banner114

Bocutoğlu böyle yorumluyor

günebakış: Sayın hocam Türkiye’nin içinde bulunduğu konum, Rusya ile Amerika arasına sıkışmış bir Türkiye. Diğer taraftan Avrupa Birliği ve Amerika bir tarafta, Türkiye de tek başına Doğu Akdeniz’de hak iddia eden bir noktada. Bütün bunlara karşın, içeride bir takım sıkıntılar var. Bu sıkıntılar çerçevesinde sizin de mutlaka dikkatinizden kaçmayan bir ayrıntıyı da mutlaka özellikle konuşmanızı istiyorum. 30 Ağustos törenlerinde İYİ Parti Genel Bakanı sayın Meral Akşener Külliye’yi ziyaret ederek sayın Cumhurbaşkanı ile ayak üstü de olsa samimi bir görüşme yaptılar. Bu ne anlama geliyor? Ve son olarak da Cumhuriyet Halk Partisi, görevden alınan HDP’li belediye başkanlarını savunan bir refleks geliştirdi. Bu Türkiye’yi nereye götürür?

  1. Rusya-Amerika arasına sıkışan Türkiye
  2. Doğu Akdeniz vakası
  3. İçerideki görüntüde Meral Akşener ile muhabbet
  4. Cumhuriyet Halk Partisi’nin HDP’li belediye başkanlarını savunma refleksi

Buyurun hocam…

Ersan Bocutoğlu: Biz 1944 yılında kurulan bir yeni dünya düzeninde konumlandık. Yerimizi Batı dünyasından seçtik, NATO’ya girdik. Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği’nin bulunduğu cephede yerimizi aldık. Bu bizim tamamen gönüllü olarak istediğimiz bir şey değildi. Şartlar bunu böyle gerektirdi o günün koşullarında. Fakat Sovyetler Birliği’nin aniden çökmesi arkasından da Çin faktörü adı verilen yeni bir faktörün ortaya çıkması, hatta satın alma gücü paritesine göre ekonomi güç itibariyle Amerika Birleşik Devletleri’nin farklı denecek ikinci plana koyup öne çıkması dünyada kağıtların yeniden dağılmasına sebep oldu.

Bu vesileyle uzun bir savaşsızlık dönemi geçiren Türkiye, Kıbrıs müdahalemizi bir kenara koyacak olursak, bu aradan güçlenerek kendini toparlamıştır.

Şöyle oldu; bütün iktidarlar ellerinden geldiği kadarıyla taş üstüne taş koymak suretiyle bilhassa 2001 yılından sonraki konjonktürün getirdiği fırsat ve imkanlarla Türkiye dünya klasmanındaki yerini ileri doğru genişletti ve yukarı taraflara doğru gitmeye başladı. Bu arada Amerika Birleşik Devletleri ile zaman zaman gerilimler meydana gelmeye başladı. Bunların ilki bilindiği gibi Filistin meselesi nedeniyle Türkiye ile İsrail arasındaki gerilimdir. Kaçınılmaz olarak Amerika Birleşik Devletleri kendi konumunu yerini İsrail’in yanına koyduğu için aramızda bir tür gerilim meydana geldi.

günebakış: Bu gerilimin kaynağı İsrail mi? Net olarak bunu mu söylüyorsunuz?

Ersan Bocutoğlu: Şöyle söylüyorum; İsrail, Amerika Birleşik Devletleri yönetiminde ağırlığa sahip, dolayısıyla İsrail’in ortaya çıkardığı her gerilimi Amerika Birleşik Devletleri sahipleniyor, gerilimin kaynağı İsrail’dir. Net olarak ortaya koymamız lazım.  Bu arada dikkat ediyorsanız Amerika Birleşik Devletleri’nden Okyanus ötesinden gelip Irak’a müdahale var. Biz burada yerimizi, konumumuzu tam anlamıyla belirleyemedik orada. Yani bunu desteklesek mi, dışında mı dursak, bir komşumuzun bir başka kuvvet tarafından işgaline göz mü yumsak? Bunları belirlemediğimiz için Irak mevzuu karışık geçti. Ama Suriye’de iş değişik. Bize Suriye’de Amerika Birleşik Devletleri Esad rejimini ortadan kaldıracağını vaat etti ve bu iş için harekete geçeceğini söyledi.  Bu defa masanın dışında kalmama adına biz ortak hareket ettik. Ama üst üste yaptığı gibi Amerika Birleşik Devletleri bu bantta bizi aldatarak sistemin içine soktu. Sonunda mevcut yapı yıkıldı, şehirler telef oldu, göçmenler Türkiye’nin üstüne kaldılar. Batı dünyası göçmenlerin bakımı için vaat ettiği sözlerinde durmadı. Dolayısıyla mevcut ekonomik stresin içine bir de 4 milyon Suriyeliyi bakmak gibi bir zorunluluk Türkiye’nin üzerine kaldı. Dolayısıyla Türkiye Amerika Birleşik Devletleri ile bu yolun sonuna kadar yürüyemeyeceğini anladı ve ciddi olarak konuşmaya karar verdi.

günebakış: AK Parti tek başına bu sorunların üstesinden gelebilir mi?

Ersan Bocutoğlu: Az önce sorduğunuz sorudan; Türkiye’nin yüz yüze geldiği sorunlar aslında Adalet ve Kalkınma Partisi’nin yüz yüze kaldığı sorunlar değildir. Suriye bağlamında uluslararası konjonktür bağlamında ele aldığımızda. Bu Türkiye Cumhuriyeti’nin Devleti’nin bir politikasıdır. Dolayısıyla buradan Milliyetçi unsurların, Müslüman unsurların, ulusalcı unsurların Türkiye’yi desteklemesi gerekir. Mesela burada arada İşçi Partisi’ni kast ediyorum arada. Mevcut kartların dağılması durumunu onlar biliyor. Bu tek başına bir partinin üstesinden gelebileceği bir durum değildir. Yeni yapılanmada Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin gücü ölçüsünde bizim söz hakkımız olacak masada. Dolayısıyla Cumhurbaşkanı Külliyesine davete icabet eden siyasal partilerin bu mevzuyu bir siyasi parti mevzu değil bir devlet seviyesindeki mevzu olarak gördükleri için bu şekilde yaklaştıklarını düşünüyorum. Ve olumlu buluyorum ve destekliyorum bu noktayı.

Tekrar etmek istiyorum bütün Milliyetçi unsurlar, Müslüman unsurlar, ulusalcı unsurlar kurulacak yeni yapılan Kemalist unsurlar, ordumuzun içinde son derece dirençli, 15 Temmuz’un engellenmesinde son derece etkin rol oynayan, bir önceki durumda da Ergenekon kapsamında makasa getirilen çok kuvvetli bir direnç noktalarımız var. Bunların hepsinin Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bekası adı altında bir araya geldiğini var saydığımızda bütün bu olup biten gelişmelerin manasını daha iyi anlayabiliriz. Yani Türkiye öyle bir noktadadır ki, içine giriştiği süreçler bir siyasal partinin götürdüğü süreçler değildir. Türkiye Cumhuriyeti’nin götürdüğü süreçtir.

günebakış: Ulusalcı, Milliyetçi unsurlar sizin söylediğinizin tam tersine bütün bu dıştaki baskıları ya da Türkiye’nin içinde bulunduğu konumu bir kenara koyarak, kendi iç politikasında HDP’yi öne çıkarıcı ve siyasette önemsenen bir yere oturtuyor.

Ersan Bocutoğlu: Durum şudur; herkes iktidar için mücadele ediyor. Ben Cumhuriyet Halk Partisi’nin 1950 yılından sonra meydana gelen sosyolojide kendini tek başına iktidara getirecek bir tabanının olmadığının farkında olduğunu görüyorum. Dolayısıyla İstanbul seçimleri ve bunun abartılı ve lüzumsuz şekilde uzatılması ve yayılması, bir felakete dönüştürülmesi. İkinci gruba giren ulusalcıların heybeti ile bağlarını güçlendirerek gelecekten bir iktidar şansı aramalarına bağlıyorum ben bunu. Tabiatı ile siz Başkanlık sistemine girdiğinizde yüzde 50 artı bir seçeneğini ortaya koyduğunuzdan, bunlar da birbirlerine aralarında derin uçurumlar varmış gibi görünen fikirlerin, aslında yeri geldiğinde hangi mekanizmalar aracılığıyla oluyorsa kolayca yan yana geldiğini görüyoruz. Bunların da bir iktidar fırsatı olarak baktıklarını düşünüyorum ama ben onaylamıyorum.

günebakış: Ama bir tarafta da terör örgütünün yönettiği bir parti var burada… Ana eksene oturtuluyor.

Ersan Bocutoğlu: Onaylamıyorum dediğim nokta şudur; Halkın Demokrasi Partisi açıkça çıkarak, ‘Ben burada belli etnik hassasiyetlerimle beraber ezilmiş kesimlerin hakkını sosyalizm adına savunuyorum’ demesini ve terör örgütleriyle arasına bir mesafe koymasını bekliyorum. Bunu koyduğu zaman benim HDP ile bir sorunum yok. Yani aynı ortamda yürüyebiliriz. Ama hala Kandil ile bağlantıları aşikar iken, Kuzey Suriye ile bağlantıları aşikar iken isteyerek veya istemeyerek terörle kendi aralarına bir mesafe hep ikircikli davranırken Cumhuriyet Halk Partisi ile HDP arasındaki bu yakınlaşmayı doğru bulmuyorum, devam ediyorum, tehlikeli buluyorum.

günebakış: Halen şehit geliyor. Belediye başkanları işe aldıkları kişilerin yakınlarını dağa çıkma şartı koşarak işe alıyorlar. ‘Dağa çıkan birisinin iki kişi yakını işe alınacak’ diyorlar. Görevden alınma nedenlerinden biri de bu.

Ersan Bocutoğlu: Zaten itiraz eden olmadı. BakmayınBunlar niye alındı’ sözlerinin altı boş. Başka bir şey söyleyeyim; Kaz Dağları’ndaki orman katliamı için ortalığı yıkanlar PKK’nın ormanlarımızı yaktığının ortaya çıkmasından sonra orman işini kaldırdılar. Yani şunu söylemek istiyorum, demek ki Türkiye’de 50 artı 1’i almak üzere biriyle ittifak yapmak istiyorlar. Bu noktada da politik davranıyorlar. Mesela Kaz Dağları’ndaki orman davaları onların gerçek davaları değil. Gerçek davaları olsa bu mevzuların içerisine PKK’nın yaktığı ormanları da dahil ederler. Ve susmazlar. Dolayısıyla böyle politik davranarak belli bir yerlere gelmek mümkün ama Türkiye’nin şu yenidünya düzeni içerisindeki yerini sağlamlaştırmasını bu yolla yapmak mümkün değil.

günebakış: Peki hocam bunu liberal, sosyalist sol kesimler kendi aralarında bu ikircikli tavrı sergileyebilirler. Kemalizm’le Apoculuğu zorlayarak aynı karşıtlıkta toplayabilirler. Ama burada ilginç olan başka bir şey var. Ülkücü, Milliyetçi eksenden gelip Ulusal çizgiye da kaymış olsa bile Türk Milliyetçisi bir kesim de bugün HDP’nin öne çıkmasını yani HDP ittifakına bir nevi göz yumuyor, bunu nasıl değerlendireceğiz?

Ersan Bocutoğlu: Sen şimdi Milliyetçi Hareket Partisi’nden ayrılmışsın. Bir defa varlığını ortaya koyman lazım. Tek başına oylar da yetmiyor. Bak Milliyetçi Hareket Partisi yıkılmadı, yine duruyor yerinde. Dolayısıyla onların yine seçenekleri, yine koalisyon, defacto koalisyon imkanları yapmak. Ama İYİ Parti içerisindeki Milliyetçi unsurların HDP ile işbirliğine daha uzun müddet izin vereceklerini kabul etmiyorum. Nitekim İYİ Parti’nin bir yetkilisi Çerkezlerin de haklarının korunması gerektiğini ileri süren bir beyanat verdi. Şu anda takip ediyorum, İYİ Parti ciddi manada ırkçı esasa dayalı yaklaşımlarla onaylamıyor. Dolayısıyla kendi içerisindeki yaklaşımı onaylamayan bir partinin HDP ile ilişkilerinde titiz olmamasını onlardan bekleyemeyiz. Bu konuda da titiz olacaklarını bekleyelim geleceğe olan doğru olan politikalar, ayrışmalara sebebiyet verecektir. Ama burada beklentim şudur; eğer iktidar partisi herhangi bir ayrım yapmadan topyekün bir saldırı yaparsa, bütün kendine muhalif unsurları bir çatı altında toplayacağını da bilmeliyiz. .

günebakış: Doğu Akdeniz’i atladık galiba hocam… O konuya girelim.

Ersan Bocutoğlu: Doğu Akdeniz’e gelelim. Anladığımız kadarıyla Türkiye Cumhuriyeti her zaman stratejilerini 2.5 stratejisine yani Milli Güvenlik ve Savunma bakımından geliştirdiği stratejileri 2.5 savaş stratejisine göre belirlemiştir. Buradaki 2 Türkiye’ye aynı anda 2 ülke saldıracağı esasına dayanır. Bunların isimlerini vermeyelim kafamızda canlandırabiliriz. Buçuk olan unsur da içerideki terörist unsurların ayağa kalkmasıdır. Dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti kendi planlamasını yaparken iki dış devlet hedefini 3.5 kuvvete iktidar halinde hareket edeceğini planlayarak kendini hazırlamaktadır. Türkiye anladığım kadarıyla bu aşamaları geçmiştir. 2.5, 3.5 devleti hatırı sayılır bir tecrübe boyutunda meydana getirmiştir. Komuta kademesi karınan kartların yerini, yeni dünya düzenindeki değişimleri gayet yakından bilmektedir, gayet bilinçlidir. Dolayısıyla bu noktada haklarımızı diplomasi yoluyla savunmayı fakat diplomasinin yeterli kalmadığı yerlerde de yerine göre askeri kuvvet kullanmayı prensip olarak edindik. Bunda da bütün müttefiklerimiz ve bütün karşıtlarımız bunu benimsedi. Bugün Suriye’nin içinden önemli yerleri elimizde tutuyoruz, Kuzey Irak’ta sürekli operasyonlar yapıyoruz. Bakın herhangi bir ses çıkmıyor ara yerden. Demek ki diplomasi yönünü Türkiye eskiden ihmal ederdi, hazırlıksız olurdu. O yönlerimiz çok gelişmiş oldu. Bir de şunu unutmayalım; G20 içinde yer aldığımız için dünya ülkeleri Türkiye’yi ciddiye alıyor. Bakmayın iç politikada biz hükümeti eleştirme adına Türkiye’yi eleştiriyoruz.

Doğu Akdeniz’deki yer altı kaynaklarının paylaşımında Türkiye sadece sözel olarak taraf olmuyor, aynı zamanda silahlı kuvvetleriyle, sondaj gemileriyle devrenin içerisine giriyor ve anladığımız kadarıyla bu bölgede meydana gelen yer altı kaynaklarının kullanılmasında Türkiye’ye ciddi manada bir getiri olacak. Bu getiri de küçük miktarlarda değil, yıllık 40-50 milyar dolar seviyelerinde olacak. Her yıl aynı turizm gelirinin bir miktar artı kadar bir gelir meydana gelir ki. bu Türkiye’yi fırlatmaya yeter. Ama tabiatı ile savaşlar hep böyle sürmeyecek. Türkiye kendini toparlar toparlamaz bir diplomasi atağı ile bir barış dönemi tesis edecek. O bakımdan ben Doğu Akdeniz’deki sondajda ümitvarım. Bir kere uluslararası sözleşmeler bize çok hak ve yetkiler veriyor, onları takip ediyoruz, herhangi bir sorunumuz yok. Haklarımızı arayacak iç birlik mevcut. Her ne kadar siyasi partiler birbirleriyle dövüşüyorlarsa da ulusal konular geldiği zaman işbirliği yapmayı biliyoruz. Politikacıların kendi iktidar kavgalarını onlara bırakıyoruz nasıl yürütürlerse yürütsünler. Ama şu anda hükümetin yürüttüğü milli politikalar ciddiyetle birleşmemiz gerektiğini söylüyor.

günebakış: Bütün bunlar için güçlü bir ekonomi gerekmiyor mu hocam?

Ersan Bocutoğlu: Türkiye ekonomisinde ciddi sorunlar var. Ama Türkiye mali disiplinden taviz vermemek suretiyle bir gün içerisinde bu içinde bulunulan zorlu durumdan çıkacaktır. Önümüzdeki baharda önemli bir gelişme olduğunu göreceğiz, ekonomik hayatta düzenlemeler meydana geldiğini göreceğiz.

Burada bir de şu var, Türkiye çok sık seçim yaptı. Bütün demokratik ülkeler bilir ki seçim dönemleri kamu bütçelerinin delindiği dönemlere denk gelir. Evet, ABD’nin de katılım oranları çok düşüktür. Halkı iktidarla ilgilenmez. Çünkü kim iktidara gelirse gelsin Amerika’nın 200-300 yıl önceden koyduğu devlet prensipleri vardır, onları kimse değiştiremez. İngiltere’den, Almanya’dan, Fransa’dan iktidar olan bile çok para harcamaz. Ama biz demokrasiyi yeni öğrendik. Bu kadar seçimin üst üste gelmiş olması bir üst disiplinin muhafazasını gerektirir. Bu olayın içerisine, içeride PKK ile mücadele, dışarıda Irak ile Suriye mevzusu, Amerika ile gerilimler, Ege sorunlarında Yunanistan ile gerilimler, Avrupa Birliği ile sıkıntılar…

Bugün Türkiye’ye saldıranlar Türkiye Cumhuriyeti’ne değil Recep Tayyip Erdoğan’a saldırıyorlar. Ben şöyle düşünüyorum, aslında onun üzerinden Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne saldırılıyor. Halbuki Türkiye’nin birlik ve bütünlük içinde olma zamanıdır. Burada Sayın Cumhurbaşkanımızın da atması gereken adımlar var. Zaman kibir zamanı değildir, zaman övünme zamanı değildir. Bu milletin gönlünün alınması, kırgınlıkların tamir edilmesi, muhalefetle olan ilişkilerin bir sisteme sokulması, hükümetle ve devletle işbirliği yapacak unsurların topyekün bir saldırı ile belirli bir şemsiye altına toplanmasının önerilmesi kaçınılması gereken işler listesinde vardır derim.

günebakış: Hükümet Mavi Türkiye keyfiyetiyle kamuoyuna çıktı. Bunu nasıl yorumlayacağız?

Ersan Bocutoğlu: Şu anda Türkiye yeni bir politika geliştirdi. Biz topraklarımızın yaklaşık karada 800 bin kilometre olduğunu söylüyorduk. Şimdi Türkiye denizdeki paylarımızı da çıkararak Mavi Türkiye diye bir yeni politika meydana getirdi. Yani denizdeki parçalarımızı da koruyacağız. Daha önce bunları niye konuşmuyorduk, çünkü bunları savunacak mekanizmalarımız şimdiki kadar güçlü değil. Şimdi Türkiye kendisini hem Karadeniz’de hem Akdeniz’de hem de Ege Denizi’nde müdafaa edecek askeri güce sahip. Bu yetmez… 1964 yılında Kıbrıs’a çıkartma yapmaya karar verdiğimizde çıkartma gemilerimizin olmadığını fark etmiştik. Şimdi artık Türkiye bir işi yaptığında bütün hazırlıklarını alttan yapıyor, her şeye hazırlıklı… Artık eski Türkiye yok.

günebakış: O zaman siz Sayın Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın ekonomik politikasının sonuç vereceğini ve önümüzdeki ilkbahardan itibaren Türkiye’nin ekonomik olarak yükseliş trendini göstereceğini söylüyorsunuz?

Ersan Bocutoğlu: Ben o şekilde söylüyorum. İlkbahardan sonra yükseliş bekliyorum.

Anahtar Kelimeler:
Ersan Bocutoğlu
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner108

istanbul escort