banner114

Avni Aker’de baskıyı değil, kaç gol atacağımızı düşünürdük!

BAHATTİN GÜNEŞ KİMDİR?

Bahattin Güneş, 4’ü erkek, 1’i kız olmak üzere 5 çocuklu bir ailenin çocuğu olarak Trabzon’da dünyaya geldi. İlkokulu Kaledibi İlkokulunda, ortaokulu Cumhuriyet Ortaokulunda, liseyi de Trabzon Ticaret Lisesinde okudu.

Güneş, lisede okurken henüz 17 yaşında Yolspor’un hocası Osman Saka’nın keşfetmesiyle soluğu aynı takımda aldı ve o sezon Yolspor’la şampiyonluk yaşadı. Daha sonra Trabzon Amatör Takımı’na Ömer Uzun vasıtasıyla transfer olan Bahattin Güneş, 28 golle bir rekora imza atınca bu kez devre arasında Trabzonspor A Takımı’na giderek profesyonel oldu.

O dönemde de Trabzonspor’un üst üste 3 lig şampiyonluğuna yetişen Bahattin Güneş, 1977-1978, 1979-1980, 1980-1981 şampiyonluklarındaki kadrolarda yer alıyor. İlk zamanlar her ne kadar 5-10 dakika veya yarım saat forma şansı bulabilse de o çalışmaktan hiç vazgeçmeyerek takımın 11’ine girmeyi başaran isimler arasında yer aldı.

Güneş, Türkiye’de pek çok takımda teknik direktör olarak da görev yaptı. Golcülüğü ile çok konuşulan ve bir dönem de gol rekoru kıran Bahattin Güneş, daha sonrasında defans ve orta saha pozisyonlarında görev aldı. Bir ara santrafor mevkisinde de oynayan Bahattin Güneş, golcülüğünü burada da göstermeye devam etti.

Güneş, futbol hayatından sonra 2002-2003 ve kısmen de 2003-2004 sezonlarında Trabzonspor’da teknik direktörlük yapan Samet Aybaba’nın yardımcısı olarak Trabzonspor’a hizmet etti. Hâlen Ankara Demirspor’da teknik direktör olarak görev yapan Bahattin Güneş, evli ve 2 çocuk babasıdır.

1980-1988 yılları arasında Trabzonspor’da forma giyen ve 2 şampiyonluk kupası, 1 Türkiye Kupası, 1 Cumhurbaşkanlığı Kupası, 1 de Başbakanlık Kupası kaldıran isimlerden Bahattin Güneş…

Trabzon’da futbolla iç içe olan bir ailenin çocuklarından birisi de Bahattin Güneş’tir. Zira baba her ne kadar karşı çıksa da o tutkudan geri kalmak mümkün değildi. Önce ağabey Şenol Güneş ve ardından Bahattin Güneş, Türk futboluna kazandırılan iki güzide isim...
Bahattin Güneş, o dönemleri anlatılırken ve “Trabzon, futbolcu tarlası gibiydi!” benzetmesini tekrarlarken, “Trabzon o zamanlar Brezilya gibiydi, inanılmaz yetenekler vardı ve bu yetenekler mahalle aralarında kendilerini gösteriyordu.” eklemesini de yapıyor.

Kendisinin de ilk defa bir altın kolye turnuvasında keşfedildiğini anlatırken yaşadığı heyecanı, futbola olan tutkusunu ise daha dün gibi hatırlıyor. Özellikle profesyonel olmadan önceki yıllarda yaşadığı tecrübeler, edindiği dersler hayatının her döneminde onun yanında olmuştur.

Güneş’in Trabzonspor’da oynadığı dönemde yaşadığı heyecanı anlatırken o tarif edilmez mutluluğu yeniden gözlerinden okumak mümkün oluyor. Zira yine unutamadığı bir maçta hocasının onu son 5 dakikada bile olsa oyuna alma hamlesi karşısında heyecandan kramponlarının bağlarını bağlayamadığını dün gibi hatırlıyor. Bahattin Güneş o anları, “Trabzonspor’da oynamak öyle bir heyecan ki… Anlatılmaz bir duygu bu.” sözleriyle özetliyor.

Güneş, Trabzonspor’daki ikinci senesi yani 1981-1982 sezonunda inanılmaz bir performansla adından söz ettiriyor ve Millî Takım’a kadar yükselme başarısı gösteriyor. Trabzonspor’da defans oyuncusu olarak oynayıp en fazla gol atan oyuncu olmak da herkese nasip olmayacak bir olaydı.

Ve Avni Aker… Orada yaşanan duygular anlatılabilir mi? Kim anlatabilir, kim cümlelere dökebilir ki? Onlar Avni Aker’de taraftar baskısından çok, “Kaç gol atar, kaç kaç kazanırız?” hesabını yapıyordu.

“Avni Aker başka bir şey… Orada maç oynamak inanılmaz bir tutkuydu.” diye tarif ederken Bahattin Güneş, abisi Şenol Güneş’le de zaman zaman ilginç diyaloglar yaşadıklarını anlatmadan geçmiyor.

Güneş, Trabzonspor’daki futbolculuk hayatı boyunca o kadar çok anı biriktirmiş ki… Hepsini okurken ayrı bir zevk alacak ve o döneme gideceksiniz.

Ve en çok da “Trabzonspor formasını giymek en büyük uğurdu.” sözleri damga vuruyor röportajımıza…

günebakış: Sayın Güneş, bize öncelikle kendinizi ve ailenizi anlatır mısınız? Nasıl bir ailede büyüdünüz?

Bahattin Güneş: Trabzon’da dünyaya geldim. Babam muhacirlik zamanında -6 yaşında- Sürmene’den Vakfıkebir’e annemin babasının yanına yerleşir… Babamın ve annemin ilk evliliklerinden 1 kız ve 1 oğlu oldu. Onlarla beraber 7 kardeşiz. Bunların en küçüğü benim. En büyüğümüz Zekeriya Güneş… Amatörce futbol oynadı ancak çok iyi futbolcuydu ve bugün Şenol Güneş’in büyük futbolcu olmasında en büyük sebep oydu.

Rahmetli babamız kilim dokuyarak 5 çocuğunu yetiştirmiştir ve 75-80 yaşlarında o kilimin tozlarından kaynaklı nefes darlığından yaşamını yitirmiştir.

Sotka Mahallesi’nde oturuyorduk. Köy olarak annemin köyü Yalıköy’ü kullanıyorduk.

Babam futbola karşıydı. Abim futbol oynadıktan sonra babam kızdı hattâ kafasına çubukla vurup “Gidemezsin!” dedi. Büyük abime de “Bunu nasıl futbola verirsin?” diye kızmıştı.

Şenol abimi Erdoğduspor’a vermişlerdi. İlk lisansı çıkınca kaleci olarak Genç Millî Takım’a seçildi. 16-17 yaşlarında Sebat’ta parlama dönemleri oldu. Bizim Trabzon o zamanlar Brezilya gibiydi, inanılmaz yetenekler vardı ve bu yetenekler mahalle aralarında kendilerini gösteriyordu. Eski Yusuf Ziya Tesisleri’nin orada Trabzonspor Altın Kolye Turnuvası düzenledi ve biz orada şampiyon olup kupayı aldık.

günebakış: Babanız futbola karşıydı. Peki, sizin futbolla yolunuz nasıl kesişti? Abilerinizden dolayı mı futbolun içinde buldunuz kendinizi?

Bahattin Güneş: Trabzon’da futbolda büyük bir cevher vardı. Kadir Özcan Tesisleri’nin önündeki kaldırımda top oynuyorduk. Naylondan top yapar, ayağımızdaki şakşaklarla oynardık. Ben de çok yetenekliydim.

İlhan Cavcav gibi Yolspor’un çok önemli futbol adamı Osman Saka vardı. Çok değerli bir abimizdi. Beni Yolspor’a aldı. Lisede okuyordum ve 17 yaşındaydım. Yolspor’da iken hem Türkiye şampiyonu olduk hem de o sene A Takımı’nda oynadım. Ben santrafor oynuyordum ve gol rekoru kırmıştım.

Trabzonspor’un hocası Özkan Sümer’di. Trabzonspor Amatör Takımı’nda Ömer Hoca (Uzun) beni alıyor... Bu inanılmaz bir olaydı. Çünkü orası bir basamak oluyor ve oradan büyük takımlara atlıyorsunuz. Erdoğdu, Necmiati, İdmanyurdu var, onlar da iyi takım ama Trabzon Amatör Takımı sıçramak için daha iyiydi. Akademi gibi düşünün.

