banner114

Denizci’nin şikâyeti kariyerinin yolunu çizdi

MEHMET EKŞİ KİMDİR?

Mehmet Ekşi, 3 çocuklu bir ailenin en büyüğü olarak 1953 yılında Elazığ’da dünyaya geldi. İlk, orta ve lise öğreniminin ardından Tunceli Erkek Öğretmen Okulunu kazanarak oraya gitti. Mehmet Ekşi burada oynadığı futbolla dikkatleri üzerine çekti ve Elazığlı olan okul müdürünün tavsiyesiyle yeniden Elazığ’a döndü. Burada 4 yıllık eğitimini tamamlayan Mehmet Ekşi, Eskişehir Anadolu Üniversitesinde de 2 yıl pedagojik eğitim aldı.

O esnada Elazığspor’da oynamaya devam eden Mehmet Ekşi, aynı zamanda öğretmenlik yapmaya da devam etti. Elazığspor’da şampiyon olup 2. Lig’e çıktıkları dönemde 3 yıllık öğretmenlik hayatını, futbol hayatını sürdürmek için sonlandırdı. Galatasaray’a transfer olmasına ramak kala Ahmet Suat Özyazıcı’nın tavsiyesiyle 1977-1978 sezonunda Trabzonspor’a transfer olan Ekşi, bordo-mavili takımın 1978-1979'da şampiyon olan kadrosunda yer aldı. 1979-1980 sezonunda Beşiktaş'a transfer olan Ekşi, Beşiktaş formasıyla 189 maç oynadı ve 25 gol attı.

Mehmet Ekşi, 1982-1983 sezonunda Fenerbahçe ile yapılan Türkiye Kupası Çeyrek Final maçında çift sarı kartlı çıktığından, bu hem Beşiktaş’ın kupadan elenmesine neden olmuş hem de onun futbol hayatına büyük bir darbe vurmuştur.

Ekşi, 1983-1984 sezonunda Karagümrük'e kiralandı ve 1984-1985 sezonunda Antalyaspor'a transfer oldu. Antalyaspor 2. Lig’e düşünce 1986'da Konyaspor'a transfer olan Ekşi, 1986-1987 sezonunda Silivrispor'da oynadıktan sonra 1988 yılında futbolu bıraktı.

Mehmet Ekşi, futbolu bıraktıktan sonra teknik direktörlük yapmaya başladı. Beşiktaş'ın teknik ekibinde görev yaparken 2005-2006 sezonunda Rıza Çalımbay'ın istifa etmesi ile geçici süre teknik direktörlüğe getirildi. 1 ay kadar "A" takımın sorumluluğun üstlenen Mehmet Ekşi, Jean Tigana'nın gelmesiyle birlikte genel menajerlik görevini üstlendi.

O, Trabzonspor’un efsaneleri arasına ismini yazdırırken Trabzonspor’a ilk geldiği anları hiç unutmayanlardan... Mehmet Ekşi kendisini,Trabzonspor’a ilk adımımı attığımda 22-23 yaşlarında garip bir Elazığlıydım.” diyerek tanımlıyor. Çünkü o Trabzonspor’a geldiğinde, Ali Kemal Denizci’nin neredeyse kendi boyunda posterleri ve üç kez üst üste şampiyonluk yaşamış bir maziye sahip takıma geldiğinin farkındaydı. Bu yüzden de zor bir yere geldiğini biliyordu. Soyunma odasındaki oturma düzeni de açıkça anlatıyordu Trabzonspor’da oynamanın nasıl bir duygu olduğunu…

Aslında tam Galatasaray’ın yolunu tutmuşken bir Cumhurbaşkanlığı Kupası maçını izlemek için gittiği Ankara’da Trabzonsporluların Trabzon’a getirdiği Mehmet Ekşi, “Ben zaten Trabzonspor’da oynamak için can atıyordum ama söz de vermiştim. Buna rağmen Şamil Ekinci döneminde beni Ankara’dan alıp Trabzon’a getirdiler. Ve ben de artık efsanelerin içine girmiştim.” diyerek anlatıyor Trabzonspor’a transfer öyküsünü…

Bugün bile hiç unutamıyor o günleri… En çok da taraftarın o coşkusunu, uğultusunu… “Tek çatlak ses çıkmazdı.” diyor… Kolay değil tabii… Ve ekliyor: “Her maç da kazanılır mı yahu!” İşte öyle bir dönemdi onların yaşadığı. 

Ve Trabzon’da futbol hayatının dönüm noktası yine bir efsane Ali Kemal Denizci’nin maç sırasında kendisini şikâyet etmesiyle yönünü bulmuş. Bakın nasıl anlatıyor o dönüm noktasını: “Ali Kemal’in arkasında oynuyorum. Ali Kemal müthiş bir futbolcuydu. Ona milimetrik paslar atmak... Doğrusu ben atamıyordum. Ali Kemal de hocaya, ‘Bunu al, benimle oynayamaz!’ dedi herhalde. Orada benim hayatımın dönüm noktası gelişti. Onun için Ali Kemal’e ben hayatımı borçluyum diyebilirim. Ahmet Suat Hoca beni ön liberoya aldı ve o gün benim hayatım değişti. Kendisine de her zaman, ‘Benim hayatımı değiştiren adam sensin!’ derim.”

günebakış: Sayın Ekşi, öncelikle bize kendinizi ve ailenizi anlatır mısınız?

Mehmet Ekşi: 1 Nisan 1953 yılında Elazığ’da dünyaya geldim. Üç kardeşiz, en büyükleri benim. Annem, ben 8 yaşındayken rahmetli oldu, babam hâlen Elazığ’da köyde yaşıyor. Bizim oraları baraj köyleridir. Köyümüz de Keban Barajı civarındadır. Şimdilerde oralarda eski köy ve yeni köy diye barajın kıyısına kuruldu. Babam yeniden ev yaptı ve yaşamını hâlen orada sürdürüyor. Elazığ’da Öğretmen Okulundan mezun oldum ve aynı zamanda da öğretmenlik yaptım.

günebakış: Çocukluğunuz nasıl geçti? Futbolla yolunuzun kesişmesini anlatır mısınız bize?

Mehmet Ekşi:  Belki klasiktir ama mahallede arkadaşlarla top oynuyorduk. Her Anadolu şehrinde olduğu gibi bizim köyde de vardı bu kültür. Mahallede, Fenerbahçe-Beşiktaş olarak maç yapıyorduk genelde. Orada bir sahamız vardı. Sabah 8’de evden çıkıp akşam saatlerinde ancak dönüyorduk. Bazen kâğıt bazen naylon topla oynuyorduk. Çünkü o zaman oynayacak bir topumuz dahi yoktu. İlk başlangıçlarımız böyleydi. Sonra Öğretmen Okulunu kazandım. 4 yıllık bu okulu bitirdikten sonra da Eskişehir Anadolu Üniversitesinde 2 yıl pedagojik eğitim aldım. Kısa bir süre Elazığ’da öğretmenlik yaptım. Sonrasında da Elazığspor’a girdim ve 3 yıl oynadım.

günebakış: Öğretmenlik yaparken Elazığspor’a geçişiniz nasıl oldu?

Mehmet Ekşi:  Ben zaten çocukluktan beri sürekli mahallede arkadaşlarla top oynuyordum. Şöyle bir şey hatırlıyorum: Mahalleler arası maç yapıldığında, “Mehmet Ekşi oynuyorsa biz oynamayız, sizinle maç yapmayız!” deniyordu. Çünkü bizim takım benimle fazla oluyordu! Sonra Elazığspor’a transfer oldum, yaşım henüz 18’di. O dönem Elazığspor 3. Lig’de oynuyordu. Oynarken Öğretmen Okulunu kazandım. Gidip geldim ve merkezin yanında yakın bir yerde okul ayarladılar bana. Böylelikle hem öğretmenlik yaptım hem de Elazığspor’da oynadım. 

Sonra Tunceli Öğretmen Okulunu kazandım. Babam da “Okuman lazım.” dedi. O zaman futbol oynamak cazip değildi. Angarya bir iş olarak görülüyordu. Neyse ben de okulu tercih etmek zorunda kaldım. Tunceli Öğretmen Okulundayken oranın okul müdürü Elazığsporlu yöneticilere telefon açıp “Burada böyle iyi bir oyuncu var, alıp onu değerlendirin.” diyor. “Kimdir?” falan derken beni soruşturuyorlar. Elazığ Başkanı da bir araştırmadan sonra beni tekrar Elazığ’a alıyor. Beni Elazığspor’a transfer edecekler ama Elazığ’daki öğretmen okulu kızlar için. Oysa ben Tunceli’de erkek öğretmen okulunda okuyordum. Ne yapıp ettiler beni oraya transfer ettiler. Bin tane kızın içine!.. Yani hem okudum hem de futbol oynamaya devam ettim. İlerledim derken Elazığspor’la şampiyon olup 2. Lig’e çıktık. Profesyonelliğin ağırlığı nedeniyle de 3 yıllık bir öğretmenlik hayatımın ardından istifa etmek zorunda kaldım.

Benim ilk hocam Elazığspor’da bizi çalıştıran Fethi Demircan’dı. O da iyi oynuyorum diye beni Galatasaray’a götürdü. Lig bitti ve ben uçak biletimi aldım İstanbul’a gideceğim. O gece Trabzonsporlular geldi. Elazığspor’da oynarken Beşiktaş’la bir futbolcunun jübile maçını yaptık. Beşiktaş bu maç için Elazığ’a gelmişti. Ben o maçta uzaktan iki tane çok güzel gol atmıştım. Gündüz Kılıç rahmetli beni Hürriyet gazetesinde yazmıştı, “Transferin gözdesi” diye.

Ahmet Suat Hoca, “Bunu alalım.” demişti. Trabzonspor’da komiserlik yapan Elazığlı Reşat isimli sevdiğimiz bir abimiz vardı. Onunla birlikte bir yönetici geldi. “Böyle böyle, seni Trabzonspor istiyor.” dediler. Trabzonspor da 3 yıl üst üste şampiyon olmuş ve ben de Trabzonspor’da oynamak için can atıyorum tabii. Ama hocaya da “Geleceğim.” diye söz vermişim. Bu durumu onlara anlattım. Bana, “Ankara’da Fenerbahçe ile Cumhurbaşkanlığı Kupası maçı oynayacağız. Orada maçı izle, sonra devam edersin.” dediler. Olur mu olmaz mı derken ben de tabii Trabzonspor için can atıyorum. Televizyonda izlemek de yok o zaman. Hem Fenerbahçe’yi hem Trabzonspor’u izleyeceğim. Benim açımdan müthiş bir şey tabii. Neyse Ankara’ya gittik, maçı izledik. Sonra, “Uçak biletimi alın İstanbul’a gideyim.” dedim. “Daha gidemezsin!” dediler. “Nasıl olur?” dedim. “Vallahi olmaz, seni buradan Trabzon’a götüreceğiz!” dediler. “Ancak hocaya söz verdim.” dememe rağmen, “Biz seni kaçırıyoruz! Sen hocayı bize bırak, hocayla biz konuşuruz.” dediler. Ben de “Peki.” dedim. Trabzon’a geldik. Sabah saat 4’te kalktım, gazetelerde manşet: “Trabzonspor Mehmet Ekşi’yi kaçırdı!” Ben de “Oh be, hocadan yırttım!” diye düşündüm.

Kulakları çınlasın Şamil Ekinci dedi ki: “Bak oğlum, Fethi Demircan sana telefon açıp ‘Aferin oğlum iyi ki Trabzonspor’a gittin.’ demezse ben seni götürüp kendi ellerimle onlara vereceğim.” dedi. Ben de “Allah razı olsun.” dedim. Derken başladık… Artık ben de efsanelerin içine gelmiştim.

günebakış: Nasıl bir Trabzon’a ve Trabzonspor’a gelmiştiniz?

Mehmet Ekşi: Trabzonspor’a ilk adımımı attığımda 22-23 yaşlarında garip bir Elazığlıydım! O dönemlerde Ali Kemal’in posterleri her taraftaydı. Üstelik neredeyse benim boyum kadardı… Uçuyorlar hepsi... Hem o anlamda hem futbol bilgisi olarak da benden çok öndeler tabii.

Soyunma odasında sobanın yanında oturuyordum. Gerçekten benim için çok zordu. Trabzonspor üç yıl üst üste şampiyon olmuştu ve hepsi havada uçuyordu. Sezon başı antrenmanlara başladık. Transfer gerçekleşince kardeşlerime de (Bir erkek, bir kız) Trabzon’un Sotka Mahallesi’nde bir ev tuttuk. Ev hayatı yaşamaya başlamıştım. Sezon öncesi de kamp için Uludağ’a gitmiştik. Takımdaki arkadaşlarım futbol olarak en az 2-3 gömlek benden üstündü. “Nasıl yapar da onlara ayak uydururum?” diye içimden geçirirken, “Ben ancak çok koşarsam onlara yetişebilirim. Hocamın da gözüne girebilirim.” diye düşündüm. Uludağ’a gittik, dönüyoruz. Ahmet Suat Hoca bir yerde oturuyor. Biz gidip aşağılardan dönüyoruz tabii. Takım arkadaşlarımızdan birisi Ahmet Suat’ın önünden bir kez geçerken ben iki defa geçince bu durum hocanın da dikkatini çekti. Mehmet’i (Malzemeci Kuş Mehmet) çağırıp “Mehmet, şu Elazığlıyı takip et, oradan gelip bizi mi kandırıyor! Bunlar bir defa geçerken o iki defa geçiyor, nasıl bir iş bu?” diye soruyor. Mehmet de “Yok hocam, çocuk koşuyor.” diye cevap veriyor.
Orada hocanın kafasına küçük bir işaret koydum sanki. Sonra Trabzon’a döndük ve maçlara başladık. Tabii takımdaki arkadaşlarımın hepsi benim önümde iyi oyuncular. Ben, Ali Kemal’in arkasında oynuyorum. Ali Kemal müthiş bir oyuncu. Milimetrik paslar atmak lazım Ali Kemal’e. Doğrusu ben atamıyorum. Ali Kemal de hocaya, “Bunu al, bu benimle oynayamaz.” dedi herhalde. Orada benim hayatımın dönüm noktası gelişti. Onun için Ali Kemal’e hayatımı borçluyum diyebilirim.
Ahmet Suat Hoca beni ön liberoya aldı. Beni ön liberoya aldığı gün benim hayatım değişti. Hattâ hep söylerim ona, “Benim hayatımı değiştiren adam sensin.” diye. O sene Ali Kemal, Fenerbahçe’ye transfer oldu. Ben yükseldim, yükseldim. Neredeyse onlar kadar iyi oyuncu oldum.

günebakış: Tabii bunlar sizin çabanızla oldu…

Mehmet Ekşi: Tabii ki öyle denilebilir ama onlar da beni kendi içlerinden biri gibi gördüler, kabullendiler ve sevdiler. Hâliyle de beni kazanmış oldular, sağ olsunlar. Onlara da çok şey borçluyum gerçekten.

Trabzonspor benim hayatımın yarısıdır desem doğrudur. Burada gerçekten yeniden bir adam olarak şampiyonluklar yaşadık tabii. Yeniden gerçek bir futbolcu gibi oynayınca üç büyükler de peşimizden gelmeye başladı.

günebakış: Bize o dönemin ruhunu anlatır mısınız? Avni Aker’i Avni Aker yapan neydi?

Mehmet Ekşi: Sanki bir sihri vardı oranın. Şu anda kodlarını birleştiremiyorum ama gerçekten sanki bir sihir vardı. Bu çocuklarda inanılmaz bir birliktelik vardı. Aramızda sevgi ve saygı vardı. Hepsinin bir arada olmasının vermiş olduğu bir sinerji vardı. Bunların hepsi çok kodlu şeyler gibi bir araya geldi gerçekten. Futbol oyunu da bununla çok uyumluydu. Futbol takımı olabilmek gerçekten zor bir şey. Malzemecisinden seyircisine kadar çok büyük bir bütünlüktü. Ve burada neredeyse en üst seviyedeydi. Yani antrenöründen futbolcusuna böyleydi. Antrenör oyuncuların kodlarını biliyor, ne yapacağını biliyor, üzülmesini, sevinmesini biliyor, ne vereceğini biliyor. Onlar hocayı tanıyorlar, birbirlerini tanıyorlar. Ailece birlikteler. Hepsi neredeyse çok yetenekli, müthiş oyunculardı. Şu anda söylüyorum: Ali Kemal gibi bir oyuncuyu bulmak mümkün değil yani. İnanılmaz oyunculardı. Ama sadece o değil. Oyuncu kaliteleri de çok yüksekti. Başlarındaki hocalar da çok iyiydi. Mesela hem Ahmet Suat Hoca hem Özkan Sümer Hoca olsun ikisiyle de çalıştım, gerçekten güçlü adamlardı.

günebakış: Hazır bir takıma geldiniz… Trabzonspor aynı zamanda kurgulanmış sistemi oturmuş bir takımdı. Sizin üzüldüğünüz ya da çok sevindiğiniz, unutamadığınız neler var?

En üzüldüğüm dönem buraya geldiğim ilk dönemdi. Kendimi garip bir Elazığlı gibi hissediyordum. Kimse yok, komşu yok. Kimseyi tanımıyorum, oynamıyorum, moral bozukluğu var, sanki şehre bir uyumsuzluk var. Olumsuz rüzgârlar esiyordu sanki o dönem. Yaklaşık 2-3 aylık dönem böyle sürdü. Ancak az önce de söylediğim gibi o mevkinin değişmesi ile her şey kayboldu gitti sanki.

Unutamadığımız o kadar çok anı var ki. Bizde o zaman inanılmaz bir özgüven vardı. Sanki bizi dünyada hiç kimse yenemezdi. Böyle bir düşünceye sahiptik. Gerçekten de öyleydi. Mesela iyi hatırlıyorum, neredeyse ligde 4-5 takım bizim ceza sahasına giremeden maç bitiyordu. Böyle bir şey vardı. Şenol’dan başlayıp Necati, Turgay, Cemil abi, Kadir, Kemal, Bekir, Hüseyin… Müthiş oyuncular.

günebakış: Taraftarlarla diyaloglarınız nasıldı?

Mehmet Ekşi: Taraftar da inanılmazdı, müthişti… Tek çatlak ses çıkmazdı. Başarı olunca belki de böyle oluyordu. Bir takım her maç yener mi yahu!
Kendi aramızda nasıl kardeş gibiysek taraftarlarla da öyleydik. Şehirde nereye gitsek kimse bizden para almıyordu. Bu, yaptığımız alışverişlerde de böyleydi.

günebakış: Unutamadığınız bir maçınızı bizimle paylaşır mısınız?

Mehmet Ekşi: Mesela ben orta sahadan ön libero oynuyordum, orta sahadan toplara çok iyi vuruyordum. Bu, taraftarı çok mutlu ediyordu. Uzaktan attığım goller vardı. Orta sahanın ilerisinde ceza sahasının oralarda top benim ayağıma geldiği zaman topa vuracağım diye statta uğultu başlıyordu. 4-5 tane direkten dönüyordu ama toplara çok uzaktan vurduğum için insanlar bundan büyük bir haz duyuyordu. O durum beni çok mutlu ediyordu.

Şu çok önemli: İnsan için emek verince hak ederek bir şey kazandığınız zaman içsel olarak özümsüyorsunuz. Bizim çocuklarımız var. Hiçbir şeyin değerini bilmiyorlar. O zaman da çok çabuk kirletiyor, çabuk yok ediyoruz. Bu sadece Trabzonspor’a ait bir şey değil, genel olarak böyle. Ali Kemal’in resimlerini görüyordum; uzun saçlı, heybetli, böyle çamurdan bir adam gibiydi! Çamurdan hiçbir tarafı gözükmüyordu âdeta. Ali Kemal, mücadele demekti, hırs demekti… Hayrandım ona ve hâlen daha hayranım.

günebakış: “İyi ki o uçağa binip Galatasaray’a gitmemişim.” diyor musunuz?

Mehmet Ekşi: Kesinlikle… Üstelik bunu belki yüz bin defa söylemişimdir. Çok şanslı bir adammışım dedim, çünkü Trabzonspor’a geldim. Ve Trabzonspor’da gerçekten kendi benliğimi buldum. Onun için Trabzonspor’la ilgili T harfi bile geçince kalbim heyecanlanıyor. O yüzden burayı, bu halkı, bu şehri, Trabzonspor’u gerçekten çok seviyorum.

günebakış: Zaman zaman çeşitli organizasyonlar için Trabzon’a geliyorsunuz, neler hissediyorsunuz?

Mehmet Ekşi: Şu kirliliğin olduğu ortamda buraya gelip birkaç dakika da olsa o sahaya çıkıp orada şut atmak, arkadaşlarla 1-2 saat oturup konuşmak, muhabbet etmek inanılmaz bir heyecan, büyük bir mutluluk. Ve bütün benliğimize o heyecan yayıldı diyebilirim.

günebakış: Elinizi başınızın arasına alıp ağlamak geliyor mu içinizden?

Mehmet Ekşi: Elbette duygu yoğunluğu yaşıyoruz. Avni Aker’in yıkılacak olmasına elbette üzülüyoruz. Sanki o anıları da götürüyor gibi bir his var içimizde.

günebakış: Sayın Ekşi teşekkür ederiz.

Mehmet Ekşi: Ben teşekkür ederim.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner108