banner114

Hedefinize inanıyorsanız o yol mutlaka önünüze çıkar

HAMİ MANDIRALI KİMDİR?

Hami Mandıralı, 20 Temmuz 1968 tarihinde Trabzon’un Arsin ilçesinde 5 erkek, 3 kız olmak üzere 8 çocuklu bir ailenin 6. çocuğu olarak dünyaya geldi. 6 yaşına kadar çocukluğu Arsin’de geçen Mandıralı’nın Trabzon’un Faroz Mahallesi’ne taşınmalarıyla hayatının yönü de bir anlamda şekillenir ve aynı mahallede futbola adım atar.

Hami Mandıralı, 10 yaşında da Trabzonspor’un altyapısında futbola başlar. Forvet mevkisinde forma giyen Mandıralı, 17 yaşındayken ilk profesyonel maçına çıktı. Bitirici vuruşları ve mesafe tanımaksızın çektiği sert şutlarıyla tanındı. Millî Takım’la oynadığı 40 maçta 32 gol atan Hami Mandıralı, Avrupa kupalarında da 23 gol attı. Trabzonspor’un 1992 ve 1995 yıllarında iki kez Türkiye Kupası’nı kazanmasında, iki maç üzerinden oynanan final maçlarında toplam dört gol atarak önemli pay sahibi oldu.

1992 yılında Türkiye Kupası Yarı Final maçında Beşiktaş’a attığı frikik golü yılın golü seçildi. San Marino’ya karşı frikikten attığı golle topun hızı 266 km/saat hıza ulaşarak en sert gol vuruşu olarak “Guınnes Rekorlar Kitabın”a girmiştir.

Kariyerinin neredeyse tamamı (iki sezon hariç) Trabzonspor’da geçti. 1998 yılında Bundesliga ekiplerinden Schalke 04’e transfer olan Hami, kısa bir süre sonra tekrar Trabzonspor’a dönerek takımın en golcü oyuncusu unvanını kulüpten ayrılana kadar sürdürdü.

Ankaragücü ile sözleşme imzalayan Hami Mandıralı, orada 8 maç oynayarak futbolu bıraktı. Mandıralı, 4 kez U-16, 17 kez U-18, 7 kez U-21 ve 56 kez de A Millî olmak üzere toplam 84 kez Türkiye Millî Takım forması giymiş ve bu maçlarda da 11 gol atmıştır.

Hami Mandıralı, 2008-2009 sezonunda Türkiye U-21 kadrosunun antrenörü olarak ilk görevine başladı. Uzun süre televizyonda yorumculuk yaptıktan sonra 2014 yılında Trabzonspor’da dönemin teknik direktörü Mustafa Reşit Akçay’ın yardımcılığına getirildi. Mustafa Reşit Akçay'ın görevinden ayrılmasının ardından geçici olarak Trabzonspor'un teknik direktörlüğüne getirildi. 2014 yılında Vahid Halilhodzic’in Trabzonspor’un başına gelmesiyle buradaki görevinden ayrıldı. 2014-2015 sezonunda Antalyaspor’da görevine başladı. Mandıralı, takımın başında çıktığı 12 maçta 5 galibiyet, 3 beraberlik ve 4 de yenilgi elde etti. 15 Ocak 2016 tarihinde başladığı Trabzonspor teknik direktörlük görevinden 15 Mayıs 2016 tarihinde ayrıldı.

Hami Mandıralı, ikinci Fatih Terim döneminde Millî Takımlar teknik ekibinde, Türkiye Ümit Millî Futbol Takımının Teknik Direktörlüğünü yürütmüştür. Hami Mandıralı, evli ve 2 kız çocuğu babasıdır.

Trabzonspor kariyerinde 469 maça çıkan ve 218 gol atan efsane forvet oyuncusu Hami Mandıralı, Türkiye lig tarihinin de en çok gol atan 3. oyuncusu olmasına rağmen hiç gol krallığı sevinci yaşamamış, futbolumuzun âdeta ''taçsız kralları” arasına ismini yazdırmıştır.

Hami topun başına geçti mi televizyon ekranlarından maçı izleyenler de onunla birlikte geriye doğru açılırdı… Öylesine konsantre olur, öylesine mesafe koyardı ki topla arasına… Çünkü o çok sert vuruyordu topa, belki de ‘küsmesin’ diyeydi o mesafeyi koyması. Şaka bir yana Hami Mandıralı bugün Türk futbol tarihinin en iyi frikikçileri arasına adını gururla yazdıran isimlerden birisi.

Futbola, futbolun beşiği bir kentin, futbolun beşiği Faroz Mahallesi’nde başladı. Mahalle arasında top oynarken dikkatleri üzerine çeken Hami Mandıralı’nın kendisini bordo-mavililerin altyapısında bulması da çok zaman almadı.

Trabzonspor’la özdeşleşen isimlerden birisi olan Hami Mandıralı, bordo-mavili takımın tarihinde en fazla gol atan oyuncusu oldu aynı zamanda.

1990’lı yıllarda oynadığı Trabzonspor’da takım kaptanlığı yaptı. Bir ömre sığdırılan Trabzonspor kariyeri... Kısa dönem Alman ekibi Schalke 04 formasıyla yaşadığı yurt dışı deneyimi ve yeniden bordo-mavi renklere dönüş...

1991-1992 sezonunda UEFA Kupası karşılaşmasında Lyon’la Fransa’da oynanan rövanş maçında attığı golden sonra horon oyununu anımsatan gol sevinciyle hafızalarda yer edindi.

Hami Mandıralı, futbolculuk kariyerinde katkısı olan hiç kimseyi unutmazken, röportajımızda da hepsini minnetle anıyor. Futbol oynadığı dönemde belki de en büyük desteği gördüğü babası merhum Osman Mandıralı’yı anarken de duygu yoğunluğu içinde dökülüveriyor ağzından cümleler: “İnsanın hedefi olunca ve bir hikâyenin sonu Trabzonspor’a gidiyorsa orada babalar biraz daha duygusal olabilirler tabii. Ama ben rahmetli babamdan hep destek gördüm. Babamın o desteği sayesinde ben de futbolcu oldum ve hayalimdeki takım olan Trabzonspor’da oynadım. Babam da bununla hep gurur duydu. Çünkü arkadaş çevresi, ‘Bak oğlun Trabzonspor’da oynuyor.’ dediklerinde o da benimle gurur duyardı.”

Avni Aker ruhunu yaşayanlardan birisi olan Hami Mandıralı, “Biz gençken maça gittiğimiz zaman ağabeylerimiz stada geldiğinde ve içeri girdiklerinde onlara bakıp, ‘Acaba ağabeylerimizin içeri girdiği yerden biz de içeri girebilecek miyiz? Bu koridorlarda yürüyebilecek miyiz? Bu statta top oynayabilecek miyiz?’” sorularını kendilerine sorarken bir anda orasının bir parçası oluvermişti bile… İşte Avni Aker’e uzanan bir başka güzel yaşam öyküsü…

günebakış: Sayın Mandıralı, öncelikle Trabzon’un futbolda sembol olmuş Faroz Mahallesi’nde başlayan hikâyenden başlayayım…

Hami Mandıralı: Futbolla aslında ailece Faroz Mahallesi’ne taşındığımızda tanıştım. Mahalle arasında top oynarken küçüğüz tabii ve oynadığımız futbol da insanların ilgisini çekiyor. O süreçte mahalle arasında maçlar da oynuyorduk. Necati Özçağlayan abimizin rahmetli babası Osman Özçağlayan bir gün kolumdan tutup beni Trabzonspor Kulübüne seçmelere götürdü. Benim Trabzonspor hayatım ve hikâyem de öyle başladı.

O dönemlerde ilkokulda okurken derslerim de iyiydi ama benim için nasıl bir duyguysa topu hep 90’a atıyordum. Her ânım böyle geçiyordu sınıfta. Derse veremiyordum kendimi. Bu ortaokulda da lisede de aynıydı. Sonuçta ben “Futbol oynayacağım.” dedim ve rahmetli babamla bunu paylaştım. O da “Sen bilirsin oğlum. Kendi hayatını kendin çizeceksin.” dedi ve ben de böylece bu yolda yürüdüm.  Futboldan başka bir hayatım yoktu.

günebakış: Seçmeleri kazandınız ve çocukken gözünüzü Trabzonspor’da açtınız bir anlamda?

Hami Mandıralı: Evet… 6-7 yaşlarında Trabzonspor’da başladım. Onun öncesinde hep mahalle aralarında oynuyordum. Arkadaşlarla sürekli maç oynadığımız süreçlerde Necati abi ile bizim oturduğumuz ev arasında 50 metre kadar bir mesafe vardı. Ali Kemal abi biraz daha yukarıdaydı. Tabii o zamanlar o severmiş beni ama sonradan öğrendim. Rahmetli babam da “Ali Kemal abin mahalle arasındaki maçlarda kafanı okşardı.” derdi. Bunu da babama mahalleliler söylermiş. O dönemlerde de babam limanda çalışıyordu. Annem de ev hanımıydı. İkisi de nur içinde yatsın.

Hem annem hem babam bizi insan gibi, adam gibi yetiştirdiler. Okumamalarına rağmen bizi insan gibi yetiştirdiler. Çevreye, insana, hayata, her şeye bakış olarak yüreklerindeki temiz duyguyu bize aşıladılar. Biz de o yolda yürüdük. Onun için onlara minnettarım. Nur içinde yatsınlar... Böyle bir hayatımız başladı ve süreç öyle devam etti. Osman amca sayesinde Trabzonspor’a giriş yaptık. Necati abinin babasının adı da benim babamın adı da Osman’dı… Trabzonspor hikâyem bu şekilde başlamış oldu.

günebakış: Necati Özçağlayan’ın babası ilk planda oğlunun futbol oynamasına soğuk bakmış… Sizin babanızın futbol oynamanıza bakış açısı nasıldı?

Hami Mandıralı: İnsanın hedefi olunca ve bir hikâyenin sonu Trabzonspor’a gidiyorsa orada babalar biraz daha duygusal olabilirler tabii. Ama ben rahmetli babamdan hep destek gördüm. Babamın o desteği sayesinde de ben futbolcu oldum ve hayalimdeki takım olan Trabzonspor’da oynadım. Babam da bununla her zaman gurur duydu. Çünkü arkadaş çevresi, “Bak oğlun Trabzonspor’da oynuyor.” diyince o da gururlanıyordu. Dolayısıyla hikâyemizin başlangıcı da güzeldi, sonu da güzel oldu. Ben hiçbir zaman pişmanlık duymuyorum. Trabzonsporlu olmak, her kademesinde, her yaş grubunda futbol oynamak her futbolcuya nasip olan bir şey değil. Çünkü orada başladınız, hemen hemen de orada bitirdiniz. Onun için her ânını özleyerek, önemseyerek hatırlıyorum.

günebakış: Altyapıda başladınız ve sonrasında dediğiniz gibi her kademede forma giydiniz. A Takım’a geçiş süreciniz nasıl gelişti?

Hami Mandıralı: Ben hayatım boyunca bende emeği olan hiç kimseyi unutmadım. Bir dönem Ömer Uzun ile kısa bir süre çalıştık. Ama benim gençlik yıllarım Sadi Tekelioğlu ile geçti. Onun benim üzerimde çok emeği vardır. Bunu hiçbir zaman göz ardı etmedim. Her platformda söyledim, söylemeye de devam edeceğim. Bundan da hiçbir zaman gocunmam. Bana emek veren insanlara hep saygı duyuyorum ve “Allah  onlardan razı olsun.” diyorum. Onlar bize mesailerini, zamanlarını harcadılar. Ama bizler de çok yetenekli gençlerdik. Onun için Sadi Hoca da benimle çok uğraştı, ilgilendi. Genç takım süreçlerini hep beraber yaşadık. Genç takımlar seviyesinde Sadi Hocayla beraber kırmadığımız rekor kalmamıştı. Tabii o işleyiş arasında A Takım’da Ahmet Suat Hocamız olsun, Özkan Hocamız olsun hepsinin gözü sizin üzerinizde. A takım ve genç takım arasında çift kale maç yaptığımızda siz yetenekliyseniz zaten göze batıyorsunuz. Onların kulağının bir kenarında duruyorsunuz. Onlar da doğru zamanı kolluyorlar. Doğru zamanı bulduklarında da zaten bizi değerlendiriyorlar. Ben çok şanslı bir genç olduğumu düşürüyorum. Çünkü Şenol Güneş, Necati Özçağlayan, Turgay Semercioğlu, İskender Günen, Dobi Hasan, Küçük Hasan, Tuncay abi, Güngör abi… 17 yaşındaydım ve çok önemli isimlerle top oynadım.

günebakış: A Takım’a çıkışınız nasıl oldu?

Hami Mandıralı: Rusya ile Trabzon’da Genç Millî Takım maçımız vardı. Benimle birlikte bir de İbrahim Yazıcı vardı. Namıdiğer “Kuş Mehmet” yani Mehmet Yazıcı’nın yeğeniydi. Biz Avni Aker’de Rusya ile maç yaptık. Maçtan sonra da “Of’a kampa gideceğiz.” diye haber geldi. Trabzonspor da Of’ta kamptaydı. Kampa katılmamız söylenince biz de İbrahim’le birlikte kampa katıldık. Pazar günü de Trabzonspor’un Avni Aker’de Malatyaspor maçı vardı. O zaman Ahmet Suat Hoca ayrılmıştı ve takımın başında İlyas Hoca vardı. Ona da teşekkür ediyorum ve ikimiz de kadrodaydık. Maçın ikinci yarısında da İlyas Hoca beni oyuna aldı. Maç 0-0 devam ediyordu ve Küçük Hasan da uzun süredir gol atamıyordu. Ben 30 metreyi aşkın bir mesafeden çok güzel bir şut attım. Malatyaspor’un kalesinde de Malik abi vardı, eski Adanasporlu. Çok da iyi bir kaleciydi ama ben topa uzaktan vurunca top elinden sekti ve Küçük Hasan da araya girip golü attı. O gol ile maçı 1-0 kazandık. Sonrasında genç takıma gidiyoruz ama A takımla da idmanlara çıkıyorduk. Bu sürecin ardından 17-18 yaş aralığında o efsane kadronun içinde kendimize yer bulmaya başladık.

günebakış: Hocam bir anlamda hayallerinizin gerçekleştiği andı. A takıma davet ve Avni Aker’de Trabzonspor forması ile maça çıkmak… O anlarda neler hissettiniz?

Hami Mandıralı: Hedeflerimin, hayallerimin gerçekleştiği anki duygularım çocukça duyulardı tabii ki. Şimdiki gibi çok detaylı düşünme şansımız da olmadı. Şimdi bakınca Trabzonspor’da 17 yaşında oynamanın çok büyük olay olduğunu daha iyi anlıyorsunuz.

O dönemlerde bizim şansızımız vardı. Biz hep A takımın önünde maç oynardık. Ben şunu da hatırlıyorum: Bizi izleyen ağabeylerimiz, “Bizim sizin maçı izleyip stattan çıktığımız çok maç oldu.” derlerdi. O süreçte çok şahane bir genç takımımız vardı. O kadrodan 7-8 kişi Süper Lig’de futbol oynadı. O nedenle taraftarlar hem bizi izlemeye gelirlerdi hem de bizi ismen bilirlerdi. Hattâ Avni Aker’de son şampiyonluk yılında Fenerbahçe maçı öncesinde genç takım olarak biz de maç oynamıştık. Ben de şahane oynayıp 2 gol atmıştım. Sonrasında sıra olduk ve maça gireceğiz. Arkadan bir Fenerbahçeli oyuncu omzuma vurdu ve “Sizin 11 numara kimdi?” dedi bana. Ben de “Benim.” deyince o da “Aferin, senin şahane bir sol ayağın var.” dedi. Aslında ben sol ayaklı değil sağ ayaklıydım ama sol ayakla da gol atmıştım. Genç takımdayken Fenerbahçeli biri ile öyle bir anım da olmuştu. O dönemlerde insanların ilişkileri daha iyiydi. Farklı renkler de olsan, farklı takımların seveni de olsan bu paylaşımlar güzel oluyordu.

günebakış: Avni Aker sizin için ne anlam ifade ediyor?

Hami Mandıralı: Biz gençken maça gittiğimiz zaman ağabeylerimiz stada geldiğinde ve içeri girdiklerinde onlara bakıp “Acaba ağabeylerimizin içeri girdiği yerden biz de içeri girebilecek miyiz? Bu koridorlarda yürüyebilecek miyiz? Bu statta top oynayabilecek miyiz?” derdim kendi kendime. Onlara imreniyorduk ve Allah’a şükürler olsun ki onu başardık.

Avni Aker’de top oynamak başka bir duygudur. Efsane orada ortaya çıktı. O efsanenin bir parçası olmak tabii ki benim hayatım için çok önemli ve kıymetli. Avni Aker’i unutmak, onu bir anda gözden çıkarmak öyle kolay bir şey değil. Orası Trabzonspor’un kendini Türk futboluna sunduğu futbol arenasıydı, eviydi… Dolayısıyla o futbol yuvasının bir parçası olmak gerçekten onur ve gurur verici. Avni Aker öyle bir stattı ki büyük takımlarda oynayan rakiplerimizle Millî Takım’da buluştuğumuz zaman hep “1 tane atın bize yeter!” derlerdi. Avni Aker’den öyle çekiniyorlardı. Çünkü adı “Avni Aker cehennemi!” konulmuştu. Trabzonspor sahasında geleni gideni yeniyordu!

günebakış: Sizin dönemlerinizde nasıl bir Avni Aker vardı?

Hami Mandıralı: Fizikî şartları son dönemlerdeki gibi değildi tabii ki. Bazen A takımın kadrosuna alındığımız ve Avni Aker’e çift kale için gittiğimiz zaman sobaların üzerinde, camların üzerinde kurutulmak için formaların, tişörtlerin ve çorapların olduğunu görürdük. Orada 17 yılı profesyonel olmak üzere 25 yılım geçti. Orası başka bir şeydi. Ben isterdim ki orası içten içe Fenerbahçe Stadı gibi yapılsaydı. O hava bozulmasaydı ama her şeyin de bir sonu oluyor. Orayı bizim yüreğimizden çıkarmamız mümkün değil. Çünkü Avni Aker beni Türk futboluna sunan bir yerdi. Ben kendimi Türk insanına orada attığım gollerle sevdirdim. Dolayısıyla bizim imzamız, ruhumuz, kimliğimizdir Avni Aker...

Ayrıca eski dönemlerde şimdiki gibi imkân yoktu. Bizden önceki dönemlerin de bizim dönemki gibi imkânları yoktu. Bizim dönemlerde her yıl soyunma odasının bir tarafı yapılıyordu. Daha güzel olması için... O zaman gerçekten imkânlar yoktu ama o zamanlar takım ruhu, arkadaşlık vardı. Birbirleri için savaşan, kavga eden, başarıyı yakalamak için hem saha içinde hem de saha dışında her türlü birlikteliği sağlayan bir grup vardı. Aynı yemeği yiyen, birbirlerinden ayrılmayan bir futbolcu topluluğu vardı. O dönemki başarılar da bu birlikteliğin ve oyuncuların yetenekli olmalarının ürünüdür. Şu dönemde onları da bulmak mümkün mü? Parmakla sayılacak kadar az yetenekli oyuncu var ülke futbolunda.

günebakış: O başarılarda taraftarlarla olan kaynaşma da önemli rol oynadı değil mi?

Hami Mandıralı: Bizim jenerasyonda taraftarlarla birlikte olan oyuncuların içinde önde gelenlerdendim. Ben çok giderdim taraftarlara. Çünkü onlar bizim parçamız. Taraftar yoksa sen yoksun. Seni ayağa kaldıracak olan taraftardır. Ama taraftar! Seyirci değil taraftar. Trabzonspor’a taraftar lazım… Taraftarın kulüpten ya da başka bir yerden beklentisi olmayacak. Oyuncularının başarısından mutluluk duyacak grup lazım Trabzonspor’a. Taraftarsan Trabzonspor’un bütün başarısında pay sahibi olmalısın. O zaman ki taraftar profili ile şimdiki taraftar profili çok farklı.

Örneğin rakibin kim olduğunu tam hatırlamıyorum ama ilk yarıyı 5 ya da 6-0 önde kapatıp, ikinci yarı gol atamayıp da bize çok eleştiri yapılan maçları da gördük biz. Kardeşim 5-6 atmışız zaten, 10 atsak ne olacak? Böyle maçlardan sonra bile eleştiri aldığımız zamanlar oldu. Sonuçta onlar da Trabzonspor’un daha iyi olmasını istiyorlar ama bunun için biraz daha yüreklerini, sevgilerini ortaya koymaları lazım. Orada oynayan her oyuncu gerçekten o camiayı mutlu etmek, formasının hakkını vermek için yüreğini ortaya koyuyor.

günebakış: Trabzonspor’un en golcü ismi ve Türk futbolunun da en fazla gol atan 3 isminden birisiniz. Sayısız golleriniz arasında sizin için en anlamlı ve özel goller var mı?

Hami Mandıralı: Futbol oynadığım süre içinde 320’nin üzerinde gol attım. Hepsinin anlamı da çok fazla. Ama o gollerden birinin anlamı çok farklı. Acı ile mutluluğun paylaşıldığı bir maçtı. Samsun’da Beşiktaş ile oynadığımız kupa maçı vardı. Maça gelirken 5 taraftarımız trafik kazasında hayatını kaybetti. Böyle duygular içinde çıktığımız maçta önce acıyı, ardından mutluluğu yaşıyorsunuz. Bu başarıdan sonra Trabzon’a döndüğümüzde o aileleri ziyaret ettik. Beni de bir arkadaşım almıştı ve bireysel olarak ev ev hepsini dolaşmıştım. Hepsinin aileleriyle beraber sarılıp ağladık. Maç sonucunda o galibiyet bir nebze olsun onların acısına derman olmuşsa sizin adınıza sevindirici oluyor ama hem mutlu olduk hem üzüldük… O maçtaki golü unutamam mesela.

Maç 1-1’di ve 85. dakikalardı. Hocamız da Urbain Braems’di. Ben çok yorulmuştum ve ona beni değiştirmesi için işaret yaptım. Gerçekten yürüyecek hâlim yoktu. Tam o esnada frikik oldu. Ben de gayriihtiyari elimi kaldırdım. “Şuna vurayım da öyle çıkayım.” diye. Allah ne verdiyse, yaratana sığınıp vurduk ve fizikî olarak bitmiş olan bir oyuncudan çıkan mermi gibi şut gol oldu. Sonrasında maçı da kazanmamız benim için çok anlamlıydı. Çünkü maç öncesinde birisi gelip taraftarlarımızın geçirdiği kazayı anlattı ve ben maça o ruh hâli ile çıktım. Ondan sonra tabii mutluluğunuz tarif edilemez. Trabzon’a gelene kadar otobüsün burnu durduğumuz her yerde sağa sola çevrildi mutluluktan. İnsanlar yollara dizilmiş bizi bekliyor ama sevinemiyoruz…

O maçın devamında da Bursaspor maçı vardı. İlk maçta 3-0 yenildik. İlk 2 golü gayet nizami bir şekilde yedik. Hiçbir şey yoktu. Ama üçüncü golde hakem penaltı verdi ve penaltı ile uzaktan yakından ilgisi yoktu. Maç sonunda ise Sadri Şener Başkanımız soyunma odasına geldi ve “Biz bunları Trabzon’da yenemez miyiz?” dedi. Benim ağzımdan tarzıma yakışmayan bir kelime çıktı ve sonrasında “Yeneriz Başkan. Sen merak etme.” dedim. Sonrasında Rumeli Kavağına gidip balık yedik. Yenilmemize rağmen başkan bizi oraya getirdi. Braems Hoca da benim karşımda oturuyordu. O iştahlıdır, çok yemek yer ama o mağlubiyetin ardından morali bozuk, yemek yiyemiyor. Ben de yemeğimi yedim ve kendi kendime senaryo yapıyorum gidip hocaya sarılayım, moral vereyim diye. Tonton biriydi ve ben de gittim arkadan sarıldım. Onu yanağından öptüm ve “Üzülme, biz Bursa’yı eleyeceğiz ve 2 golü de ben atacağım.” dedim. Sonrasında hoca yöneticilerle birlikte otele gelene kadar ağlamış. Yöneticiler de sormuş “Niye ağlıyorsun?” diye. O da “Hami bana söz verdi. Onun için ben çok rahatım. Biz turu geçeceğiz ve kupayı alacağız.” demiş.

Sonrasında Trabzon’a geldik… Maç sabahı yürüyoruz ve genç takımlarda hoca olan rahmetli Dozer Cemil abiye “Maç ne olacak?” dedim. O da “Hami eleyeceğiz ama 1 gol yiyeceğiz.” dedi. Ben de kendi kendime, “1 gol yemek, 5 gol atmak demek.” dedim. O süreçte kime sorsam aynı şeyi söylüyordu bana… Yani 1 gol yiyeceğiz ama eleyeceğiz. Maç saati geldi… Ben uzaktan vurdum, Soner’in ayağına dokundu ve gol oldu. Ben hayatta kolay kolay düşen biri değilim ama sonrasında rakip beni biçmişti ve Bülent Yavuz penaltı vermemişti. Sonrasında golü yedik ve arkadan Soner düşürülünce bu kez Bülent Yavuz penaltı verdi. Penaltıyı kullandım ve 2-1 öne geçtik ve ilk yarı da öyle bitti. Soyunma odasına giderken de “Acaba bu maç denildiği gibi mi olacak?” diyordum kendi kendime. İkinci yarıda Ogün, Hamdi ve Şehmuz’un golleriyle maçı kazanıp kupayı aldık. Yani aslında düşünüldüğü zaman çok zor bir şey başardık. Haksızlığa maruz kalıyorsunuz ama o takım kenetlenmesi ile kupayı alıyorsunuz. O kupa maçı ve 2 gol de benim için çok kıymetli ve anlamlıydı.

günebakış: Fileyi delip geçin golünüz, Millî Takım’da hız olarak rekor kıran şutunuz hâlâ hafızalarda…

Hami Mandıralı: Yanılmıyorsam Sarıyer maçıydı… Penaltı olmuştu ve ben de normal bir penaltı atmıştım. İhlal olduğu gerekçesiyle hakem tekrarlattı atışı. Ben de bu sefer gençliğin verdiği siner ile “Daha sert vuracağım.” dedim kendi kendime. Sonrasında sert vurdum ve alttan gitti, fileden çıktı gitti…

Millî Takım’da San Marino’ya attığım golün hızını geçen bir şut olmadığını da söylüyorlar hâlâ. Allah sağlığını versin, Reha Erus İtalya’da yaşıyordu. Maçtan sonra, “Hami, Porsche’yi geçte!” diye başlık atmıştı. Sonra Schalke’de attığım bir gol var ki o hıza yaklaşan da olmadı. Trabzonsporlu Hami’nin isminin tarihte geçmesi Trabzonspor için de gurur verici bir şey olmalı. Sadece benim için geçerli olan bir şey değil bu. Ben bunları Trabzonspor forması altında yaptım. Dolayısıyla ben çok mutluyum ve keyifliyim.  

günebakış: Frikikler, sert şutlar… Bunlar için hep özel çalışmalar mı yaptınız?

Hami Mandıralı: Allah insanlara yetenekler veriyor. Bana da top oynamak için yetenek verdi. Fakat topa vurmayı Trabzonspor’da öğrenmedim. Ben bunu sokak arasında, Faroz Mahallesi’nde öğrendim. 2 top alırdım küçük. Birini kesip diğerini onun içine koyardım ki top ağırlaşsın. Hem sağ ayak hem de sol ayak ile duvara vura vura iki ayağım gelişti. Sonraki süreçte Trabzonspor’da da topa vururdum ama frikik değil. Topu sürerdim ve vururdum. Çalı gibi bacaklarım vardı ama çok uzaklardan topa vururdum. Top ayağıma oturdu mu sert bir şekilde giderdi. Daha sonra idmanlardan sonra kalıyordum ve çalışıyordum.

Eskiden baraj yoktu, arkadaşlarım vardı ve vuramazdım. İdmandan sonra arkadaşlara, “Gelin barajda kalın da ben vurayım.” demek çok şık olmazdı. Sonrasında plastik barajlar geldi ve barajda birine bir şey olacak diye korkumuz olmadan çalışma ortamı buldum. Ama her idman sonrasında çalışarak bunları yaptım. Korner de çalıştım, frikik de çalıştım, penaltı da çalıştım... Sağdan, soldan duran top kesmeyi de çalıştım. Mesela Şota istiyordu, “Bana sağdan, soldan orta atar mısın?” diyordu. Birlikte çalışırdık. Sonuçta benim takım arkadaşım. Biz iyi olacağız, o da gol atacak ki kazanacağız. Kaleye genç kalecileri koyuyorduk ve onlar da kendilerini geliştiriyordu. Sonuçta üstüne koymak istiyorsan tekrar metoduyla her gün çalışman lazım. O nedenle kendimi iyi hissettiğim her zaman çalıştım. O dönemlerde frikik olduğunda da “Trabzon penaltı kazandı!” şeklinde esprilerde yapılıyordu. Yetenek bir yere kadar ama çalışmadan olmuyor.

günebakış: Peki, Schalke nasıl bir tecrübeydi? Yurt dışına geç çıktığınızı düşündünüz mü?

Hami Mandıralı: Geç gittim… Schalke’ye 25 yaşında gitmiş olsaydım daha Türkiye’ye dönmezdim. Samimi olarak söyleyeyim: Ben insanımı çok seviyorum ama zaman zaman öyle anlar oluyor ki çok acımasız olabiliyor. Seni kırıp dökebiliyor. Sonuçta futbol bu. Görsel eğlence, zevktir… Orası ile burayı yan yana koyduğumda farklılıkları gördüm. Mesela bir maçta 4 ya da 5 yemiştik. Ama taraftarın içinden yürüyerek, futbolcuların buluştuğu 2 katlı bir binamız vardı oraya giderdik. Altta taraftarlar eğlenirdi, biz de üst katta ailelerimizle oturup yemeğimizi yer giderdik. Bu, ibadet gibi bir şeydi! Her maçtan sonra oraya gitmek zorundaydık. Taraftarın içinden geçip, yemek yiyip onlarla birlikte olmak zorundaydık. Yenmişsin, yenilmişsin… Orada bulunduğum zaman içinde bir tane kötü söz duymadım. Hep motivasyon vardı.

günebakış: Size karşı duyulan bir özlem vardı ve tekrar Schalke’den geri döndünüz… İstediğiniz ortamı bulabildiniz mi?

Hami Mandıralı: Schalke ile sözleşmem devam ediyordu. Tatil için Zigana’ya Mehmet Ali Bey’in yanına gitmiştim. Mehmet Ali Yılmaz benim için her zaman ayrı bir insandır. Trabzonspor tarihinin ağırlık olarak en büyük başkanının o olduğunu düşünüyorum. Türkiye geneline bakıldığında kulübü sahiplenme ve koruma adına en güçlü başkan olduğunu düşünüyorum. Ona sevgim her zaman farklıdır. Onun tatil köyüne gidince çıkamadık oradan! O dönemde de Ünal, Ogün ve Abdullah gitmişti. Mehmet Ali Bey, “Takıma abi lazım.” dedi ve tekrar Trabzonspor’a döndüm. O zaman da Ahmet Suat Özyazıcı hocamızdı. Güzel şeyler de yaptık ama belki de tarihimizin en zayıf kadrolarından birisiyle mücadele ettik o dönem. Yani kadro olarak iyi değildik. Sen istediğin kadar iyi olsan da bir yere kadar. Takımın güçlü olursa sen daha çok iş yapabilirsin. Dünyadaki büyük takımlardaki iyi isimler de takımları güçlüyse daha iyi oluyorlar. Yani malzemen iyiysen takım da iş yapar hoca da başarılı olur. Dünyanın en büyük hocalarını getirin sıradan bir takımı şampiyon yapsınlar bakalım!  O nedenle başarı için önemli olan malzemedir.

günebakış: Avni Aker’de en çok üzüldüğünüz maç hangi maç oldu?

Hami Mandıralı: Copenhagen maçımız vardı. Orada 1-0 yenilmiştik ve ben de bir penaltı kaçırmıştım. Avni Aker’de de tam turu geçeceğimize inandığımız anda onlarda Manniche diye biri vardı. Yürüyen, uzun boylu biriydi. O gol atmıştı ve elenmiştik. O maçı hayatımda hiç unutamam. Takım olarak da travma yaşadığımız maçlardan biriydi. Çünkü son dakikalarda yemiştik o golü.

1995-1996 sezonu kaçan şampiyonluk da ayrı bir konu… Samimi olarak söylüyorum: Çok takımdan oyuncu arardı bizi. Hep bizim şampiyon olmamızı istiyorlardı ve o sezon müthiş bir sezon yaşamıştık. Vanspor maçında rakip bir kez geldi ve gol yedik. Bence biz şampiyonluğu o maçta kaybettik. Çünkü Fenerbahçe ile bizim aramızdaki maçlar hep çekişmeli olmuştur, rekabet olmuştur. Sen onu yenebilirsin, o seni yenebilir. Ama Vanspor’un yenmesi anormaldi. 100 kere yapsak, 100 kere de biz yeneriz. Ama onu da bir kenara koyun. Fenerbahçe maçında da 1-0 öndeyiz ve ilk yarıyı önde kapattık. Süper oynadığımız bir maç. Sonuçta 1,5 tane top gelmiyor ve 2-1 maçı kaybedip sahaya gömülüyoruz. Zaten ondan sonra 1 hafta evden çıkamadık! O bizim için, camiamız için travmalı bir maçtı. Belki de Trabzonspor tarihinin en önemli kadrolarından biriydi o dönemki kadro. Ancak olmayınca olmuyor. Belki o şampiyonluğu biz alsaydık Galatasaray’ın üst üste yaşadığı 4 şampiyonluğu biz yaşayacaktık. Yöneticilerimiz 2-3 transferle kadroyu yenilerdi ve belki o başarıyı biz yakalardık ama olmadı.  

günebakış: Sayın Mandıralı teşekkür ederiz.

Hami Mandıralı: Ben teşekkür ederim.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner108