Bu toprakta tarım olmaz

günebakış: Kimyasal gübrenin toprağı zehirlemesiyle ilgili farklı görüşleriniz var. Neler söyleyeceksiniz?

Prof. Dr. Osman Bektaş: 2015 yılında Ordu ve Ankara Üniversiteleri Ziraat Fakülteleri, Rize’de merkezden uzak 50 tane çay bahçesinde araştırma yapıyor. Topraktan ve çay yapraklarından örnek alıp analizler yapıyor. Toprağın genel durumu ve bitkinin genel sağlık durumuyla ilgili olarak. Şimdi özet olarak buna baktığımızda raporda deniyor ki ‘Toprakta ve yaprakta yaptığımız analizler sonucunda çay bitkisinin beslenme sorunları var.’ Yani çay yeterince beslenemiyor. Beslenemeyinceye de haliyle kalitesiz bir çay ortaya çıkıyor. Analiz sonucunda ilk gözüme batan enteresandır. Yapraklarda yapılan analizinde azot eksikliği yüzde 70... Bakın çayın toprağına sürekli azot, yani nitrat gübresi atılmasına rağmen yaprakta azot eksikliği var. Bu ne anlama geliyor? Bunun anlamı şu; atılan azot, toprak ve bitki tarafından alınamadığına göre bu azot yıkanarak olduğu gibi yerin altına gidiyor. Niçin bitki topraktan azotu alamıyor? Çünkü: çay toprağı o kadar fazla asitleşmiş ki, bitki topraktan azotu alma kabiliyetini kaybetmiş. Dolayısıyla bitki azotu kullanamayınca topraktaki azotta olduğu gibi yer altına doğru gidiyor ve orada depolanıyor. Bu sadece Rize’nin değil tüm ülkenin sorunu. Yani biz kimyasal gübreyi yer üstünden çok yer altında depolamışız. Türkiye’ye baktığımız zaman, ülke nitrat bakımından 1920 yılında çok temiz. 2000 yılında baktığımda Türkiye kıpkırmızı, nitrat bakımından yer altı depolanmış. Türkiye’de en fazla nitrat benim tahminime göre Doğu Karadeniz’de var. Niye burada var? Türkiye’nin en fazla yağış alan yeri Doğu Karadeniz... Bu yağış nitratı olduğu gibi yerin altına doğru biriktiriyor. Zaten toprağın asitliği yüksek, dolayısıyla bitki topraktaki azotu da alamıyor. Biz yerin üstünü değil, yerin altını besliyoruz. Şu an kamyonlarla gelen tonlarca kimyasal gübrenin bitkiye hiçbir yararı olmayacak. 300 bin ton gübre hiç yarar sağlamayacak. Çay da yapılan analiz sonuçları gösteriyor ki; çayda yüzde 70 azot eksikliği var. Orada belli. Bu yüzde 70 azotu toprağa atıyoruz. Bitki diyor ki: ‘Ben azot alamadım.’ Peki bu azot nereye gidiyor? Yerin altına... Hâl böyleyken bitkinin beslenme sorunu var.

ÇAY BESLENEMİYOR

Bir de mikro element dediğimiz bitkiye hayat veren bitkide daha az olan elementler var... Nedir bunlar; demir, bakır, çinko... Bu elementlerdeki analizlere baktığımızda, bunların yüzde 90’ı yüzde 100’ü eksik... Bitki alamıyor topraktan. Toprak asitleşti. Toprağın ph değeri tarım standartlarının alına düşerek 4 seviyesinden aşağı indi. 4’ün altına inen ph değeri, topraktan istediği verimi alamıyor. Önemli bir kısmı yıkanıp gidiyor. Bugün bu mikro elementler; demir, bakır, magnezyum, çinko... Bu elementlerin bitkide olmamasının iki nedeni var. Biri bitki alamıyor. Diğeri bunların önemli bir kısmı suyla yıkanarak gidiyor. Şimdi iklim tarımla çok yakından ilgili... Bizim Doğu Karadeniz iklimi yağış açısından tropikal iklime benzer. Bu yağış çok olunca yıkanma aşırı derecede olur. Bu mikro elementlerin önemli bir kısmı yıkanarak yer altına gidiyor. Sonuç bitkinin beslenme sorunları ortaya çıkıyor. Beslenme sorunları olan bir bitkinin kalitesini de varın siz düşünün.

ÇAYDA ALÜMİNYUM ALZHEIMER YAPABİLİR

Toprağın ph derecesi 4’ün altına düştüğü için topraktaki serbest alüminyum miktarı da artmıştır. Dolayısıyla çay, alüminyumu çok sever ve çokta alüminyum olunca bunu bünyesinde depolamaya başlar. Dolayısıyla potansiyel olarak bizim çaylarımızın alüminyum miktarının yüksek olması gerekir. Böyle midir? Evet. Nerden biliyoruz? Necati tüysüz ve Gülten Yaylalı’nın yapmış oldukları bir araştırma var. Uluslararası dergilerde de yayımlanmıştır. Bu araştırmada bizim Türk çayı ile Afrika ve Asya çaylarının karşılaştırmasını yapmışlardır. 31 tane çay örneği vardır. 18 tanesi Türk çayı, diğerleri Afrika ve Asya’dan gelen çaylardır. O analiz sonucu gösteriyor ki alüminyum değeri en yüksek olan çay, Türk çayıdır. Bu ne anlama geliyor? Toprağın ph değerinin çok düşük olması, asitleşmenin fazla olması ve alüminyumunda fazla olması insan sağlığı açısından istenilen bir şey değil. Biliniyor ki alüminyum ile Alzheimer hastalığı arasında bir ilişki var.

günebakış: Bu gerçekler karşısında hâlâ neden organiğe geçilmiyor? Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Eşref Fakıbaba, mühendisler bu işe neden net tavır koyamıyor?

Prof. Dr. Osman Bektaş: Bana göre birinci neden gerçeği tam olarak bilmiyorlar. Olayın ciddiyetini tam olarak bilmiyorlar. Günü kurtarma politikaları var. İkinci neden, çiftçi de ‘Benim ürünüm düşecek, cebime girecek para azalacak’ kaygısı var. Zehirlendiğimizi düşünmüyoruz. Gelelim ikinci safhaya... Kimyasal gübre kullananlar, üretenler bunu stoklamış... Bunlarda bir siyasi baskı oluşturuyor. Bunun dışında topraktaki çiftçinin gelecek kaygısı organiğe geçmeyi engelliyor. Şu durumda organik tarıma bir an önce geçmek mümkün değil. Çünkü, toprak o kadar verimsizleşmiştir ki. O kadar toprak asitleşmiştir ki. Bugünkü hâliyle siz organik tarıma geçseniz, istenilen verimi alamazsınız. Çünkü, toprak bitmiş! Toprağın tükenmişliği nedir derseniz? Toprağı besleyen elementler topraktan tükenmiştir. Niye tükenmiştir? Bu toprakta insanlık tarihi var oldukça tarım yapılmıştır. Etkin tarım yapılmıştır. Toprak sürekli sömürülmüştür. Biraz önce söz ettiğimiz elementler topraktan eksilmiştir. İkinci faktör yağışlar. Üçüncü faktör kimyasal gübre... Yüzyıldır kullanılan kimyasal gübre... Bu üç faktör topraktaki bitki elementlerinin azalmasına neden olmuştur. Mademki bu mineraller eksik... O zaman bunları yerine koymamız lazım!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner89

banner108