Ben ilk dört maç gol atamadım. Ömer Hoca beni çok seviyor, “Önemli değil, çok iyi mücadele ediyorsun.” diye motive ediyordu. Beşinci maçta İdmanocağı’na karşı 4-0 galip geldik. Ve 4 golü de ben attım. Ömer Hoca o maç sonrası Yavuz Selim’de toplantı yapıyor ve bütün oyuncuların önünde beni aşağılıyor ve “Sen bunu nasıl yaparsın? Arkadaşlarının terini çaldın!” diyor. Aslında Ömer Hoca burada bir yere gelmek istiyor, “Hiç gol atamadığın 4 maçta iyi mücadele ettin, gayret gösterdin. Bunun yanında bu maçta gol atabilirsin ama burada koşmayarak, tembellikten ayağına top geldi attın.” mesajını veriyor bana. O zaman 14 takım var. Düşünün ilk 4 maç golsüz geçiyor, 12 maç daha oynuyorum ve 28 gole ulaşıp bir rekor kırıyorum. Devre arasında da Trabzonspor’a giderek profesyonel oluyorum. O dönemde de Trabzonspor’un üst üste 3 tane lig şampiyonluğuna yetişiyorum. 1977-1978, 1979-1980 oluyor, 1980-1981 şampiyonluğunda ben o devre kadrodayım. İkinci yarı takıma katılıyorum ve şampiyonluk yaşıyorum. İlk zamanlar 5-10 dakika veya yarım saat forma şansı bulabiliyordum.

günebakış: Avni Aker’i anlatın bize… O döneme ilişkin neler hatırlıyorsunuz?

Bahattin Güneş: Avni Aker’le öncesinden tanışmıştık. Adanaspor’da şampiyonduk. Hattâ Kaya isimli bir falcı çocuk bulmuşlardı. “Trabzonspor 39 puanla şampiyon olacak!” demişti. İlginç bir hikâyedir bu. Trabzonspor ilk yarı 25 puanı var, ikinci yarı 14 puan alacak, yani mümkünü yok.

O senesi Adana’ya gidiyoruz. Hoca beni oyuna alacak. Tam ayakkabımı giyinecekken ayak titriyor, heyecandan bağları bağlayamıyorum. Niye? Çünkü Trabzonspor’da oynayacağım, son 5 dakika da olsa o formayı giyineceğim.

Özkan Hoca ile bir anım var. Kulübeden bana dönüp “Evladım yahu 5 dakikadır ayakkabılarını bağlayamıyorsun, ben senden ne bekleyeceğim orada?” dedi. Öyle bir heyecan ki anlatılamaz. Ben o maçta son 5 dakikada oynuyorum ve şampiyon o sene oluyoruz. İkinci senemde (1981-1982 senesinde) inanılmaz bir Bahattin Güneş geliyor, abim dâhil bütün Türkiye benden bahsediyor. Millî Takım’a gidiyorum o sene tek başıma. Şampiyonluğu kaçırdığımız 4 sene üst üste. Eğer şampiyonluğu kaçırmasak Galatasaray’dan sonra rekor kırıyorduk. Biz o zaman haksızlığa da uğradık. Beşiktaş Eskişehir’i Eskişehir’de yendi, maç yarına kaldı, biz de Adana’yı burada yendik ancak Beşiktaş averajla şampiyon oldu, yoksa şampiyonluk bizim hakkımızdı.

O dönemde inanılmaz bir çıkış yaptım. Ahmet Suat buraya geliyor, Hüsnü Hoca Ankaragücü’ne gidiyor. Yanlış olmasın bonservisi 22 milyona gidiyor. Trabzonspor için çok büyük para. Hüsnü Hoca 8 milyon alıyor, 2 milyona da beni… Ahmet Suat Hoca, Hüsnü Hoca için “gitsin” dediğinde herkes çok şaşırmıştı. Ve Ahmet Suat Hoca beni bir oynatıyor, son 8 maçta hiç gol yemiyoruz. Bir başlıyorum A Millî Takım’a gidiyorum. Ve ben sürekli Millî Takım’a gidiyordum. İnanılmaz bir çıkış yapmıştım. Trabzonspor’da defans oynayıp da en çok gol atan oyuncu benmişim. 1982 sezonunda 7 tane gol attım. Bu çıkışım beni zirveye taşıdı. Sonra 1983-1984 sezonunda şampiyon oluyoruz. Bahattin, Kemal Serdar’ı da Akçaabat Sebat’tan alıyoruz. O da sağ açık. Ben o sezon başı çok formdayım. 7 hazırlık maçında Beşiktaş, Galatasaray’ı yeniyoruz. Kadir abinin –rahmetlinin- jübilesinde burada 4-0 galip geldiğimiz maçta Tuncay’a pas atarken ayağım dönüyor ve menüsküs oluyorum. O formda olduğum sezon. O zaman menüsküs ameliyatı bir ayda düzelemiyordu. 4 ay sürüyordu en az. Kemal geliyor bir oynuyor o devam ediyor. Ben iyileşip geliyorum orta saha oynuyorum, ön libero, sağ taraf, sol taraf… Böyle bir hikâyede gidiyor. 1985’te yine santrafor oynadım. Hami’nin ilk oynadığı senelerden bir tanesinde bir gol attı… O maçta ilk defa santrafor oynadım. Hasan Vezir mide kanaması geçiriyor. Ahmet Suat Hoca antrenmanda beni deniyor ve “Oynar.” diyor. Herkes şaşırıyor. O maça çıkıyorum, Hami 1 gol atıyor, 3 gol ben atıyorum ve yeniyoruz. O çıkış, o güzellikler parayla ölçülemeyen bir şey. Ancak her yerde olduğu gibi bizim işte de kıskançlık vardı. Ancak bana hiçbir şey gelmedi. Çünkü ben hep hak ederek geldim. Ve taraftar beni inanılmaz seviyordu. İyi oynuyordum… 8 sene böyle geçti. Son dönemde biraz haksızlıklara uğradığımızı düşündük. Ekonomik anlamda da dışarıdan alınanlara daha fazla, içeridekilere daha az para verildi. Düşünün Fenerbahçe’ye değil Konyaspor’a gittim. Trabzon’dan bu şekilde ayrıldım. Yoksa Trabzonspor’dan ayrılmayacak tek kişiydim. O kadar çok seviyordum. Zaten konuşma şansımız yoktu, şimdiki oyuncular gibi değildik ki! Biz bir yere gideceksek Faruk Özaklardan izin alıyorduk. İlçeye giderken de izin alıyorduk. Konuşma hakkımız yok! Şampiyon olduğumuz sene hem Türkiye Kupası hem lig kupasını alıyoruz. Normalde büyük takımlar istiyor beni. Güngör, İskender, ben, Tuncay… Avni Aker’in altında küçük bir oda vardı. Orada biz transfer yapıyorduk. Rahmetli Kenan İskender, Faruk Özak…

Beni oraya çağırdılar. Tuncay, İskender, Güngör girdi, onlar önce konuştular. Çıkarken bana, “Sen de söyle haa. Biz şampiyon olduk, Türkiye Kupası aldık.” dediler. O zamanın parası 10 milyon çok büyük para. Dedim ki: “5’e razıyım aslında.” Neyse, bunlar giriyor konuşuyorlar, rahmetli Kenan İskender, Faruk Özak, Turan Alp, “Sen dışarı çık, seninle konuştuk sayılır.” diyor. Tuncay’la İskender bana, “Ne oldu?” diye soruyor. “Dışarı çık dediler.” dedim. “Oğlum niye konuşmuyorsun? Biz sana ne dedik? 10 milyon desene.” diyorlar. Bana ne verirlerse kabuldü… Hepimiz 7 milyona imza attık. Yani bir yere gitme şansımız yoktu. İstesek dördümüz de giderdik. Çok iyi oyunculardık, şampiyon olmuş, Türkiye Kupası’nı almıştık.

1985’ten sonra Sunderman diye bir hoca gelmişti. İnanılmaz bir hocaydı. Şampiyon olamadık, 4 ya da 5. olduk. O dönemin oyuncularına sorun, en iyi hoca oydu. Futbol anlamında inanılmaz pozisyonlara giriyorduk. Onun zamanında çok anılarımız vardır.

günebakış: Avni Aker sizin için ne anlam ifade ediyor?

Bahattin Güneş: Çok şeyi ifade ediyor. Ben jübilemi yaptığım zaman da Ankaragücü’ne karşı oynadım. 1997-1998’de yaptım jübilemi. O senesi de jübile yapmak istedim. İllaki formayı giymek istedim. O zaman o takımı şampiyon yapıp ikinci ligden üçüncü lige çıkardım. O takım Türkiye Kupası’nda Fenerbahçe’yi eledi. Ondan sonra ben Trabzonspor’da jübile yaptım. Ancak Ankaragücü’nde oynadığım için hem Ankaragücü hem Trabzonspor… Ankaragücü’nü buraya getirdim. Gordon Milne’nin zamanında burada jübile yaptım. Jübilede 4-1 yendik. Hikmet Hoca vardı, hakem. Hikmet Öksüzoğlu… 10 dakika oynayacaktım. Maç başlayınca “Hocam saha çok güzel, 10 dakika daha oynayayım.” dedim ve 20 dakika oynadım.

1986-1987’de dağılma, kopukluk dönemleri başladı. Para sorunları baş gösterdi. Özkan Sümer de Konyaspor’da hocaydı, Süper Lig’e çıkardı. O ara ayrılmak durumunda kaldık. Ancak ekonomik nedenlerle ister istemez şartlar sizi oraya götürüyor. Hayrettin Hacısalihoğlu yöneticimizdi, beni çok seviyordu. Bana, “Git tatilini yap.” diyordu. Özkan Hoca, “Hocam böyle böyle bir haksızlık var.” dediğimde, “Evladım anlaşmaya çalış.” dedi. Ben de “Hocam böyle bir haksızlık var. Bana verilen para bu, ben şampiyon olmuş, kupa almışım. Müfit’i 150 milyona alıyorlar bana 75 veriyorlar. Bu adalet değil ki.” diye anlattım. Ama yine de kopmak istemiyordum. Ancak mecbur kalıyorsunuz. O zaman transfer iki seneydi. İki sene içinde menajerlerin değil kulübün uhdesindesin. O iki sene içinde bile sıkıntı yaşatmak istemezdim. Trabzonspor’un iki senede vereceği parayı Konyaspor bana peşin para olarak verdi. Ve Konyaspor’un Süper Lig’de ilk golünü atan oyuncuydum.

günebakış: Avni Aker’le ilgili anlatacağınız anı olur ya da unutamadığınız olaylar olabilir, bunları bizimle paylaşır mısınız?

Bahattin Güneş: Bir gün kar yağdı, antrenmandayız. O zaman zemin de çok iyi değildi. Özkan Hoca başımızdaydı. 400 metre koşuları vardı. Hani şu yarışmacıların olur ya aynı öyle. 16 tane 400 atıyorsun. Hem de Özkan Sümer… Kendi aramızda konuşuyoruz. Dedik ki: “Bu antrenman ertelenir’ “Özkan Hoca bana bir baktı ve “Greyderleri öne alayım.” demez mi! Greyder de biziz. “Onlar yolu açar, arkadan devam edilir.” diye devam etti. Asıl önemli olan Ahmet Suat’ın dönemi. İlk başladığımız zaman çift kaleyi orada yapıyorduk. İlk çift kale maçında orada çok heyecanlanmıştım. İlginç bir olay da şu oldu: Ahmet Suat sağ tarafa geldi. Güngör abi, Hüsnü abi vardı, abim vardı zaten. Hoca bana, “Oğlum sen stoper oynayacaksın, burada oynayacaksın. Önünde bir santrafor olacak, onu sen tutacaksın. O neredeyse sen oraya git, onu yakaladın mı at abine.” dedi. Öyle kurnaz bir adamdı ki... Ben o sene başladım. O sene son 8 maç hiç gol yemedik ve averajla ikinci olmuştuk.

Bir başka anım ise şu şekilde: Kocaeli maçı var. 2-2 bitmişti. Hava yağmurlu. Şenol abim kötü oynuyor. Büyük abim Zekeriya da maçı tribünde izliyor. 20 kişi maça gelmişler. Kocaelispor’dan Yaşar abi diye bir futbolcu vardı, 30 metreden bir vurdu gol oldu. Adamın bir tanesi önde Şenol abime küfür etmeye başlamış. Büyük abim anlatıyor bu hikâyeyi. “Senin gibi kaleci falan!..” diye. Abim gidip adama dalıyor. “Sen ne yapmak istiyorsun?” diye soruyor. Seyirci, abimi tanımıyor. Abim de taraftara, “Kaleci ile benim annem aynı, küfür etme!” diye uyarıyor. Seyirci de “Bana ne? Kim olursa olsun, yediği gole bak.” diyor. Bir gol daha yiyor, yine küfür ediyor. Derken son dakika santrafor Levent 2-1 yapıyor. Ve ben 2-2 yapıyorum. Adam havaya bir kalkıyor ve seviniyor. Ama nasıl bağırıyor. Büyük abim gidip buna yumruğu çakıyor ve “Niye seviniyorsun?” diye soruyor. “Bahattin, Şenol ve ben, biri gol yedi, birisi gol attı, üçümüzün anası aynı!” diyor. Öyle bir hikâyedir o.

günebakış: Sizin döneminizde Avni Aker’de taraftarın size karşı baskısı var mıydı ya da böyle bir şey hissediyor muydunuz?

Bahattin Güneş: Baskı yoktu. Biz maça çıktığımız zaman öncesinde “Kaç gol atar, kaç kaç kazanırız?” ve güzel futbol oynayalım diye düşünürdük hep. Hepimizde heyecan ve gol atma yarışı vardı. Bir bağlılık vardı. Oraya çıktığımız anda çıkışımız farklıydı. Bir o döneme bir de bu döneme bakın. Galatasaray ile bir şampiyonluk maçında Kemal’in topukla attığı bir gol var ki zıpkın gibi çıkışımız vardı. Neler kaçırıyorduk… Boğuyoruz rakibi. Rıdvan Dilmen’in dediği gibi, bizim sahaya gelemiyorlardı. Şenol abim iyi kaleciydi doğru… Çok zeki bir kaleciydi, iyi yer alırdı ancak asıl sıkıntı Şenol Güneş’e biz top getirtmezdik ki… Öyle bir defansımız, orta saha vardı ki topu oraya getirmezdik. Oraya getirsek zaten gol yiyeceğiz. Öyle bir takımdık. Ancak inanılmaz bir tutku. Avni Aker başka bir şey…

günebakış: Avni Aker’de gol sevincini en çok kiminle yaşıyordunuz?

Bahattin Güneş: Bizim gözümüz hiçbir şeyi görmüyordu. Biz sevincimizi sadece arkadaşlarımızla paylaşıyorduk. Üç gol atmışım, maçların CD’leri var bende, gazeteciler her gol sevincinde peşimde. Hattâ bazılarında ben kaçıyorum. Gol atma anlamında aramızda hep tatlı rekabet vardı. Arkadaşlarınız sizi destekliyor, şakalaşıyorsunuz ve tabii ki bu tabloda mutlusunuz.

Bugün maç oynadık üç gol attım, yarın Tabakhane’den doğru yürüyorum, taraftar soruyor, konuşuyor bizimle. Öyle hava atma gibi bir durum yok. “Bahattin tebrik ederim ama çok da kaçırdın, bir dahakine daha iyi ol.” diyor taraftar. Biz hep haddimizi bilerek hareket ettik.

günebakış: En son şampiyonlukta Şenol Hoca kaleci, siz önünde oynuyordunuz. Şenol Hoca ile ilginç diyaloglarınız oldu mu hiç?

Bahattin Güneş: Oldu tabii, çok oldu hattâ. Gençlerbirliği ile kupa maçı için burada karşılaşıyorduk. Yenen finale kalacaktı. Şirin Berber vardı Trabzon kökenli; çok sert bir sol bekti, bizim Dobi Hasan da (Hasan Şengün) çok süratli bir sağ açıktı. Şirin Berber, Dobi Hasan’ı açık tribünün orada yakaladı ve inanılmaz sert girdi ona. Hasan ayağa kalkıp onu itti, biz de oraya gidip onu ittik. Ben de gidip Şirin’e daldım. Abim kaleden koşuyor. O zaman liderdi zaten. O kalabalıkta bana yumruğu bir koydu, bizim takım hep dağıldı, deyim yerindeyse kaçtı. Bu arada benim gözüm gitti. “Olaya niye karıştın?” diyeydi sanırım bu yumruk.

Bir de Altay’a karşı oynarken 3. dakikada gol attım. Altay’da Reha Kapsal vardı. Şu anda yorumculuk yapıyor. Reha bir orta yaptı, birisi ayakla bir vurdu ben de defansım ya kaleye gidecek diye bir de ben vurdum… Tam çatala gidecekken Şenol abim çıkardı. Herkes şaşkınlıkla bakakaldı. Orada bana farklı davrandı. Hemen arkasından bana, “Devam devam…” diye işaret etti. Orada üzerime gelebilirdi. Çünkü onun tecrübesi var, ben henüz 21 yaşında ve tecrübesizim ama bunu yapmadı.

günebakış: Unutamadığınız golünüz ya da sizde en çok iz bırakan golünüz hangisi?

Bahattin Güneş: Futbol hayatımda 35’e yakın gol attım. Antalya maçında 3 gol attım. Elbette onu unutamam ancak unutamadığım Samsun maçında attığım gol ki bütün Trabzon’un bildiği gol. Bize yakın kuşaklar bunu unutmaz. Çünkü Samsun çok iyi takımdı, ligde 3. sırada biz ise 5 ya da 6. sıradaydık. Maç Avni Aker’de oynanıyor ve 1-0 mağlubuz. İnanılmaz bir baskı var. Bir maçta 25 pozisyon olur mu? Hocamız Alman Sundermann. Ben stoper oynuyordum, hoca beni santrafora yolladı. Dakika 84-85… Top bana geliyor, bir dönüp vuruyorum, iki direğin birleştiği yere gidiyor. Maç sonucu 1-1. Mehmet Ali Yılmaz Başkan, Hayrettin Hacısalihoğlu Asbaşkandı. Takıma 100 lira ceza, bana 100 lira prim veriliyor. İki hafta sonra yine Avni Aker’de Eskişehir maçı var. Olaylı maç… Dobi Hasan ile Aykut atılıyor. Olayın başında ben varım ama ben atılmadım. Maç 1-1 berabere bitiyor ve 100 lira ceza veriyorum. İki hafta önce aldığım 100 liralık primin olduğu zarfı açamadan geri ödedim.

Şampiyon olduğumuz sene Kemal’in attığı gol var. Onu da unutamıyoruz. Maç 1-0 bitiyor. Tesise geldiğimizde İskender, Dobi Hasan, Turgay abi, “Kemal ne futbolcusun, topukla atarsın, havadan tutarsın!” diyoruz. O da “Ben hep atarım zaten.” diyor. Biz de “La yürü ne atarsın?” deyip şakalaşıyoruz.

En son da tabii Turgay abinin ortası, Dobi Hasan’ın kafası, Fenerbahçe’yi 1-0 yenip şampiyon oluyoruz. Çok güzel günlerdi. Karagümrük maçı var, stada geliyoruz. Serdar abi o zaman Karagümrük’teydi. 2-0 yeniyoruz.

Bir başka ilginç olay, şampiyonluk var ama futbolcular olarak çok mutlu değildik sanki. Belki de ekonomik olarak haksızlığa uğradığımız için çok mutlu değildik. Bizim bir mutsuzluğumuz vardı o sene. Şampiyonluk fotoğrafında da bu ruh hâli belli oluyor. Böyle bir durum vardı.

Gazeteci Kamil Anahar ile aynı evde kalıyorduk ve çocukluk arkadaşımdı. Özkan Sümer’in, önde pres (şok pres) diye bir taktik anlayışı vardı. Bir baskı yapıyorduk ve rakibe nefes aldırmıyorduk. Özkan Hoca entel bir insan ya, pres pres pres... Şok pres diyordu. Kamil bir gün bana, “Bu Özkan Hoca’nın yaptığı neydi?” diye sordu. Ben de “Şok pres.” dedim. Kamil de gazeteye yazdı. Tesislere geldik… Özkan Hoca, “Bu nereden çıktı?” diyerek kızdı. Toplantı yapıldı ve bunun üzerine yaklaşık 20 kişiyi kovdu. Şenol abim olayın benden çıktığını öğrenince, “Sana mı kalmış! Ben Kamil’i tanımıyor muyum?” diyerek bir de güzel tokatladı. Ben de Kamil’e, bir daha sana bir şey söylemeyeceğim, senin yüzünden abimden tokat yedim diye tepki gösterdim. Can-ciğer arkadaşım…

günebakış: Sahaya çıkarken bir uğurunuz var mıydı?

Bahattin Güneş: Trabzonspor formasını giymek en büyük uğurdu. Benim çubuklu yün bir formam vardı, onu müzeye hediye ettim. Bir formamız vardı, bugünkü gibi bir maça 3-4 formayla çıkmazdık.

günebakış: Sayın Güneş teşekkür ederiz.

Bahattin Güneş: Ben teşekkür ederim.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner108