mersin escort bayan bedava bahis gaziantep escort bayan gaziantep escort bayan

banner114

Bir takımı yıkan birlik olmamaktır lütfen birlik olun!

Sabit Sabır’la bu röportajı yaptığımızda kendi hayat öyküsünü, Trabzonspor’u, öncesini, sonrasını dinlerken öyle bir heyecan vardı ki yüzünde; âdeta o dönemleri yeniden yaşamıştı… Trabzonspor’un kuruluş yıllarını, o dönemde yaşananları anlatırken ise zaman zaman ayağa kalkarak nefesi tükeninceye kadar anlattı, cümlesini bitirmeden nefes almadı hattâ… Çünkü hâlâ heyecanlı, hâlâ duygu doluydu o… Her şeyi açıkça, dobra dobra anlattı. İdmangüçlü idi o. Ama hiç İdmangücü’nden taraf tutarak konuşmadı. Özellikle Trabzonspor’un kuruluş sürecini anlatırken yaşanan hiçbir olayı hiçbir soru işaretine mahal vermeden aksettirmeye gayret etti.

Trabzonspor’u çok seviyordu… Öyle ya, mihenk taşlarından birisiydi o. Ama bir maç sonrası şahit olduğu olumsuz tablo sebebiyle bir daha da maça gitmeme kararı aldı. Ancak o sevdiği takımı, gönlünü, emeğini, zamanını verdiği takımının hiçbir maçını da izlemeden geçmedi. Her adımını da takip etti… O renklerine âşık olduğu, kuruluşunda bulunduğu takımından hep haberdar oldu.

Pardösüsünü giyinmeden dışarıya çıkmadığını anlatırken de “Benim de alametifarikam oydu!” sözleriyle eskilerden bir dizide Komiser Kolombo’yu canlandıran oyuncuya atıfta bulunuyordu.

Biz röportajı yaparken aklımızdaki soruları sormak için çok da araya girmedik. Çünkü öylesine akıcı, öylesine içten anlatıyordu ki... Hani deriz ya akışına bırak diye… İşte öyle oldu. Biz de akışına bıraktık ve okunası, dinlenesi bir röportaj çıktı ortaya. Hiçbir yerine dokunmadan, hiçbir cümlesini değiştirmeden, o güzel insanın hatırasına atfederek bir anlamda da bu röportajımızı siz okuyucularımızla paylaşmak istiyoruz.

günebakış: Sayın Sabır, öncelikle bize kendinizi ve ailenizi anlatır mısınız?

Sabit Sabır: Ben Vakfıkebirli İlyas Sabır’ın oğlu Sabit Sabır… Köyde doğdum. Köyümüzün yeni adı Yalıköy, eski adı Gılida... Annem fındığa gittiği sırada doğdum, yoksa Trabzon Sotka’da yaşıyorduk. Babamın iki hanımı vardı, dolayısıyla Sotka’da iki evi vardı. O iki ev hâlen de aynı şekilde duruyor. Hâlâ bir abimin hanımı orada oturur, birisinde de diğer abim oturur. Bahçeli evlerdir. Biz hep bahçeli evde büyüdük, yazlığa da çıktık. İlk yazlığımız Kisarna’daydı. Şu anda Soğuksu’da oturduğumuz yeri babam 1944 yılında aldı.

Ben 1933 doğumluyum. 1939 senesinde Robert Kolejine gittim. Babam lisan öğreneyim diye beni oraya verdi. İmtihanda başarılı oldum ve başladık. 1943 senesine kadar babamla Beşiktaş’ta oturduk, yazları ise Trabzon’a geldim. Kolejde son 4 senede -1948 ile 1952 arası- ablam Bakırköy’de oturuyordu, hafta sonları orada kaldım. Ama o tarihlerde yatılı okudum. 1952 yılında mezun oldum. Babam mezuniyetimden iki ay evvel vefat etti. Ben cenazeye buraya gelip döndüm. Mezun olduktan sonra 1952 yılında Trabzon’a döndüm ve iş hayatına girdim. Robert Kolejinin ticaret kısmından mezun oldum, sonra Amerika’da uluslararası ticarette master yaptım. Benim hayatım hep uluslararası ticaretle geçti, dâhili ticaret hiç yapmadım. Ailece de yapmadık. Bütün ticaretimiz dış ticaret, ihracat oldu. Yani ihracatçılık. Başlangıçta ham madde, sonra bakliyat ve fındık… Fındığa 1964’ten beri devam ediyoruz. Başka işimiz yok.

1952 yılında Trabzon’a döndüğüm zaman 19 yaşındaydım. Tabii Sotkalı çocukluk arkadaşlarım da vardı. O zaman ben kolejde çok sporcuydum. Her türlü sporu yapardım. Hattâ dekatlon şampiyonluğum bile var. Son sene bir inat konuşması yüzünden Robert Kolejinin futbol takımına da girdim. Buraya gelince Sotkalı arkadaşlarımın da etkisiyle İdmangücü’ne girdim. Arkadaşlarımın çoğu İdmangüçlüydü. Lisans da çıkardım. Voleybol da basketbol da oynadım ama futbol takımına istediğim hâlde giremedim. Çünkü futbol sert bir oyundu. Bir takıma girdiğin zaman eğer senin arkadaşın yoksa o takımda seni harcarlar. Bu profesyonel kulüpler için bile geçerlidir. Diğer futbolcular ona pas vermeyerek, onunla iyi ilişkiler kurmayarak kıymetli oyuncuyu rahatlıkla harcayabilirler, bu da notunuzda olsun.

İdmangücü’nde futbol takımına giremedim. Trabzon’da Osman Genç isminde bir demir tüccarı vardı. Bu kişi evli değildi. Onun Nihat Esmer diye bir gençlik arkadaşı vardı. Belediyede memurluk yapmıştır. Bu Nihat Esmer’in adı İdmangücü’nde “Esmer Nihat” diye geçer. Aslında soyadı da Esmer’di zaten Nihat Esmer. İdmangücü’nü Osman Genç finanse ediyordu. Hiç kimse kırk para vermeden Osman Genç tek başına İdmangücü’nün her türlü masrafını karşılıyordu. Nihat Esmer dediğim de kulübün idaresinde genel sekreter olarak çalışıyordu. Ve Osman Genç, hiç yönetim kuruluna girmez, dışarıdan idare ederdi. Ama başkanı o tayin ederdi. Yani genel kurulda olduğu zaman, “Ahmet oğlu Mehmet ya da hasan oğlu Hüseyin başkan olacak.”  derdi.

1954 senesinde ben yönetim kuruluna girmiştim. Yani 22 yaşında İdmangücü’nün yönetim kuruluna seçilmiştim. Bir sene sonra yeni bir seçim vardı. Bir grup Osman Genç’e başkaldırdı. Bunların çoğu Sotkalıydı. “Biz başarılı olamıyoruz, etrafımız kuvvetli değil.” diyorlardı. Bir emniyet müdürü vardı Rüştü Bey diye. Muhalifler Osman Genç’e karşı onu aday gösterdiler. Yönetim kurulunu karışık yaptılar. Bir kısmı protestocuları, bir kısmı da yine Osman Genç ve Nihat Esmer’i istedi. Ben iki listede de vardım. Hem Osman Genç ile Nihat Esmer’in hem de protestocuların listesinde. Ama ben esas Osman Genç’in adamıydım. Osman Genç’in adaylığa gösterdiği isim o seçimde kaybetti. Osman Genç hemen karar verdi ve Nihat Esmer’le kulüple ilişkisini kesti. Ondan sonra yeni başkan geldi. Ama tabii o da gitti farklı isimler geldi.

Anlatmak istediğim şey şu: Ben Trabzon’da İdmangücü’nde hem futbolculuk yaptım hem de kısa zamanda -22 yaşında- yönetici oldum. 1955 senesinde yönetim kurulunda hem spor amiriydim hem de takımın çalıştırıcı antrenörü. 22 yaşındaydım ve oynayan futbolcuların birçoğu benden yaşlıydı!

Avni Aker’de 1955-56’da bir kişi sahaya çıkardık. Ne idareci, ne yedek oyuncu, ne sağlık memuru… Hiçbir şey yoktu. Oyuncu sakatlandı mı 10 kişi oynardı takım. Ve orada saha kenarında oturacak bir yer de yoktu! Çınarın yanında öyle otururduk. Hattâ “Komiser Kolombo” diye Amerikan dizisi vardı. O hep pardösü giyerdi. Ben de sahada muhakkak pardösü giyerdim. Benim de alametifarikam oydu! 1955-1956’da İdmangücü şampiyon oldu. 1956-1957’nin birinci devre sonuna kadar yine şampiyon bitirdim ve yedek subaya gittim. 1956-1957’nin birinci devresi kasım ayında askere gitmiştim.

Trabzonspor’un masörü ve idarecisi Hayrettin Şiranlı vardı; bizim İdmangüçlüydü ve benim takımımda da oynamıştı. Onun bir abisi vardı. O Ziraat Bankasının müdürüydü. O ikinci devre devam etti ve ikinci devre de şampiyon bitirdi. İdmangücü 1955-1956, 1956-1957’yi şampiyon bitirdi. Avni Aker’le benim karşılaşmam bu şekilde oldu. Yani buluşmamız, yolumuzun kesişmesi ilk defa bu şekilde olmuştu.

1956 yılında Ankara Polatlı’da Genelkurmay’da yedek subaylığımı yaptım. Orada imtihana girdim. Robert Koleji Amerika’da fakülte olarak, Türkiye’de lise olarak kabul ediliyordu. Onun için onun devamı orada. Hattâ babam ameliyat masasından evvel kurşunkalemle kardeşlerimin yanında vasiyetini yazdırdı. “Sabit bundan sonra okuma var mı?” diye bana sordu. Ben de “Baba var ama yalnız bu, şu sebepten dolayı Amerika’da oluyor.” dedim. “Bunun bütçesi ne kadar tutar?” diye sordu. Ben de bilmiyordum ve attım, “5-6 bin lira tutar.” dedim. Vasiyetini yazdırırken de bunu araya soktu ve “Oğlum Sabit’e tahsili için 6 bin lira…” diye yazdırdı. Sermayeden para bırakıyor. Ama beni diğer kardeşlerimle sermayeye ortak etmiyor. Orada öyle yazıyor ama şifahen kardeşlerime diyor ki: “Tabii sana bu 6 bin lira yetmezse kardeşlerin sana geri kalanını verir. Sen de kendimi kurtardım diye kardeşlerini bırakma.” Bir cümleyle beni aileme bağlıyor. (Ağlayarak) Ve ben de hayatım boyunca kardeşlerimle devam ettim. Ve o gece babam, ameliyat masasında öldü.

Bir daha 1961 yılında döndüm Trabzon’a. 1965 senesinde yeniden İdmangücü’nde yönetime girdim. Yani girdiğim zaman devre bitmişti. Bir sonraki sene 1966-1967 senesi oynanacaktı.

Orhan Şerif Apak, Türkiye 2. Ligi’ni kurdu ancak Trabzon bu ligde yoktu. Rıfat Karağaçlı benimle beraber yönetim kurulundaydı. Ziraat Bankası Müdürü Kara Mustafa başkandı, tayin olup gittiği için 2. başkan olan Ali Osman Ulusoy başkan oldu, ben yine takım kaptanı olarak yönetim kurulundayım. Bir akşamüstü lokale gidiyordum. Türk Hava Kurumunun Emniyet Müdürlüğü ile arasına giren Maraş Caddesi ile Uzunsokak arasındaki o sokaktaki binasında lokalde saat gece 10-11’lerde otururken Allah’tan ilham böyle düşünmüşüm. Biliyorum ama her taraftan iller lige giriyor. Birden “Ya bu İdmanocaklılar el altından bu Trabzonspor’u kurmak için çalışıyorlar da bizi uyutuyorlar mı acaba! Böyle bir şey olursa ben de İdmangücü yöneticisiyim, rezil oluruz!” diye düşündüm. Refik Karaağaçlı’ya dedim ki: “Refik, kâğıt koy daktiloya.” “Ne oldu Sabit?” diye sordu. Ben yine, “Kâğıt koy.” dedim ve yazdırmaya başladım.

Beden Terbiyesi Bölge Müdürlüğüne... İlimizde 2. Lig’de oynamak üzere profesyonel bir takım kurulmasını teklif ediyoruz. Bütün kulüpleri toplantıya çağıracağız. Bize toplantı yer ve saatinin bildirilmesini arz ederiz... Başkan adına diye de imzayı attım ve yolladık. Hemen aynı gece İdmanocağı, Necmiati, Doğanspor, Gençlerbirliği, Yolspor, Sebat Gençlik Başkanlığına… Yani 1. Lig’deki 8 takımın hepsinin başkanlığında Trabzonspor Kulübünün kurulması için bir toplantı yapacağız. Size toplantının yer ve saatini Beden Terbiyesinden cevap gelince bildireceğiz… Saygılar… Arz…

Birkaç gün sonra Beden Terbiyesinden cevap geldi. Beden Terbiyesi binasında bir salon vardı. Şu gün şu saat diye bütün o kulüplere bildirdik. Toplantıyı biz tertip ettiğimiz için toplantının idaresini de Sabit Sabır olarak ben yaptım. Allah (CC) rahmet eylesin Rıfat Dedeoğlu, öteki kulüp başkanları geldi. Burada acı bir gerçek var. Daha evvel de anlatmıştım, yine anlatacağım. Toplantıyı açtım ve ilk sözü İdmanocağı Kulüp Başkanı Rıfat Dedeoğlu’na verdim. “Bir araya geleceğiz ve Trabzonspor kurulacak, ne düşünüyorsunuz?” diye sordum. “Biz İdmanocağı olarak bu işi çok tetkik ettik. Maddi olarak bu işin altından kalkamayacağımızı anladığımız için böyle bir şeyde yokuz.” dedi. Arkadan diğer kulüp başkanlarının hepsi büyük bir infialle “Ne demek Trabzon bunun altından kalkamaz! Giresun, Ordu, Samsun kalkıyor da Trabzon kalkamaz ne demek?” diye büyük bir kızgınlık içinde hepsi ayağa kalktı ve “Biz bu işin arkasındayız.” dedi. Böyle olunca ben ikinci turu döndüm. Rıfat abiye, “Duydunuz mu?” dedim. Cevabı, “İşin aslını söyleyeyim: Bizim İdmanocağı olarak bir müracaatımız var. Biz  İdmanocağı olarak Trabzonspor’u kuracağız.” dedi. Yani benim şüphem doğru çıktı. Allah’ın takdiri, burada yanına bir kulüp almak gerekiyordu. 24 Şubat diye daha 1. Lig’de bile oynamayan bir takım vardı. Onunla müracaat ettiler. Sözünü almışlar. İdmanocağı kuracak… Biz müracaat ettiğimiz zaman karar çıkmış. Ama Allah öyle yapacak ya... Onların kendilerine öyle güvenleri, inatları vardı ki illa “Adı Trabzonspor olmayacak, İdmanocağı olacak! Renkleri de kırmızı-beyaz değil sarı-kırmızı olacak.” Onlara gelen cevapta, “Hayır! Burada İdmangücü, Karadenizgücü, Martıspor bunlar kırmızı-beyazı da kabul ediyor, Trabzonspor’u da sizinle birleşmeyi kabul ediyor.” dediler.

Biz herkese açığız. Daha başlangıçta bütün takımlardan isteyen zaten 6-7 takım “Biz gireceğiz.” dedi. Sonra çıkınca biz de çıksınlar dedik.

Böyle olunca bunlara genelge çektiler. Antepli Spor Bakanı Kamil Ocak, burada Ruhi Kasımoğlu isimli bir abimiz vardı, kolejde okumuş, o da kolejden arkadaşı. Söz vermiş Ruhi Kasımoğlu’na ki İdmanocağı’nı yapacağız diye. Ama isim konularına karışmaz. Bunlar biraz da ona güvenerek konuşuyor. Lig başlayacak bir ay kaldı, Trabzon hâlâ belli değil. Federasyon bunlara emri vaki olarak, “Kırmızı-beyaz renklerle ve Trabzonspor ismiyle kulübü kurun, tescil edin.” diye telgraf çekiyor. Bunlar yine reddediyorlar. “Hayır, sarı-kırmızı, İdmanocağı olacak!” diyorlar. Bizim de müracaatımız orada değerlendiriliyor tabii. Bizim de orada bir adamımız vardı, bizim tarafı da o takip ediyordu. Federasyon çaresiz kaldı ve Tarık Kafkas ve Osman Genç’in kardeşi İsmet abi bizim kurma kararımızı elden aldılar.

Trabzonspor 1966 senesinin Temmuz-Ağustos aylarında kurulma kararı… Bu tarih birinci kuruluş yılı. Ondan sonra biz bir sene oynadık ve 16 takım içinde 8. olduk. İdmanocağı yok, bizim tarafın kurduğu takım vardı.

Bu işin çok önemli bir tarafı var ki Allah’ın takdiri dediğim odur. Eğer Federasyon, İdmanocağı’na ve sarı-kırmızı renklerle onay verseydi bugün Trabzonspor 3. Lig’deydi. Çünkü halkını arkasına alamayan bir şehir başarılı olamazdı. Trabzonspor’u bu şekilde kabul edecek bir Trabzon efkârı yok. Ama Allah (CC) bizi korudu. Sezon sonuna kadar oynadık. Onlar Danıştay’a gidip aleyhimize dava açtılar. Orada danışıklı dövüş... İyi ki de öyle yaptılar. Ama bizi feshedemezler, kanunda buna yer yok. Çünkü dernektik. Danıştay profesyonel ligde oynama hakkımızı feshetti ama İdmanocağı’na da o hakkı vermedi, veremiyordu çünkü. Ne oldu? Hem Trabzonspor yok, oynayamayacak, hem İdmanocağı kuramıyor, olamıyor… Ne olacak? Aylarca vali, emniyet müdürü, belediye reisleri, tüccarlar derken iki tarafa da baskı yaparak görüşmeler yapıldı. Biz zaten birleşmeye itiraz etmiyoruz. Nihayet Allah’a şükür birleştik. Renkler kırmızı-beyaz olmadı, bordo-mavi oldu, isim yine Trabzonspor... Trabzonspor’un resmiyette kuruluşu 1967. Trabzonspor ismiyle kurulmuş, çünkü kulüp lağvedilmemiş ki… O yüzden de biz kuruluşunu 1966 diyorduk. Ama biz her konuda uyuşma yanlısı olduğumuz için 1966 yazacağına 67 yazmış önemli değil. Anlaşma olduktan sonra tüzüğün yazılmasında bulunmadım bile. Bulunsam bile yine ona itiraz etmezdim. Çünkü mühim olan o birliğin sağlanmasıydı. Onu sağladık. Onu sağladığımız hâlde 2. Lig’de 6-7 sene şampiyon olamadık. Eğer İdmanocağı birinci sene kabul etse ve beraber yapsaydık yemin ediyorum birinci senede 1. Lig’e çıkardık. Öyle bir takım vardı Trabzonspor’da. İdmanocağı millî futbolcularını bize vermemişti, amatör olduğu için vermeme hakkı vardı. Profesyonel kulüplere sattı onları. 1966-1967’deki takımda ben spor amiriydim. Antrenörümüz de Hayri Gür’dü.

günebakış: Trabzonspor, 1973’te 1. Lig’e çıktı, sonrasını anlatır mısınız?

Sabit Sabır: Ben 1-2 sene daha yöneticiliğe devam ettim. İdmanocaklılar bana düşman gözüyle bakardı! Üye sayısı daha fazla olduğu için 2-3 sene sonra beni seçmediler. Bir süre sonra yine seçtiler. İşlerim çok yoğundu, bu kez ben devam etmedim ve ayrıldım. Ben 1970-1971’lerde bıraktım. Onlara toplantıda bırakacağımı belirterek, “Tavsiye ederim siz de bırakın. Bırakmazsanız ben kendim ayrılıyorum. Sizi atacaklar.” dedim. Ve aynen de oldu. Başkanlar değişti, yeni yöneticiler geldi. Çünkü hâlâ yönetim kurulunda İdmangücü, İdmanocağı davası, o şu futbolcuyu tutuyor, o bunu tutuyor söylemleri... Birbirlerine giriyorlar, birlik yok. O yüzden ilk dönemler başarılı olunamadı.

günebakış: Avni Aker’le 1952 yılında İdmangücü’ndeyken tanıştınız. Oraya seyirci olarak gidiyordunuz, o dönemin Avni Aker’ini anlatır mısınız bize?

Sabit Sabır: Bildiğimiz gibi değil, daha küçük yapılmıştı. Biliyorsunuz Hayri Gür Kapalı Spor Salonu var. O Hayri Gür lisede öğretmendi. Beden Terbiyesinde de görevliydi. “Ben o sahayı yapabilmek için ne sıkıntılar çektim? Ne kadar toprak değiştirdik?” diye anlatırdı. Saha yapısı çok önemlidir. Avni Aker ismini ben duymamıştım bile. Avni Aker denmesi, Türkiye’den Avrupa’ya gönderilen ilk spor öğretmeni olduğu için sanıyorum. O Trabzon’da görev yapmış ve Trabzonlu... Onun için onun ismi verildi.

Ama bu Trabzonspor’a Hayri Gür gibi emek vermiş başka bir şahıs yoktur. Hayri Gür Trabzonlu değildir. Trabzonlu bir ailenin kızıyla buraya memur olarak geldiğinde evleniyor ve ölene kadar burada kalıyor. Ve kendisi Trabzon Lisesinde öğretmenlik yapıyor.

Bu anlatacağım çok önemli: Trabzon Ligi resmî olarak 1923 yılında başlıyor. O sene şampiyonluğu İdmanocağı kazanıyor. Ondan sonra iki sene üst üste Trabzon Lisesi, sonra yine bir sene İdmanocağı, sonra yine Trabzon Lisesi, sonra Öğretmen Okulu, sonra Ticaret Lisesi, ondan sonra 4 sene İdmanocağı, İdmangücü devreye giriyor. 7 sene üst üste ara vermeden şampiyon oluyor. 1941 senesi son senesi. Sonra yine 6 sene üst üste Trabzon Lisesi… Ondan sonra lise daha yok. Liseler arası turnuvalar tertip edildiği için mevzuat değişikliği yapılıyor ve liseler liglerde oynayamıyor. Askerî kuruluşlar arasında Trabzon’da öyle bir lig olmadığı için Karagücü takımı askeriyeyi temsilen var. Burada eskiden Ticaret Lisesi, Öğretmen Okulu ve Trabzon Lisesi... Trabzon Lisesi sadece Sotka’daki lise. Şimdi ismi değişti. Düşünebiliyor musunuz bir lise 6 sene üst üste Trabzon gibi futbolda bu kadar ileri gitmiş bir şehirde şampiyon oluyor. Bunu niye anlatıyorum? Bugünkü sporumuzun ve futbolumuzun geri kalmasında Millî Eğitim ve Spor Bakanlığının yanlışı var. Bu okullar sporun içinde olmalı. Bizim Avrupa’da fındık-fıstıkçı olarak bir meslek derneğimiz var. Orada Avustralyalı bir adama “Nasıl başarılı olunur?” diye konuşma yaptırdılar. Adam Avustralya sporunda yüzme ya da atletizmde hedef koydu ve 10 senede dünya şampiyonu olmuşlar. Ama ona göre proje yapmışlar. Türkiye’de bu hâlâ çok konuşuluyor. Okulları bir türlü tam manasıyla spora konsantre edemiyorlar. Hâlbuki tâ ilkokuldan başlayacak her talebe kız-erkek, hangisinin hangi spora kabiliyeti varsa ölçülecek, üzerinde durulacak, mevzuatta bu talebelere antrenmana gitmek için müsaade edilecek. Gereği neyse yapılacak. Bu dediklerim yapılsa Türkiye, 15 senede dünyada başa çıkar. Ve yapılmaya da mecburdur. İmtihanla üniversiteye girmek, dershaneler… Çalış, çalış, çalış… Ne spor var ne sosyal etkinlik. Hâlbuki öyle değil. Ben Robert Kolejinde okurken hiç ikmale bile kalmadım. Son sınıfımı şeref listesinde bitirdim. Ama her gün spor yapardım. Spor, ders çalışmaya, başarıya mani değildir. Bu iş ilkokullardan başlayacak. Millî Eğitim ile Gençlik ve Spor Bakanlığı bu konuda iş birliği yapmalı.  Avni Aker daha küçüktü ve stat seyirci kapasitesi azdı. İhtiyaç arttıkça ilaveler oldu. Çim saha yapıldığında onu kolay kolay muhafaza edemiyorduk. Hayri Gür’ün Trabzon Lisesindeki hocalığı, Trabzon sporuna faydası hiç yadsınamayacak şekilde büyüktür. Hattâ şunu da ilave edeceğim: Yeni komplekse Şenol Güneş’in isminin verilmesi “Şenol Güneş’in hakkıdır.” diyorum. Ama eğer Şenol Güneş ismi verilmemiş olsaydı oraya verilecek isim Hayri Gür sahasıydı. Ama Şenol Güneş’in isminin verilmesine de çok memnunum.  Trabzonspor’un kuruluşunu başlatan benim. Aynen anlattığım gibidir. İyi ki o müracaatı yaptım. Yoksa Trabzonspor tek taraflı kurulacak ve İdmanocağı olacaktı. Ve Sebat’ın başına gelenler Trabzon’un başına gelirdi.  Ben Avni Aker’de şampiyonluklar yaşadım, Trabzonspor şampiyonluklar yaşadı. Trabzon’un futbol tarihinde şerefli bir yerdir Avni Aker…Avni Aker’i Avni Aker yapan, Trabzon halkının spora merakıdır. 1923 yılında ligler başlamış… Trabzon halkının futbola merakı o dönemlerde de vardı.

günebakış: Avni Aker’de en son ne zaman maça gittiniz?

Sabit Sabır: 1964 yılında fındık ihracat işine girmiştim. İşlerim yoğundu. 1970-1971’de yöneticiliği bıraktıktan sonra karar aldım ve bir daha maça gitmedim. O kararı alma sebebim, ben spordan geçtiğim için centilmenliği iyi bilen birisiyim. Maça gidersin, top taca çıkar “Ah hakem!”, faul olur “Şöyle hakem!” Gördükçe üzülüyordum. Taraftarın bilgisizliğinden dolayı kötü tezahürat, yönetimin de aleyhine tezahürat… Derken işlerim de biraz yoğundu. Ve bu sebeple maçlara gitmeme kararı aldım.

Ben aynı zamanda Futbol Federasyonu üyeliği de yaptım. Ne parti, ne kulüp tesirli. Şahsen Futbol Federasyonu Başkanlığından bana teklif geldi. Burada iki kardeş vardı. Onlara sordular ve benim adımı verdiler. Benim millî maçlara da girme hakkım var. Buradaki her maça girme hakkım var. Buna rağmen maça gitmeyi kestim. Ama her maçı televizyondan izlemeyi ihmal etmedim.  Bu kitabınızda özellikle Trabzonspor’un birlik olması gerektiğini vurgulayın. Başarının yolu birlikten geçer. Eğer Trabzonspor tek vücut olabilir, birlik ve beraberliği sağlarsa başarı yeniden gelir. Ben mesela maçlarda antrenör, yönetici aleyhine bir tezahürat olduğu zaman korkuyorum. Bir takımı yıkan birlik olmamaktır. Düşünün ki yine ikiye bölünmüş takım. Öyle bir şey olmaz. Herkes bir tarafa çekerse Trabzonspor başarılı olamaz.  Biz 1. senemizde kesin şampiyon olurduk. Birleşme oldu ama İdmanocağı iyi futbolcularını satmıştı. Ve düştük yabancı sporculara. Ayrıca kâğıt üzerinde birlik olmasına rağmen idareciler arasında birlik yoktu. Yine birbirine düşmüştü. İçeride birlik yoktu. Düşünebiliyor musunuz birlik kuruluyor, 6 ay Ali Osman Ulusoy, 6 ay Rıfat Dedeoğlu başkan. Böyle şey mi olur? Ne olur bir sene birisi, bir sene diğeri yapsaydı?

günebakış: Sayın Sabır teşekkür ederiz.

Sabit Sabır: Ben teşekkür ederim.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner108

balikesir escort bursa escort canakkale escort eskisehir escort kastamonu escort erzurum escort bolu escort karabk escort konya escort kayseri escort afyon escort samsun escort edirne escort grkle escort tokat escort