabzon'da hem bürokrat olarak hem siyasetçi olarak belli bir çalışan olarak çalışmanın zorlukları da var. Özellikle beklenti çok yüksektir. Trabzon insanının diğer insanlardan bölge insanlarından daha farklı bir beklenti yapısı var. İletişimi kurabilirseniz en büyük avantajdır. Kuramazsanız dezavantajdır. Ben hiç şikâyetçi değilim. Ben Trabzonluyum. İnsanımızın zevklerini biliyorum. Memleketimizin insanlarının beklentilerini yüzde 100 karşılama ihtimali yok. Bir de üniversiteden bakmayla üniversite dışından bakma arasında mutlaka farklılık olması lazım. Bir kere üniversite bu anlamda kendisinden şikâyetçi olunabilecek bir kurumdur. Dünyanın her döneminde bu böyledir. Bir kere üniversiteye baktığınız zaman farklı beklentileri olan genç bir kitle var. Öğretim üyesi de beklentisi itibarıyla beraber aynı özellikleri taşır. Dolayısıyla vatandaşın yüzde 100 onunla uyumlu olması mümkün değil. Üniversite karşıtların, farklı fikirlerin farklı düşüncelerin olması gereken bir yerdir. Yani eskilerin ibaresiyle uçuk insanların olması gereken bir yerdir. Zaten böyle olmazsa üniversite rutin bir okul durumuna dönüşür. Herkesin aynı düşündüğü yerde üretkenlik olmaz. Üniversitenin her zaman eleştirilebilecek tarafları vardır. Üniversite eleştirildiği zaman çok da rahatsız olmamak lazım... Yani Üniversite içerisinden biri olarak bu da doğrudur, tersi de doğrudur. Ancak üniversite-kent ilişkisinde olumluya doğru gidiş var.

ANKARA, İSTANBUL KTÜ’DEN ÖNCE BAŞLADI AMA…

Olumlu olduğunu nasıl gözlemlediniz? Nerede görüyorsunuz?

İlişkilerde... Örneğin eskiden öğretim üyeleri araştırmayı, öğrenci eğitimi düşünüyordu ancak bugün 3. ayak var. Toplum faaliyetlerinde üniversite öğretim üyesini daha fazla görüyoruz. Sanayimiz büyük değil dolayısıyla sanayide öğretim üyesi görmek çok fazla mümkün olmuyor ama bakıyorsunuz şehirle beraber sivil toplum örgütüyle beraber yapılan projelerde öğretim üyesi projenin daha fazla içerisinde. Bu gittikçe kültür olarak yerleşiyor ve artıyor. Bu bir artı değerdir. Şehirlerin gelişmişlik derecelerine bakarak Ankara, İstanbul bizden daha önce başladı ama KTÜ bu anlamda ciddi bir adımlar attı atıyor. Öğretim üyesi daha fazla dışarıda görmeye başladık. Toplum olaylarında öğretim üyeleri artık kendini bir paydaş olarak görmeye başladı. Projelerde çok ciddi anlamda görüyoruz. “Bir sivil toplumda ya da bir sanayiciyle beraber bir proje yapabilir miyim?” hevesiyle beraber bir mücadele var. Bunu son 2 yılda daha çok görmeye başladık. FETÖ konusu bu gidişatı da etkiledi ama süreç durmadı. Genç kuşak öğretim üyeleri de bu anlayışla geldikleri için artık geriye dönüş olmaz. Belli bir yaş üzerinde olan öğretim üyesi için bu süreç biraz zordur ama genç öğretim üyeleri artık bu süreci hem alışık durumdadır hem de daha fazla kendilerini o konuda mecbur hissedecekler.

Biraz da KTÜ’nün bilim karnesini konuşalım… KTÜ’yü yurt çapında değerlendirsek neler söyleyebiliriz? TÜBİTAK'ta projesi kabul edilen üniversiteler sırasında dikkat çekici seviyede…

Daha iyisini bekliyoruz. Şu anda TÜBİTAK'ta 200 üniversiteden 6’ncı sıradayız. Güzel projeler geldi. Bizim en iyi paylaştığımız 11’inci sıraydı, şimdi 6’ncı sıraya yükseldik. Daha da iyi olma potansiyelimiz var. İnşallah o da olur. Seviyemiz belli oldu inşallah daha da iyiye yükseleceğiz. Bir proje kültürü oturdu. Artık genç kuşak proje yapmaktan yana. Yakın geçmişte belki 4-5tane öğretim üyesinin seslendirdiği bu konu artık 40-50 öğretim üyesinin seslendirdiği hâle dönüştü.

ÜNİ-DOKAP… KTÜ kurucu başkanlığını yaptı ve Uluslararası Turizm Sempozyumuyla bu sürecini taçlandırdı daha sonra görevi Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesine devretti.

Sempozyum önemli. Ayrıca 106 projeyle Türkiye genelinde yarıştı. Bu projelerin en az 10 civarındaki projesini Kalkınma Bakanlığına aldırdı. DOKAP Başkanı Ekrem Yüce Bey’le DOKAP Bölgesi’ndeki üniversitelerin birlikteliğinden söz ettik. Kendileri de arzuluydu. Bir sinerji oluşturduk. Biz ÜNİ-DOKAP’ın kurum yapısını oluşturduk. Bu birliktelik ileride çok daha başarılı işlere imza atacak.

Peki, Turizm Sempozyumu? Turizm, bölge açısından çok önemli ve bunun sempozyuma taşınması çok ciddi bir atılımdı.

Turizm bu bölge için şu anda olmazsa olmaz. Taşıyıcı özelliği olan bir alan... Sempozyumun, bölgenin turizm potansiyelini ortaya çıkarma yönünde çok ciddi bir katkısı oldu.

Sempozyumdaki çalışmalardan ortaya çıkan bir ürün var. Bu ürünün ilgili paydaşlar tarafından değerlendirilip hayata geçirmesi de önemli değil mi?

Tabi bunu yapmazsanız bir anlamı kalmaz. Çünkü siz çıktıyı kullanmadıkça bir anlamı yok. Bunu kullanmak üniversitenin işi değil. Bu devlet kurumlarının ve bununla görevli belediyelerin görevidir. Bu çalışmaları yapmak ve sorulara yanıt aramak üniversitenin görevidir.

Sözü yatırımlara getirelim. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, KTÜ eksenli yatırımları Trabzon’da yaptığı bazı konuşmalarda gündemine getiriyor. Bunlardan en önemlisi olan Çocuk Hastanesi ne durumda?

Çocuk Hastanesinin kararının verilmesinde Cumhurbaşkanımızın çok büyük bir rolü vardır. Kendisi Rize’deyken özellikle lösemili çocuklarla veya çocuk hastaların bu bölgedeki ihtiyaçlarıyla ilgili ayrıntıları kendileriyle paylaştık. Duyarlık gösterdi ve çok etkilendi. Destek sözü verdi. Hakikaten de destek oldu. Çocuk Hastanesi bizim büyük projemizdir. Bu bölge için çok önemli bir projedir. Çünkü sadece çocuk dalının hizmet alacağı her şeyle beraber kendine yetebilecek bir yapı. 225 yatak şeklinde isimlendirdik ama 300’ü bile geçebilecek nitelikte. Projeyi çizdiğimizde önümüzde çok ciddi bir proje para artışı oldu. Yani 60 trilyon lira civarında bize ayrılmış olan proje parası yaklaşık 30 trilyon civarında daha yukarıya çıktı. Proje 90 trilyon civarına çıktı.  Kalkınma Bakanlığından bu proje değişikliğinin yapılması sürecini de gerçekten büyük bir özveriyle Sayın Bakanımız Süleyman Bey takip etti ve projenin çıkmasını sağladı. Hastane yüzde 60 civarında tamamlandı. Biraz müteahhit tarafından kaynaklı yavaşlıklar var. Gecikmeler olabilir ama çıkan yapı sağlıklı bir yapı olsun. Ondan ödün vermiyoruz.

Peki, ne zaman biter?

Normalde 2018’in sonunda teslimdir ama teslim edilip edilmeyeceğine bir şey diyemiyorum. Çünkü şu anda en özellikli kısmına geldiler. Kaba inşaat kısmı bitiyor. İnce işler geliyor. O proje kadar önemli olan bir başka proje… Açıkçası bu proje benim, hastaneden hizmet alırken vatandaşın en çok sıkıntı yaşadığı konu olarak gördüğüm otopark konusu… İnsanın içini sızlatan görüntü var. Ancak biz gördük ki yatay büyümeyle bu otopark ihtiyacını gidermemiz mümkün değil ve Türkiye’de ilk defa hastane çevresine katlı otopark verildi. Yaklaşık bin 400 araçlık otopark. İhalesi bu ayın 22’sine yapılacak ve Allah nasip ederse mart, nisan aylarında kazma vurulmuş olacak. 60 milyon bedelli bir ihale. Bittiği zaman vatandaşın otopark derdi gibi bir derdi kalmayacak.

Bu yatırımımızın paraya döndürme derdinde olduğumuz yönünde iddialar var. Hayır, böyle bir derdimiz yok. Bizim derdimiz vatandaş geldiğinde otopark ihtiyacını görsün. Görüntü kirliliği olmasın. Otoparkın çıkmasında en önemli desteği Süleyman Bey vermiştir. Bir Çocuk Hastanesi kadar hizmet anlamında önemli görünmese de onun kadar önemli bir yatırımdır. Otopark 2019’un sonuna doğru bitebilir. Bu inşaatlar bittiğinde orasının dış çehresi değişecek. Bu süreçte vatandaşlarımızdan sabır bekliyoruz. Vatandaşlarımızın da çalışanlarımızın da bu süreç zarfında toplu taşımadan yararlanmalarını arzu ediyoruz. Bu süreçte zorluk olacak ama bittiğinde herkes “Çok güzel oldu. Allah razı olsun.” diyecek. Bunlar bizim büyük projelerimiz.

Ayrıca 4 bin metrekarelik merkezî laboratuvarımız var. O da belli bir noktaya geldi. Sanıyorum yıl bitmeden teslim edilir. Yaklaşık 10 trilyonluk bir yatırım. İçiyle birlikte belki 10 trilyon civarında teçhizat yatırımı yapılacak. Başka taleplerimiz var ama Türkiye’nin de gerçekliği var. Yeni yatırım konusunda biraz bekliyoruz. Ancak hiçbir yatırımımız paradan dolayı beklemiyor. Bütün yatırımımız tıkır tıkır devam ediyor. Hatta biz müteahhitlerimize “Hızlı yapın, parasını da verelim.” diyoruz. Bizim amacımız işi bitirmek.

Hastanede yeni yapılan yerlere hastalarımızı taşıyoruz. Ameliyathanelerimizi yeniledik. Eski yapısından kurtardık. Servislerimizin tamamını kapatamadığımız için kısım kısım yaptık. Koğuş sistemi artık kalktı. En fazla 2 yataklı odalarımız var. Özel oda sayılarımız arttı. Vatandaş daha güzel bir hizmet alacak. Bu yatırımlar da dışarıdan fark edilmiyor ama yaklaşık 30 trilyonluk bir yatırım. Ameliyathanesi uzay üssü gibi oldu. Bina güçlendirmesi de bu işlerin içinde. Diş Hekimliği Fakültesi de yine bizim büyük projelerimizden bir tanesi. Bitmek üzere. 18 trilyon başlangıç maliyeti. Toplam maliyeti ise aşağı yukarı 40 trilyonu neredeyse bulacak şekilde. Çok güzel bir yapı oluyor. Diş Hekimliği Fakültemiz buranın 40-50 yılını garanti edebiliyor.

Bu projeleri üniversiteye yaysak her tarafında bir inşaat olacak cinsten…

İhtiyaç her zaman vardır ama büyük ihtiyaçlarımızı hâllettik. Ayrıca benim en önemsediğim projelerden biri de AKM’yi revize etmektir. AKM’nin bu hâli bize yakışmıyor. İçinde çok güzel bir ses düzeni ve akustiği var. Ancak çok eski bir yapı. Projesini hazırladık. Bu yılın yatırımları arasında henüz onay alamadık. Yeniden talepte bulunduk. Onay verirlerse bunu yürütmeye çalışacağız. AKM’nin elden geçmesi gerekiyor. Akustiği de var olan güzellikleri de bozmadan güzelliklerine güzellik katacak bir proje. Hatta AKM’yi ilk yapan mimarla birlikte bile ilişki kurularak proje yapıldı. Onun da önerilerini aldık. Kendisi de iletişime geçtiğimiz için çok mutlu oldu ve bize önerilerde bulundu. AKM, Trabzon tarafından çok kullanılıyor. Daha nezih bir ortam hâline getireceğiz. AKM sıfır bir alan gibi alacak. O proje içinde bir müze projemiz de var. KTÜ Müzesi kurmak istiyoruz. İnsanlar oraya girdiğinde kültürün farklı dallarını görmek istiyor. Kalkınma Bakanlığından izni aldığımızda bu projemizi gerçekleştireceğiz. KTÜ Müzesi’nde KTÜ’nün değerlerini müzeleştirerek sunmak istiyoruz. Fuaye alanları çıplak bir alan hâlinde olmayacak. AKM’de bir etkinliğe gelecek olanlar müzemizi de gezmeyi arzu edecekler.

KTÜ’yü ilgilendiren özellikle yatırımlarla ilgili konuşulmadık konu kalmadı gibi…

Öyle oldu. Bana da yaptığımız yatırımları bir kez daha hatırlatma fırsatı sundunuz.

KTÜ projelerini hazırlıyor ve adeta devleti bu yatırımlara zorluyor gibi…

Devletimiz bu konuda cimri değildir. Hem yönetenlerimizden hem devletimizden Allah razı olsun. KTÜ’nün talep edip de karşılığını bulamadığı şey yoktur. Bugün olmazsa yarın ya da öbür gün alabiliyorsunuz. KTÜ olarak şikâyet etme hakkımız yok. Devletimiz tüm imkânlarını sağlıyor. Bir yanda zorlu mücadeleler yaşıyoruz, diğer yandan da yatırımlarımız sekteye uğramıyor. Bu yatırımlarda müteahhide diyoruz ki “Hızlı yap, paranı verelim.” Bu bir nimettir. Bunun değerini bilmek lâzım. Geçmişte yapıların kaç yılda hayat bulduğunu biliyoruz. Katkısı olan herkese teşekkür ediyoruz.

Biz de söyleşi için teşekkür ediyoruz.

Ben teşekkür ediyor, çalışmalarınızda başarılar diliyorum.

Söyleşi: Berkant PARLAK

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Selim Aktaş 5 ay önce

her konuda sınıfta kalan bir rektör ve yandaşları. gerçek anlamda fetoyla mücadele etmemiştir. halen fetocular iş başında ve yanında bulunmaktadır. çaykaralı dekan hasan dinçin 50 yaşındaki eşini yrd doç. olarak türlü oyunlarla ktü ye alması projelerinin arasındamıdır?

banner89

banner37