banner114

Barcelona’ya atılan golde ettiğim duâ Aston Villa maçında kabul oldu

Orhan Kaynak, namıdiğer Küçük Orhan… Bordo-mavili formayı giydiği dönemde takım arkadaşı Orhan Çıkrıkçı ile karıştırılmasın diye “Küçük Orhan” diye anılmaya başlandı ve Trabzonspor'dan ayrılmasından sonra da kariyerinin sonuna kadar bu isimle anıldı.

Trabzonspor’da sadece iki sezon oynamasına rağmen tüm kariyeri boyunca bu lakapla anılan Orhan Kaynak, her ne kadar “Küçük Orhan” olarak bilinse de Trabzonspor’da unutulmayacak kadar büyük işlere imza attı. Kaynak, Trabzonspor’un takımda âdeta köklü değişikliklere gidildiği sezonda kadrosuna dâhil edilen 15 futbolcudan birisi olan ancak bu oyunculardan takımda kalan 4-5 kişiden birisi oldu. Orhan Kaynak, forvet mevkisinde golcülüğünün yanında asıl rakip takımın defansını dağıtıcı özelliklere sahip olduğu için oynadığı her takımda başarılı performans ortaya koyunca da sezon sonlarında transfer listelerinin başında bulundu.

Kaynak, Trabzonspor’un 1994-1995 sezonunda UEFA Kupası 2. Tur’da İngiliz ekibi Aston Villa ile yaptığı iki maçta da gol atarak turu getiren isim oldu bir anlamda.

Özellikle rövanş maçında attığı o muhteşem gol, Öztürk Pekin’in anlatımıyla bütün Türk futbolseverlerin hafızalarına kazındı. Tarihî bir zafere imza atan Trabzonspor’la birlikte Orhan Kaynak her iki maçta attığı iki golle adını tarihe altın harflerle yazdırmayı başarmış bir isim...

günebakış: Sayın Kaynak, Trabzonspor’la yolunuz nasıl kesişti?

Orhan Kaynak: Samsunspor’la 2. Lig’deydik. Orada şampiyonluk yaşayınca dikkatleri çekmiştik açıkçası...

Trabzonspor da o dönem bir değişim yaşıyordu. 1993-1994 senesinde ikinci liglerden 15-16’ya yakın transferle yeni bir yapılanmaya gitmişlerdi. O futbolculardan birisi de bendim…

Osman Özköylü, Tolunay Kafkas, Cengiz Atilla... Bunlar da bir yıl sonunda takımın 11’ine monte olan isimler...Bence bu çok doğru bir projeydi. Bir projenin nasıl olması gerektiğini sorarsanız “Trabzonspor’un 1993-1994 sezonundaki gelişimini takip etmek lazım.” derim.

İlk sene, alınan oyunculardan verim alınamayanlar gönderildi, verim alınanlar kaldı ve takıma monte edildi. 1995-1996’da şampiyonluğa oynayıp 2. olduk. Trabzonspor’un Fenerbahçe ile çekiştiği seneydi... Ben Beşiktaş’a gittikten sonra da devam etmesi gereken bir yapıydı ancak şampiyon olamadı diye bozduktan sonra yeniden bir yapılanmaya gittiler. Bunlar hep külfet, maliyet ve en az bir 5 sene geriye atılmasına sebep oluyor.

Trabzonspor biraz da dönem dönem bu iyi kadroyu yakaladı. Ancak asıl sorun, şampiyon olmadan kadronun dağıtılmasıydı. Şampiyon olacağım demeyle değil, doğru projeyle şampiyon olunuyor. Oyuncu portföyünü yakaladığınız zaman o oyuncu portföyünde ısrar etmek gerekiyor, en azından şampiyon oluncaya kadar.

günebakış: Trabzonspor’a gelirken hayalleriniz ve beklentiniz neydi?

Orhan Kaynak: Benim hayalim ve beklentim öncelikle kariyerimdi. Rakamsal olarak. Trabzonspor’dan daha iyi teklifler de aldım.

Trabzonspor, 22-23 yaşımda kariyer yapabileceğim ve benim tarzıma göre çok uygun bir yerdi. Doğal olarak da burada evlendim, eşim Trabzonlu. Dolayısıyla karakterime, futbol hayatıma ve kişisel hayatıma uygun bir yer olduğu için bunu eşimle ve kariyerimle taçlandırdım. Trabzonspor’a da oldukça fazla faydam oldu. Oynarken de giderken de Trabzonspor’a kazandırdım.

günebakış: Avni Aker sizin için ne anlam ifade ediyor?

Orhan Kaynak: Avni Aker bizim oynadığımız dönemde üstü kapalı değildi. Hatırladığım kadarıyla açıkken oynamıştım. Avni Aker’in tribünlerinde ateşli taraftarlar, yanan meşaleler...

Tribünleri hep yangın hâlinde görürdüm! Hatırladığım ilk şeyler bunlar. Taraftarlar her maçta onu bize yaşatıyorlardı. Biz de sahada gösterimizi sunuyorduk. Hakikaten güzel şeyler oluyordu. Hattâ 3-0 yendiğimiz maçtan sonra bile, “Niye bu kadar az attınız?” diye tepkiler oluyordu!

Benim oynadığım dönemde Avni Aker’de hep başarımız vardı. Sadece Trabzonspor taraftarını değil, Trabzon dışında yaşayan tarafsız insanları da mutlu ediyorduk. Çünkü oynadığımız futbol müthişti.

Avni Aker’in bordo-maviyle bütünleşmesini hatırlıyorum. Aston Villa maçının sonrasında iğne atsan yere düşmez derler ya...O kadar kalabalıktı soyunma odası. Herkes birbirine sarılmış, kenetlenmişti. Sayın Bakan’ımız Faruk Özak’ın bir sözü vardı: “Sevincimizi paylaşıp çoğaltacağız, üzüntülerimizi de paylaşıp azaltacağız.”

O zaman da Trabzonspor’da ekonomik sorunlarla boğuşulurdu ama hiç kimse parayı düşünmezdi. Futbol oynamaktan başka bir şey düşünmüyorduk. Bütün oyuncu grubu böyleydi.

günebakış: Avni Aker’de anılarınız vardır...

Orhan Kaynak: Aston Villa maçının arasında bir Fenerbahçe maçı oynadık ve kazandık. O golü de ben attım. Ama bu sanki kimsenin umurunda değildi! Aston Villa gibi büyük bir maç vardı ve Fenerbahçe maçını kimse hatırlamıyordu.

O maçta Hamdi sağdan ortaladı -77. dakikaydı- ben de kafayla vurdum. O sırada dışarıda tedavi edilen bir futbolcunun ardından bizim masör çantayı topluyordu. Benim attığım gole karşı o da zıplıyor, zıplarken de ben onun altından geçiyorum. Öyle bir fotoğraf da oldu. Ve yılın da fotoğrafı olmuştu.

Bir de Samsunspor’dayken Hamdi’nin Barcelona’ya attığı golün hikâyesi var. O zaman ben, “Allah’ım şimdi ne kadar mutludur. Barcelona’ya gol attı. 1-0 kazanıyor, o futbolcunun yerinde olmak isterdim.” demiştim. İki yıl sonra ben geldim ve Aston Villa’ya gol attım. O golden sonra ellerimi havaya kaldırıp “Allah’ım sana çok şükürler olsun, bugünü bana gösterdin.” diye dua ettim. Kimse de bana bunu sormamıştı. Hamdi’ye imrendim, iki yıl sonra aynı sevinci yaşadım.

Golü attıktan sonra inanılmaz mutlu olmuştum. Üstün oynadığımız bir maçtı. Biz Aston Villa’yı aslında gözümüzde büyütmüştük. Sahada oynadığımız futbol denk, hattâ kendi kıymetimizi bilememişiz. O ayarda güçlü bir takımmışız. Maçın öncesinde hep çalıştığımız pozisyonlardı. Şenol Güneş’le her pozisyonu çalışırdık. Turgay Semercioğlu ile maçlardan sonra hep orta çalışırdık. Trabzonspor’a gelinceye kadar kafa golüm yoktu. Trabzonspor’da ben çalışa çalışa kafa vurmasını öğrendim! Turgay Semercioğlu’nun ortalarına kafa vura vura öğrendim. Maçtan sonraki lig maçında o gün Şota geldiğinde onunla konuşuyorduk. “Yahu ben buradan buraya nasıl zıplamışım?” dedim. Ölçtük, aşağı yukarı 7 metre zıplamışım. Koşarak gelip zıpladığımla düştüğüm yer arasında en az 6-7 metre var. Ben bu kadar nasıl zıplamışım diye şaşırdık. Ogün’le, Şota ile Aston Villa maçının istişaresini yaptık. O andaki içsel motivasyon, ekstra enerji, maçın içerisinde yaşadığımız ekstra güç olmasa bunları yapamazdık. İnanç ve ekstra motivasyon vardı. Oradaki maçta da maçın son dakikası oynanıyor. Her dakika onlar pozisyona giriyor ancak atamıyorlar. Biz de büyük bir mücadele veriyoruz.

Maçtan sonra oda arkadaşım Cengiz Atilla, “Orhan tam sahanın ortasındaydın, topa vurdun öyle bir yere gitti ki iki çatalın arasına...Mükemmel gol.” diyor. “Ya Cengiz ne orta sahası, kornerden gelen topa ilk kafayı sen vuruyorsun. Kaçavara çeliyor, ondan dönüyor ben vuruyorum ve gol oluyor.” diyorum. Öyle bir motive oluyor ki sahanın neresinde olduğunu unutmuş. Hakikaten attığım gol öyle bir zamanda geldi ki...Orada maçtan sonraki sevinçler, sahaya atlayan Türkler...Büyük olaydı. Trabzonspor zaten bir efsaneydi, biz de o efsaneye bir taş ekledik.

Aston Villa ile burada oynadığımız maçı Öztürk Pekin anlatmıştı. Öztürk Pekin’le 4-5 yıl sonra Kocaeli’ndeyken karşılaştığımızda bana, “Çok teşekkür ederim. Spiker için o maçın anlatılmasında, öncesini söylemek ve sonrasında olmak çok önemli. Gol attın ya o benim için çok önemliydi.” dedi. Aramızda bayağı bir konuşmuştuk o konuyu.

Faruk Özak tebeşiri alıp tahtaya geçti!

Orhan Kaynak: Sağ olsun Trabzonspor bana çok şeyler kattı. Aston Villa maçı… O günü yaşayan, hatırlayan herkes bilir. Türkiye’nin her yerinde o gün her zaman konuşuluyor, unutturulmuyoruz. Her kesimde hatırlanıyoruz. İngilizleri o dönemde hiç kimse yenememiş, eleyememişti. Türkiye’nin de başarısı yoktu. Ligde kötü gidiyorduk. O sene belki UEFA Kupası’nı alma şansımız vardı. Arçil ve Şota gelmişti ancak oynayamamıştı. Cezalı oyuncularımız da vardı. Eğer yönetim Avrupa Kupası’nda oynayabilecek iki transfer yapabilseydi biz belki de UEFA Kupası’nı alabilirdik. Hattâ Galatasaray’dan 8 sene önce alabilirdik. Trabzonspor kendi imkânlarıyla devam ediyordu. Uzun zaman Faruk Özak’la, rahmetli Kenan İskender’le… Hep kulübü düşünüyorlardı, kulüpçü insanlardı. Hattâ hiç unutmuyorum, Faruk Özak bir gün tebeşiri eline alıp kara tahtanın önüne geçti ve “Arkadaşlar bizim paramız yok. Şu zamanda şu kadar para gelecek.” dedi. 6 ay sonraya alacağımız parayı söyledi, kimse de itiraz etmedi ve herkes yine aynı futbolunu oynadı. Şimdi futbolcunun parası ödenmeyip 2 saat geciktiğinde hemen faizine bindiriyor ya da şikâyet ediyor. Biz 3 ya da 6 ayda bir para alıyorduk. O dönem sadece Aston Villa’ya değil tabii... Avrupa kupaları, Türkiye Kupası… 25 gol attım. O zaman Arçil, Şota, Hami, Büyük Orhan… 5 tane çok önemli forvetin içinde ben devamlı şans buldum. Aslında oynadığım futbolla şansımı kendim oluşturdum.

günebakış: Avni Aker deyince sizde ne gibi bir his uyandırıyor?

Orhan Kaynak: Başlangıçta hep ateşli taraftarların içinde bir yer olarak kaldı hafızamızda. Bizim için orası bir mutluluk dağı gibiydi. Rakipler de mutlaka “cehennem çukuru” olarak görüyordu. 1987-1988’de Adanaspor’la da gelmiştim. Buraya fark yememek için gelirdik! Gol yemez ya da puan alırsak şampiyon olmuş gibi ayrılırdık Avni Aker’den!..Avni Aker, Trabzon’un markasıydı. Avni Aker’in gücü Trabzonspor’dan geliyor. Efsanelerle başarılı bir takım kurulmuş. Biz de efsanelerin sayesinde Trabzonspor’da başarılı insanlar olarak addediliyoruz.

günebakış: Sayın Kaynak teşekkür ederiz.

Orhan Kaynak: Ben teşekkür ederim.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner108