banner114

Avni Aker de artık Türk futbolunun bir efsanesidir

Trabzonspor’un Onur’u, Trabzonsporlu Onur… Kaptan Onur Recep Kıvrak, arkadaşlarının hitap şekliyle de Kapo… Trabzonspor’a Onur olarak geldi ve futbolu da Trabzonsporlu Onur olarak bıraktı. Acısıyla-tatlısıyla, hüznüyle-sevinciyle 11 yıl terlettiği bordo-mavili formayla veda etti futbola… Henüz 19-20 yaşında geldiği Trabzonspor’da âdeta bir Trabzonlu gibi yaşadı, bir Trabzonlu gibi sürdürdü futbol hayatını. Kendi deyimiyle, “Gözümü Trabzon’da, Trabzonspor’da açtım. Ben burada Onur oldum.” diyen Onur Kıvrak, bu şehre duyduğu sevgisini de hiçbir zaman ifade etmeyi ihmal etmedi.

Trabzonspor’la sözleşme imzalarken, “Şenol Hocamın arkasından gelip Trabzonspor’da ikinci bir Şenol Güneş olmak istiyorum.” diyen Onur Kıvrak, bu düsturda yürümeye gayret etti, duruşuyla da bu sözlerini hafızalara kazıdı.Trabzonspor’da eldiven giydiği süre içinde takımın bir neferi gibi oldu, bir adım öne çıktı... Yeri geldi sustu, yeri geldi konuştu, yeri geldi haykırdı. Özellikle takım olarak yaşadıkları haksızlıkları bütün herkesin duyacağı şekilde haykırdı hem de... Zaman zaman canlı yayınlarda yaptı bunu Onur Kıvrak. Dedik ya, çünkü o kendini bir Trabzonlu gibi hissediyordu. Öylesine özümsemiş, öylesine içinde yaşatmıştı ki Trabzonspor aşkını... İster istemez bordo-mavinin hakkını savunmak için ağzından dökülüverdi hep o cümleler.

Ve Avni Aker... Henüz 20’li yaşlardaki Onur Kıvrak’ın Avni Aker’deki ilk maçı da sonraki maçları da unutulur mu? Uzun saçlarına taktığı siyah bantla o kaleciliğinin en parlak dönemlerinin başlangıcı... Kaleye geçtikten sonra oynadığı her maçta ayrı bir başarı öyküsü yazdı âdeta. Trabzonspor’la çok güzel günler geçirdi, unutulmaz anılar kaydetti hayatına. Onur belki İstanbul takımlarından birisinin kalecisi olsaydı popülaritesi daha fazla olabilirdi. Ancak o zaten bunu istemedi. Onur daha çok Trabzonspor’un uğradığı haksızlıkları haykıran ismi olarak gündeme geldi.

“Ben Trabzon’da yaşadığım müddetçe huyundan, suyundan çok şey aldım. Karakterim âdeta dönüşüm yaptı. Ama ben bundan hiç şikâyet etmedim. Etseydim kızımın doğum yeri Trabzon olması için eşimin doğumunu orada yaptırmazdım. Aksine onu tam bir Trabzonlu gibi yetiştirmek istedim. Çok şükür bu yaşına kadar da orada kaldı. Eminim o da benim gibi huyundan, suyundan almıştır.”

İşte bu sözlerle de Trabzon’u, Trabzonspor’u ne kadar benimsediğini, özümsediğini bir kez daha dile getiriyor Trabzonsporlu Onur... Bundan sonrası için söz bordo-mavili formayı başarıyla, gururla taşıyan, Trabzonspor’un tarihinde haklı yerini alan Onur Recep Kıvrak’ta...

günebakış: Onur futbolla nasıl tanıştı, bize anlatır mısın?

Onur Recep Kıvrak: Bir abim bir de kardeşim var. Futbolla 8 yaşında tanıştım. Abim Yeşilova Spor Kulübüne giderken beni de yazdırdılar. Tombul yanaklı, kilolu bir çocuktum. Kimse benden kaleci ya da futbolcu olur demedi. Öyle bir şeyim de yoktu ancak bir hevesle başladım. Ama ben işimi 8 yaşından beri severek yaptım. Antrenman kaçırmamaya ve antrenmanda en iyisi olmaya çalıştım. Geçmişteki hocalarım da aynısını söylemiştir. 9, 10, 11, 12 yaş... Yeşilovaspor Kulübünde her yaş grubunda oynadım. Kaleciliği seviyordum. Mahalle arasında da hep kaleye geçiyordum. Nasibimizde de kalecilikten ekmek yemek vardı. 15 yaşımda da Yeşilovaspor’la 3. Lig terfi maçlarına gittim. Benim önümde oynayan oyucuların birisi 35, birisi 34 yaşındaydı. Hepsi abilerimdi. Orada beni izlediler ve Karşıyaka’ya transfer oldum. Yaşım henüz 15’ti. Lisede spor bölümünü okudum. Futbol hayatım 15 yaşında başlayınca da okul hayatımı daha da devam ettirmedim.

günebakış: Trabzon’a nasıl geldin?

Onur Recep Kıvrak: 18 yaşında Karşıyaka’da devamlı oynamaya başladım. Transfer teklifleri geldi. Burada en önemlisi Ersun Yanal’dı. Çünkü Ersun Yanal beni, ben de onu tanıyordum. Benim Trabzonspor’a gelmemi çok istedi. O dönemde İstanbul’dan da takımlar vardı. Ama ben daha düşük ücrete rağmen Trabzonspor’u tercih etmiştim. Ve iyi ki Trabzonspor’u tercih etmiştim.

günebakış: Gelmeden önce kafanda nasıl bir Trabzonspor vardı?

Onur Recep Kıvrak: Çok büyük bir kulübe geleceğimi zaten biliyordum. O süreç çok zordu ancak bu süreçte bana yardım eden çok oldu. Haklarını bana helal etsinler. Çok kısa yani 4-5 ay gibi bir dönemde Trabzon’a adapte oldum. 12 yıla yakın bir zaman Trabzon’da geçti. Bu hayatı yaşamak kolay değil. Parantez açıyorum: “Ben kendimi efsane olarak görmüyorum!” Çünkü efsane olmak kolay bir şey değil. Bu araya şampiyonluklar sığdırmak ve farklı şeyler yapmak lazım. Benim gözümde Dozer Cemil, Şenol Güneş, Özkan Sümer bir efsane. Elbette Şenol Güneş gibi olmak isterdim. Bunu ilk röportajımda da söylemiştim. Onun gibi olamaz. Onun yaşadığı şampiyonluklar çok farklı. Sayamadığım, aklıma gelmeyen birçok isim efsane.

günebakış: Trabzon’a adapte olmak kolay oldu mu?

Onur Recep Kıvrak: Trabzon’a geldiğimde ailem yanımda yoktu, ilk başta gidip geldiler. Belli bir zamandan sonra hem benimsiyor hem alışıyorsun. Ben İzmir’de de öyleyim. Evde durmayı seven bir insanım. Sürekli dışarı çıkan, dolaşıp şurada yemek yiyeyim diyen birisi değilim. Evimde vakit geçirdiğim zaman dünyanın en mutlu insanı oluyorum. Ben evcil bir insanım! Bekâr zamanımda da öyleydim. Şimdi evliyim, kızımla evde vakit geçirmeyi çok seviyorum. Şehir küçükmüş, alışveriş merkezi yokmuş onlar beni hiç etkilemedi. Benim ilk geldiğimle şu an arasında çok büyük fark var. Birçok alışveriş merkezi, yemek yiyecek yer, vakit geçirecek çok yer var. Yeni arkadaşlar şanslı.

günebakış: Avni Aker’deki ilk maçını hatırlıyor musun?

Onur Recep Kıvrak: Avni Aker’deki ilk maçım Gençlerbirliği ile kupa maçı diye hatırlıyorum. Lig olarak oynadığım ilk maç da Eskişehir maçıydı. İlk çıktığımda 19-20 yaşındaydım. Karşıyaka’dan buraya transfer olmuştum. Benim için çok büyük bir gurur, büyük bir onur bu formayı taşımak. Yıllarca bu formayı taşıdım. Bu konuda kimsenin hakkını ödeyemem. İlk geldiğim başkan ve son başkan olmak üzere arada tüm başkanlarımızım, tüm hocalarımın, teknik ekibin, çalışanların, gidenlerin haklarını ödeyemem. Hepsinin bende bir emeği vardır. Çok muhteşem bir şey, hayalini kurduğun takımda futbolu bırakmak benim için en önemlisi. Çünkü ben İzmir’den Trabzonspor’a geldiğimde Karşıyakalıydım.

Trabzon’a geldiğimde bir gün arabama benzin almak için benzinliğe gittim. O zaman tesislerde kalıyordum. Cüzdanım da tesislerde kalmıştı. Henüz Trabzonspor’da da yeniyim hattâ 4. kaleciydim. Oradaki görevlilere, “Ben Trabzonspor’da kaleciyim, cüzdanımı tesislerde unuttum, sonra getirsem...” der demez bana, “Tamam, sonra getirirsin.” dediler. Bu konu aramızda geçtikten sonra ailemi aradım ve “İyi ki Trabzonspor’a gelmişim. Doğru şehre, doğru insanların arasına gelmişim.” dedim. Bu anımı hiç unutmam...

günebakış: Senin sosyal medyayı hiç kullanmadığını biliyoruz, neden böyle bir şey tercih etmiyorsun?

Onur Recep Kıvrak: Yıllar sonra eğer “Onur isimli bir kaleci vardı.” denirse benim için dünyanın en güzel şeyi ve önemli olan bu. Zaten futbol bittiği an ertesi günü popülerliği yok bu işin. Buna kendimi alıştırmış bir insanım. Çünkü medyada, orada burada sürekli gezmeyi, dolaşmayı sevmeyen bir insanım. Sosyal medyayı hiç kullanmadım. Hiçbir hesap açmadım. Sürekli göz önünde olmayı sevmedim ve istemedim. Sosyal medyaya da inanmıyorum. Çünkü bir insan bana bir şey söyleyecekse gelip yüzüme söyleyecek. Eğer o cesaret varsa yüzüme söyleyecek. Telefon ya da klavyenin başında 17 ya da 30 yaşındaki birisi benim hakkımda iftira ya da başka bir şey söyleyebiliyorsa o çok kötü bir ortamdır. Sosyal medya terimleri de bilmiyorum. Bu konuda çok acıklı bir durumumuz var. Ancak maalesef buna gülüp eğleniyoruz. Allah kullananların yardımcısı olsun; ben kullanmıyorum, rahatım.

günebakış: Bir kız çocuğu babasısın ve kızının özellikle Trabzon doğumlu olması için uğraştın...

Onur Recep Kıvrak: Onu bilerek istedim. Biliyorsunuz genelde futbolcular arasında yurt dışı popülerdir. İzmir’de de olabilirdi. Ama ileride sahip olduğu her şeyi babasının Trabzon’da kazandığını bilsin istedim. Yani babası sıfırdan bunları Trabzonspor’dan kazandı. “Ben de babam ya da o şehir, Trabzonspor sayesinde rahat yaşıyorum”u ileride düşünsün, bilsin istedim. Zaten bunları ileride büyüdüğü zaman söyleyeceğim. Eşim de bunu inanılmaz derecede anlayışla karşıladı ve o da aynı şeyleri düşündü. Şükür Trabzon’da dünyaya geldi. Şu anda 2 yaşında.

günebakış: Kızını nasıl yetiştirmeyi planlıyorsun?

Onur Recep Kıvrak: Şu anda çok küçük ama ben babamdan gördüm, baba-oğul değil, kardeş gibi büyüdük. Ben de kızımı öyle yetiştirmek istiyorum. Tabii önemli olan içten gelen bir şey. Yeri gelsin erkek, yeri gelsin kız gibi olsun. Davranış ve düşünceleriyle bunu ayarlaması gerekiyor. Ama çok özgüvenli bir evlat olmasını istiyorum. Tabii ki her şeyden önce Rabbine hayırlı kul, vatana ve milletine hayırlı insan, anne ve babasına da hayırlı evlat olmasını Rabbim nasip etsin. Ondan sonra zaten devamı gelir.

günebakış: 11 yıl burada yaşadın... Burada yaşamak Onur’a nasıl etki etti?

Onur Recep Kıvrak: Aslında her şey aldım. Maç kaybettiğinde sinirlenmek... Ertesi günü ailenle, eşinle, çocuğunla agresif konuşmak... Âni çıkışlar... Alınmaz mı? 11 yıl, dile kolay. Karadeniz yemeklerinin hepsiyle aram çok iyidir. Evde yaptırmıyorum çünkü onu hakikaten yapan ellerden yemek daha güzel oluyor. Yani orijinal yapanların yanına gidiyorum. Eşim de çok seviyor, kızım da yavaş yavaş yemeye başladı. Biz Trabzon’da hep mutlu olduk. Şunu söyleyeyim: Üzüldüğüm çok zamanlar da oldu. Zaman zaman yıpratma politikası gibi çok hırpalandığımız oldu. Ve ben her defasında, “Bizi rahat bıraksınlar, beni kendime bıraksınlar. Ben üzerime düşen görevi zaten biliyorum. Burada hizmetimi tamamladıktan sonra helalleşip gideceğim.” demiştim. Ve öyle de yaptım. Ben “Trabzonsporlu Onur” olarak futbola noktayı koydum, helalleştim ve ayrıldım. Ama Trabzon’daki hayatıma dair yaşadığım her şey benim hatıramda güzel birer sayfa olarak kaldı. Ve ben Trabzon’a, Trabzonspor’a dair hiçbir şey için “Keşke yapmasaydım.” demedim. “İyi ki orada futbol oynadım, iyi ki Trabzonsporlu Onur oldum.” dedim sadece...

günebakış: Avni Aker’de maça çıkmak nasıl bir duyguydu?

Onur Recep Kıvrak: Avni Aker... Bambaşka bir stat... Orada ne hikâyeler, ne başarılar yatıyor... Biz bunları okuduk, dinledik ve belki de üçte birini biliyoruz. O efsaneyi miras bırakanlar, Trabzonspor’u Trabzonspor yapanlar unutulmaz, unutulmamalı. Onların hakkı da ödenmez. Biz Avni Aker’in son dönemlerinde üzücü sonuçlar alsak da orasının ambiyansı çok farklıydı. Oraya çıkınca sanki bir büyü, bir sihir sizin etrafınızı sarıyordu. Taraftarla bütünleşme de farklıydı sanki. İsmiyle de özdeşleşmişti stat. Sadece Trabzon futboluna değil, ülke futboluna da inanılmaz katkısı olan bir yer... Ne yıldızlar yetişti, ne yıldızlar, ne takımlar geçti o stattan. Bazen maça çıkarken bunları da geçiriyorduk hafızamızdan. Duygu yoğunluğu yaşamamak mümkün değildi.

Avni Aker’de Fenerbahçe’yi 2-0 yendiğimiz ilk derbi, hiç unutamadığım maçtı. İlk maç sonrası heyecanım da gitmişti. Maça çıkarken abdestimizi alır, dualarımızı okur öyle çıkarız sahaya.

günebakış: “Bir gün Trabzonspor’dan ayrılacaksam bu yurt dışında bir takım olur.” demiştin. Bu yönde hiç düşüncen oldu mu?

Onur Recep Kıvrak: 2011 yılında çapraz bağlarım kopmadan önce yurt dışında İngiltere’den bir takımla görüşme hâlindeydik, çapraz bağlarım kopunca olmadı. İki sene sonra bir dönem bu sefer İspanya tarafından bir takımla temas hâlindeydik, yine olmadı ve kulübümde kaldım. İkinci çapraz bağım koptu. Her şey nasip kısmet işi, önemli değil. Çünkü çapraz bağı koptuğu zaman sonuçta bir sene oynamıyorsun. Hep bir Avrupa hayalim vardı. “Keşke o zaman bir sakatlık yaşamasaydım ve gitseydim.” diyorum. Hem kendimi hem ülkemi hem Trabzonspor’u temsil etmek anlamında.. Ama şu konuda çok huzurluyum: Her zaman, “İnşallah futbolu Trabzonspor’da bırakırım.” demiştim. Şu an 31 yaşındayım ve futbolu Trabzon’da bıraktım. Hayalim, isteğim, arzum buydu. 33, 34, 35 yaşına kadar... Hayır. Trabzonspor’a oynadığım maçlarda ne kadar yardım edebilirim... Abilik anlamında, bu konuda kendimi iki yıl daha edebilirim diye düşünüyordum. İleride ne olur bilemeyiz. Bu yaş bir kaleci için erken olabilir, önemli değil ama sonuçta bu benim hayatım. Fikrim bu, Trabzonspor’da futbolu bıraktım, Trabzon’dan ayrıldım ama kalbim, ruhum hep Trabzonspor’la olacak.

“Futbolu bıraktığım zaman Trabzon’da yaşadıklarımı çok açık bir şekilde anlatacağım.” demiştim. Bunu yapmayı düşünüyorum. Ancak belki bu biraz zaman alabilir. Herkes bir insanı sevmek zorunda değil. Ancak “Onur şunu yaptı!” derken bunun kanıtını da ortaya koymak zorundasın. Bir insan bu kadar kolay suçlanmamalı. Karşı tarafı dinlemeden yargısız infaz yapıldı çoğu zaman. Bu çok üzücüydü. Bazen çok sıkıldığım, bunaldığım anlar oldu ancak Trabzonspor’dan hiç vazgeçmedim.

günebakış: Ve senin Trabzonspor’dayken kazandığınız ancak sadece Türkiye Futbol Federasyonu tarafından tescil edilmeyen 2010-11 şampiyonluğu var. Neler söyleyeceksin?

Onur Recep Kıvrak: 2010-2011 yılında kazandığımız şampiyonluğun geri alınması konusunda umudumu hiçbir zaman kaybetmedim. Ben önce Allah’ın adaletine inanırım. Rabbimin adaleti en büyüktür. Adalet tecelli eder mi, ben inanıyorum ki edecek, o gün gelecek. Ama tekrar söylüyorum: Hukukî anlamda da mücadelenin bırakılmaması gerekiyor. Sonuçta orada hepimizin alın teri var, bunu kimse inkâr edemez. Ancak oynadığım dönemde de hep şunu söyledim: Bir taraftan hukukî anlamda mücadeleyi sürdürürken diğer taraftan yeni bir sayfa açılması gerekiyor. Bu yapıldığı takdirde başarı gelecektir. Camia olarak hak edilen bir konu ama orada çok kalındığı kanaatindeyim. O yüzden başarılı olamadık, maalesef kalamadık. Çünkü geçen bir 6-7 yıl var. Artık onlardan ders alıp en güzel şekilde hazırlanıp zihinsel, bedensel komple şehir olarak önümüzdeki süreç iyi değerlendirilmeli. Çünkü her sene iyi başlayıp hattâ şampiyonluk parolasıyla çıkıldığında bile sonu hüsranla bitti. Maalesef bu bir gerçek. 2011’den sonra bu böyle. Bundan ders almak gerekiyor. Bu sirkülasyonlar ne kadar az olursa o kadar iyi olacak.

günebakış: Onur teşekkür ederiz.

Onur Recep Kıvrak: Ben teşekkür ederim.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
TS1967 1 hafta önce

Mutlu ol mutlu kal büyük kaptan.Adın oğlumda yaşayacak.Onu yeni bir Onur efsanesi yapmaya çalışacağım.

Avatar
yasar 1 hafta önce

kötü bir final yaptı

Avatar
Alper 4 gün önce

Onur sen herzaman kalbimizdesin

banner108