banner114

Efsane takımın devrimci golcüsü 61.dakikanın öncüsü

Trabzonspor taraftarının yaptığı 61. dakika kutlamalarının temelini atan efsane isim Hüseyin Tok. Trabzonspor’un efsane kadrosunun efsane golcüsü o. Tok, Fenerbahçe maçlarını özellikle hiç boş geçmemiştir. 1975-1976 sezonunda tam 4 maç üst üste 61. dakikada gol atma başarısını göstermiştir.

Çoğu Trabzonlu çocuk gibi Çarşıbaşı’nda yarı kum yarı toprak sahada, mahalle arasında top oynayarak, üstelik kale direği olmadan, taşları koyarak kale yaptıkları bir ortamda başladı aslında Hüseyin Tok... Hani derler ya adam olacak çocuk… İşte futbolcu olacak çocuk da o yaşlardan belli oluyordu aslında. Çünkü o futbol yeteneği ile yoğrulmuş bir çocuktu. Zira doğup büyüdüğü Çarşıbaşı’nda kendisinden yaşça büyük abileri maç oynarken, takımı onunla tamamladılar hep. Baba da oynaması yönünde teşvik edince futbol hayatı hem daha kolay gelişti hem de önü daha çabuk açıldı. Göz açıp kapayınca misali gelişti sanki amatörde geçen futbol yaşantısı.

Ve Trabzonspor’la yolunun kesişmesi... Erzurumspor’da yaşadığı şampiyonluk, üstelik de gol kralı olarak. Bunun üstüne bir de 1972 yılında Erzurum Cemal Gürsel Stadyu’munun açılışında Fenerbahçe’yi 3-0 yendikleri maçta 2 gol atması yok muydu? Hattâ “Fenerbahçe’ye gol atışım orada başlamıştı.” diyerek de Fenerbahçe’ye attığı gollere atıfta bulunuyor Hüseyin Tok…

Hüseyin Tok; Beşiktaş, Galatasaray ve özellikle Fenerbahçe’ye attığı gollerle bilhassa da 61. dakika golleriyle Trabzonspor’a sadece galibiyeti değil, çoğu kez şampiyonluğu da getiren isimlerden birisi oldu. Onun en büyük özlemi ise yine stat konusunda. Hüseyin Tok, özlemini şu şekilde dile getiriyor: “Yaşadığımız şampiyonlukların hiçbirinde çim sahada idman yapamadık, o zevki tadamadık. En büyük zevkim, çim sahalarda idman yapmak ve maça çıkmaktı. Bir özlemim de şampiyonluk dönemlerinde bir tane görüntümüzün olmayışı.” Hüseyin Tok, son dönemde de Trabzonspor Futbol Okulları Sorumlusu olarak görev yapmış ve Futbolcu İzleme Komitesi’nde görev yapmıştır.

günebakış: Hüseyin Tok’u bir de sizden dinleyelim?

Hüseyin Tok: Biz Çarşıbaşı’nın ileri gelen bir ailesine mensubuz. Babam esnaflık yapardı. Otobüsümüz vardı. En son benzin istasyonumuz vardı. Çarşıbaşı’nın kurulduğu arazi dedemin yerleriydi. Dedemler iki kardeşti. İlkokulu Çarşıbaşı’nda, ortaokulu Trabzon’da Karma Ortaokulunda okudum. Çarşıbaşı’nda bizim dönemimizde ortaokul yoktu, o yüzden de ortaokulu Trabzon’da okudum.

Amcam Trabzon’da yaşıyordu, okurken onunla kaldım. Çarşıbaşı’nda ortaokul açılınca 3. sınıfta geri döndüm. Trabzon’da sanat okuluna gittim ancak yapamayacağımı anlayınca tekrar geri döndüm. Petrol istasyonumuz vardı, orada duracak kimse de yoktu ve ailenin en büyüğü olarak 15-16 yaşında orada çalışmaya başladım. Bu arada futbol da oynuyordum. Çarşıbaşı’nda benim emsallerim hattâ büyüklerimin arasında bile dikkat çeken isim ben oldum.

günebakış: Futbolla yolunuz ne zaman ve nasıl kesişti?

Hüseyin Tok: Çoğu Trabzonlu çocuk gibi Çarşıbaşı’nda yarı kum yarı toprak sahada, mahalle arasında top oynuyorduk. Kale direği olmadan, taşları koyarak kale yaptığımız bir ortamda başladım. Çarşıbaşıspor 1967’de kurulmuştu ve ben de 15 yaşındayken lisans çıkardım. İstanbul, Ankara’da okuyan büyük abilerimizin bayram tatillerine geldiğinde çift kale maçlarında oynamak için aldıkları ilk isim ben oluyordum. Onlar 22, ben ise henüz 15 yaşlarındaydım ve ilk tercih edilen isim bendim. Ben o zaman forvet oynuyordum. Santrafor, sağ açık değil de altışar kişilik maçlar oynardık, çünkü alanlarımız da küçüktü. 2 yıl Çarşıbaşı’nda oynadıktan sonra beni Trabzon Yolspor istedi. İki defa grup birincisi olmuştuk. Ama diğer grubun birincisine yenildiğimiz için çıkamamıştık.

Sebat Gençlik o zaman profesyonel olmuştu. Ama Trabzon’da o zaman en iyi takım Karayolları’nın takımı Yolspor’du. Şöyle enteresan bir şey var: Futbol biraz da şans ve tesadüflere bağlı. Sabri dayım o dönem Karayolları 10. Bölge’de çalışıyordu. Bizim başkanımız da Fehmi Memişoğlu, sonradan Trabzonspor’da yönetici ve sonrasında da milletvekili oldu. Beni alması için dayımı o görevlendirdi. Dayım Çarşıbaşı’na gidip geliyor ancak başkan vermiyor. Transfer için kulüp rıza vermeyince de olmuyor. Son gün dayım beni almak için yine geldi. Kulüp başkanımız belediyede kâtiplik yapıyordu. “Seni verirsem herkes gidecek.” diyor bana. Babam ise hiç müdahil olmuyordu. Ancak dayımın gidip gelmelerini merak edip sebebini sorduğunda dayım da durumu anlattı. Babam da “Benim oğluma o ne karışacak, onun elinde mi?” diye tepki gösterdi. En son gece 10’da evine gittik. Kapıyı çaldık. Babam lambayı yaktı, “Hasan Bey ne oldu?” diye sordu. Babam da dayımın beni almak için gidip geldiğini söyleyerek, “Bunun kumandası sende mi, nasıl vermezsin onu?” dedi ama biraz da sinirlendi. Başkan da “Tamam, yarın hâllederiz!” dedi ve beni ertesi gün Yolspor’a verdi.

günebakış: Çok ilginç, çoğu baba, çocuğuna oynamak için izin vermezken sizin babanız sizin yolunuzu çizdi bir anlamda…

Hüseyin Tok: Ben çok iyi oynuyordum. Petrolde durmama rağmen babam göz yumuyordu oynamama. Çarşıbaşı’nda en iyi oynayan bendim diyebilirim. Kaleköy var bizim Çarşıbaşı’nda. Onların da bir takımı vardı. Şenol Güneş’le beraber gider Vakfıkebir, Beşikdüzü’nde maçlar yapardık. Beni de takviye olarak alırlardı.

günebakış: Ve Yolspor… Nasıl gelişti sonrası?

Hüseyin Tok: Yolspor’a gelince benim hayatım değişti. Hem Karayollarında çalışıyor görünüyor hem de Yolspor’da oynuyordum. Benim gittiğim ilk sene 1970 Yolspor şampiyon oldu. Trabzon Amatör Küme Şampiyonu ve Türkiye 2.si olduk. Kendi sahamızda 2 beraberlik aldık, yoksa şampiyon olacak bir takımdık. O zaman o takımdan 6-7 oyuncu Trabzonspor’a geçti. Mesela Necati, Büyük Turgay, Tamer, İhsan Sakallıoğlu vardı. İnanılmaz bir takım vardı, Trabzon karmasıydı. Ben de çok goller attım. Ve henüz 18 yaşındaydım. Sebat Gençlik var ama onlar profesyonel yapmak istiyor. Ben ise profesyonel olmak istemiyordum çünkü o zaman öcü gibi geliyordu bize! Erzurum’dan geldiler.. Trabzon’da Faruk abiye, Atay abiye, “Santrafor kim var?” diye sordular. Onlar da beni söylediler. Hem genç hem yetenekli diye beni tavsiye ettiler. Selahattin Diyadin ile ikimiz Erzurum’a gittik. Ama biz orayı beğenmedik ve kaçtık geldik. Erzurum’a ilk gidişimizde bu şekilde kaçıp geri geldik. Deniz yok, yazın toz duman derken arkadan tekrar gelip bizi aldılar ve Erzurum’a geri döndük. Ben de “Amatör kalacağım!” dedim ve öyle de kaldım. Selahattin’le Erzurum’da 1 yıl oynadık. O ilk yıl sarılık hastalığı olmuştum, bu yüzden 2-3 ay oynayamamıştım. 2. yılda eski Milletvekili Volkan Canalioğlu, İlyas Akçay, ben ve Selahattin Akçay, antrenörümüz Turgut Kafkas, Erzurumspor ile ikinci yılda namağlup şampiyon olduk. 

1972 yılında Erzurum Cemal Gürsel Stadyumu’nun açılışına Didi’nin ilk geldiği sene Fenerbahçe geldi. Fenerbahçe’yi 3-0 yendik. O maçta Fenerbahçe’ye 2 gol attım. Fenerbahçe’ye gol atışım orada başlamıştı.

Şampiyon olduğumuz yıl ben gol kralı oldum. Çok güçlü bir takımdık. Trabzonspor, Beşiktaş, Boluspor ve Ankaragücü beni istiyordu. Erzurum Valisi Necmettin Karaduman beni Trabzonspor’a, Kolordu Komutanı da Beşiktaş’a göndermek istiyor. Amatör olduğum için istediğim takıma gidebiliyordum. 15 gün önceden dayım Kenan Aksu’yu (Mahmut Aksu’nun babası aynı zamanda.) yengemle beraber Erzurum’a gönderdiler ve 15 gün orada kaldılar. Mart bitti beni aldılar ve Trabzon’a geldik. 1973 yılında Trabzonspor’da başladım. İlk geldiğim yıl 2. Lig’de şampiyon olduk. Ondan sonra malum lig şampiyonlukları peş peşe geldi.

günebakış: Avni Aker’de oynadığınız maçları bize anlatır mısınız?

Hüseyin Tok: Amatörde oynarken de Avni Aker’de oynamak bir ayrıcalıktı. Bilhassa Yolspor’da oynadığımız dönemlerde Türkiye’de grup maçları Trabzonspor maçlarının önüne denk geliyordu bazen. O bize ayrı bir hava veriyordu. Trabzonspor’un maçından önce biz oynuyorduk. Seyircinin o atmosferi bizi heyecanlandıran bir ortamdı. O dönem zemin topraktı. Ve Trabzon şehrinin yürüyerek gidip geldiği, bütün maçlarını takip ettiği bir yerdi.

2. Lig’de 2 puanlı sistemde çok gol olmuyordu. Ama atılan 1 gol bile çok değerliydi. Dışarıda berabere kalmak, içeride yenmek, 1 gol, 2 gol toprak zeminde önemliydi. Fazla gol olmuyordu. Ben 10 gol, İhsan Sakallıoğlu 11 gol atmıştı. O sağ açık oynuyordu ve gole çok yakın bir oyuncu arkadaşımızdı. Ama bu 10 gol demek 20 puan demekti, hele şampiyon da olunca çok önemi oluyordu 2 puanlı sistemde. 2. Lig’de de çok iyi şeyler yaptık.

günebakış: 61 Hüseyin’i anlatın bize…

Hüseyin Tok: Lige çıktığımız ilk yıl 9. olduk. Türkiye Kupası’nda finalist olduk. O dönem hem kupada hem ligde goller atıyordum. Trabzonspor’un şampiyonluğu Anadolu’ya getirdiği 1975-1976 yılında benim 14 golüm vardı. Çok önemli maçlarda çok önemli gollerdi. Çünkü sonucunda şampiyonluk geldi. Fenerbahçe, Beşiktaş, Galatasaray’ı 1-0 yeniyoruz ve golleri ben atıyorum. Dışarıda galip geldiğimiz birçok maçın gollerini ben attım. Bilhassa o dönem 61. dakikaya denk gelen çok gol oldu. 5 maç 61. dakikaya denk geldi. Trabzon’da yoktu ama Trabzon dışındaki şehirlerde 61. dakika çok önemliydi. Bana şu anda bile “61 Hüseyin” diyorlar. O yıl Fenerbahçe ile yarışıyorduk ve bizden 1 puan öndeydiler. Son 5 maç kala Trabzon’a geldiler. Yine 61. dakikada gol atarak onları 1-0 yendik ve bu galibiyetle bu kez bir 1 puan öne geçtik. Sunay Akın o dönemi çok iyi anlatıyor. Türk spor tarihindeki devrim yapan gollerden birisi olarak anlatır onu. Ve sonra Bursa’ya gittik, en zor maç oydu. Orada da 61. dakikada Bursaspor’a gol attım ve şampiyonluğumuzu perçinledik. Zaten ilk şampiyonluk demek çok anlamlıydı.

günebakış: Unutamadığınız anılarınızdan anlatır mısınız bize?

Hüseyin Tok: Enteresan anılarımdan bir tanesinde hem şampiyonluğa gidiyorduk hem de Türkiye Kupası’nda da finale gelmiştik. Zaten 1984’e kadar olan dönemlerde Trabzonspor; Cumhurbaşkanlığı Kupası, Türkiye Kupası derken her yıl 2-3 kupa kazanıyordu. O dönem İstanbul’da Galatasaray’la final oynayacaktık. İlk maçı Trabzon’da 1-0 yenmiştik. İstanbul’da Galatasaray 1-0 önde bitirdi. Maç uzadı, elektrikler iki kere kesildi, penaltılara kaldı. 8’de başlayan maç 11’e kadar devam etti. O dönem sadece İnönü Stadı’nda gece maçı oynanıyordu. Şehir elektriği kesilince jeneratör çalıştı. Onun da 15-20 dakika ısınma süresi vardı. Bizler sahanın ortasında durduk. Bir ara hakemin kafasına bir madde atılınca yine oyun durdu. Ve maç penaltılara kaldı. Ben penaltı atmıyordum. Genelde Ahmet Ceyhan atıyordu. Ama o maçta Ahmet Ceyhan, “Ben atmayacağım.” deyince beni yazdılar. Hocamız da Ahmet Suat Özyazıcı’ydı. 5 penaltıdan 4 tanesini attık, ben kaçırdım, direkten döndü. Onlar 5’te 5 yapıp kupayı aldılar. Bir hafta sonra Fenerbahçe ile Ankara’da Cumhurbaşkanlığı Kupası maçını oynuyoruz. Kupa şampiyonu Galatasaray, lig şampiyonu biz, lig ikincisi Fenerbahçe olmuştu. Ben normal sürede 2 gol atmıştım ve maç da 2-2 berabere bitmişti. Maç penaltılara kaldı ve ben yine atmıyorum. Kadir dışarı atılmıştı ve biz 10 kişi kalmıştık. 9. penaltı geldi. Son penaltı bana kaldı. Benden önce Fenerbahçe’de Selahattin isimli bir arkadaş kullandı ve topu dışarı attı. Ben de penaltıyı gole çevirdim ve kupayı biz kazandık. Bir hafta önce Türkiye Kupası’nı kaybettik arkasından böyle enteresan bir şey yaşadık. Kaça kaça yine kaçamadım penaltıdan!

günebakış: Ve siz efsanelerle daha da anlamlı hâle gelen Avni Aker…

Hüseyin Tok: Şampiyon olduğumuz dönemlerde herkes akşamdan maç kuyruğuna girerdi. Taraftarlar yorganı, battaniyesi ile gelip orada yatar ve sabahlardı. Maçlar gündüzleri oynanıyordu o dönem. O günkü şartlarda stat en fazla 12-13 bin kişi alıyordu. Sonrasında büyüdü ve maratonun üzerine tribün yapıldı.

günebakış: Taraftarla diyaloğunuz nasıldı?

Hüseyin Tok: Biz her mahalleyle iç içeydik. Mesela Ali Kemaller, Necatiler, Turgaylar Faroz Mahallesi’ndeydi. Biz onların yanına gider, orada idman yapardık. Zaten doğru dürüst idman sahamız yoktu. Bazen Uzunkum’a doğru koşuyorduk. Çim sahamız yoktu, idmanlarımızı çok ilkel şartlarda yapıyorduk. Şampiyon olan bir takıma yakışmayacak bir şekilde ve imkânlar sıfırdı. Diğer rakiplerimizin de imkânları yoktu ama biz bu anlamda çok kötüydük. Onlar bizden bir nebze daha iyiydi. Bir kere çim sahada idman yapamadık. Ben 4 şampiyonlukta vardım. Bu şampiyonlukların hiçbirinde çim sahada idman yapamadık, o zevki tadamadık. En büyük zevkim, çim sahalarda idman yapmak ve maça çıkmaktı. Bir özlemim de şampiyonluk dönemlerinden bir tane görüntümüzün olmayışıdır. TRT’nin arşivinden bile kaybolmuş, ne olduğunu kimse bilmiyor! Araştırma yapılmasına rağmen bulunamadı, âdeta toz olup uçtular! Bu da bizim başka bir üzüntümüz, hüznümüz oldu. Çocuklarımıza, torunlarımıza bu anları anlatacak, izlettirecek bir görüntümüz yok. Ancak tesellimiz fotoğrafımızın çok olması. Gazetelerden de epey arşiv yaptık. Ben bu konuda hassastım. Gazete muhabirlerinin bize çektiği fotoğrafları alırdık o dönem.

günebakış: En çok üzüldüğünüz maçı hatırlıyor musunuz?

Hüseyin Tok: Benim üzüntü duyduğum şu: O kadro daha iyi şartlarda olabilseydi çok daha başarılı olurdu. Ufkumuzu açacak, bizi yönlendirecek kimsemiz, önümüzde bir büyüğümüz yoktu. Bugün Allah selamet versin Ahmet Suat Hocamızla o zaman daha resmî, daha mesafeliydik. Şimdilerde zaman zaman bir araya geldiğimizde, “Hocam şöyle olsaydı, böyle olsaydı.” dediğimizde, “Oğlum, benden önce kimse yoktu. Ben de bu kadar biliyordum.” diyor. O da haklı bir yerde. Maalesef o dönemde bizim ufkumuzu açacak çalışma şartlarımız yoktu. O takım çok daha başarılı olabilirdi.

Benim en çok üzüldüğüm maç Kopenhag maçıydı. O maçta 3 gol kaçırmıştım. Çünkü herkesi gol atmaya alıştırmıştım. Trabzon’daki maçta o şanssızlığı yaşamıştım. Öyle olunca taraftar oflayıp puflamaya başlıyordu. Çok uzaktan giden, yüksek gelen topa vuramama bile tepki gösteriliyordu. Normaldir, bir golcü, taraftarı alıştırmışsa sonucu böyle olur. Her kaçan pozisyon bu kez golcünün üzerine yıkılıyordu. Bende o dönem bir düşüş oldu. Askere gidip geldim ve 1980 yılına kadar oynadım.

günebakış: Deplasmanlarınız nasıl geçiyordu?

Hüseyin Tok: 2. Lig’de deplasmanlara çoğunlukla arabayla gidiyorduk. İstanbul, İzmir gibi büyükşehirlerde 2. Lig takımı yoktu. O zaman otobüsle gittiğimiz zaman maçtan sonra çıkar gelirdik. Taraftarlarla beraber aynı arabada olurduk, tanıdıkları oturtur biz ayakta gelirdik. Çok enteresan yolculuklar olurdu. Kaptan Mehmet ile ilgili ilginç de bir anımız var. Konya’dan geliyoruz. Benim 4 tane yolcum var, maça gelmişler ancak geri dönemiyorlar. Onları otobüse aldım. Onun 2 tane, ötekinin 1 tane derken otobüste taraftarlarla beraberiz. Sabaha karşı Samsun’dayız. Bizim grup arkada oturuyoruz ama hep gırgır şamata, güzel bir muhabbet. “Kadakal Ahmet” dediğimiz bir abimiz vardı, Necmi Perekli’nin amcası. O da maça gelmiş ve bizimle dönüyor. Arkada kapının önünde sigara içiyor ama göz gözü görmüyor. Düşünün futbol takımı kafilesi ve sigara içiliyor, duman altı olduk resmen. Biz içmiyorduk ama arkadaşlarımızdan içenler de vardı. Buna taraftarlardan bazıları da eklenince otobüste göz gözü görmüyor. Birkaç kez oturması için çağırdık ama o bir yere sinirlenmişti, oturmama konusunda da kararlıydı. Giresun’da mola veriyoruz. Arabanın içinden camın buharını sildim, dışarıya bir baktım Ahmet abinin elinde döner bıçağı Kaptan Mehmet’i -malzemeci Mehmet Yazıcı namı diğer Kuş Mehmet- kovalıyor. Rahmetli Hayrettin abi bunun önünü kesmeye çalıştı ama tutamadı. Kaptan Mehmet, Ahmet abiyi en iyi tanıyan kişiydi. Meğer Ahmet abi yanına gidip “Yanında oturayım.” demiş. Nazı ona geçmiş. Mehmet abi, Ahmet abiyi oraya koymamış, o da buna içerlemiş. O sigara içmesi de ondanmış. Mehmet abiyi kovalıyor… Mehmet abi petrolün oraya gitti. Oranın aşağısını da biz biliyoruz, çünkü aşağısı deniz. “Eyvah! Bunu orada kesti!” dedik. Mehmet abi oradan aşağıya atlıyor ve foseptik çukuruna düşüyor. Kafile başkanı o zaman Fehmi Memişoğlu’ydu. Yolcuları başka arabalara verdi. Biraz Mehmet abiyi bekledik. Denize girdi, üstünü başını temizleyip geldi ve tekrar yola devam ettik. 3-4 yıl bunu işledik. Özkan Hoca geldikten sonra bu iş tamamen kalktı. Ordu’da şampiyon olduk. Herhalde 1978-1979 sezonuydu. Trabzon’a geleceğiz. Necdet Ergün, Orhan Akyüz ve Mehmet Ekşi bize gelmişti. Orhan Akyüz’ün babası İzmitliydi. İzmit’ten maça geldi. Oradan arabaya oturdu. Özkan abi otelin önünde arabayı durdurdu, “Aşağıya inecek, sivil yok!” dedi. Kimse Özkan Hoca’yı ikna edemedi. Ama tabii doğrusu buydu. O zamana kadar alışmıştık. Bütün idareciler devreye girmesine rağmen ikna edemediler. Orhan’ın babasını otobüsten indirdiler. O olayın ardından Özkan Hoca’nın tavrına sebep 3-4 yönetici istifa etti. O olay bir milattır belki de…

günebakış: Avni Aker’de sahaya çıkarken bir uğurunuz var mıydı?

Hüseyin Tok: Biz hep sağ ayağımızla çıkmaya özen gösterirdik. O bizde bir alışkanlıktı. O dönem oynadığımız futboldan zevk alıyorduk.

günebakış: Rekabet vardı ama o dönem futbolcular arasında da diyaloglar daha iyiydi değil mi?

Hüseyin Tok: Fenerbahçe’den çok arkadaşımız vardı. Millî takımlara gidiyorduk, orada bize en çok yardımcı olan Cemil Turan’dı. İlk gittiğimiz dönemlerde özellikle bize çok destek verdi. Millî Takım’ın her şeyini bize anlattı. Biz bayağı seviliyorduk. Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş arasında rekabet vardı ama insanlar bizim takımımızı seviyordu. İstanbul’daki İnönü Stadı’nda oynanan bir maçta tribünlerin yarısı ev sahibi takımın taraftarı ise yarısı da Trabzonspor taraftarıydı. O zaman bugünkü gibi değildi. Taraftarları ayırmak için bir çizgi çekilirdi, herkes ona riayet ederdi. Zaten İstanbul’da maçımız olduğu zaman taraftarlarımız âdeta İstanbul’u istila ederdi!

günebakış: Özkan Sümer ve Ahmet Suat Özyazıcı’yla çalışmak nasıldı, bize hocaları anlatır mısınız?

Hüseyin Tok: Ahmet Suat Hocam çok uyanık, yönetici yönü ağır basan bir hocamızdı. Futbolcuları daha rahat, serbest bırakan ama sahada da sonucunu almaya çalışan, oynayanı oynatan, 1 maçta oynayamayanı da hemen kesen bir hocaydı. Özkan Hoca geldikten sonra daha disiplinli, daha prensipli, daha sistemli bir çalışma programı uygulamıştı. Özkan Hoca geldiği zaman Uludağ’da herkese onar TL ceza kesmişti. Ceza nedeni, yemeğe 1 dakika geç geldin, 1 dakika geç kalktın, daha farklı renkte konç giydin, forma giydin, eşofman giydin! Her hafta sonu toplanılırdı. En fazla cezayı da Serdar, Cengiz ve kaleci Tekin yerdi. Onlar çok afacandı. Benim bir ceza yiyişim var, Kızılcahamam’da kamptayız. Tuncay Soyak yeni gelmişti bize. Daha 18 yaşındaydı. Her tarafa saldırıyor. Bize de gelip böyle girince, bunu kendimize yediremedik. Ben de ona sert girdim. Cezalar okunuyor, “Hüseyin” denince “Ne oldu?” diye sordum. ‘Tuncay’a sert girdin ceza, yavaş girdin ceza!” “Hocam bunun ortasını nasıl bulacağız?” diye sorduğumda, “Ortasını ben bulurum!” diye karşılık vermişti. Böyle de bir anımız vardı.

günebakış: Sayın Tok teşekkür ederiz.

Hüseyin Tok: Ben teşekkür ederim.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner108