“Yarın Rize’ye gidiyorum. Doçentlik sınav komisyonunda üyeyim, sen orada görev yapmıştın gelmek istersin dedimdi.”dedi kardeşim. Akşama kadar yağmur yağmıştı, görünüşe göre yarın da yağacaktı. Zaten Rize’de arada bir hava açıktır, o zaman da ben orda olmamışımdır. “Gelemem her halde dedim, yarın sabah seni ararım.”  Telefonu kapatınca, anında hatırladım, memurluk sınavı vardı, gitmiştim oraya. “Geç kaldın.” demişlerdi. Sınav öğleden önceye alındı. Belediye ile duyurduk.” İyi de Rize belediyesinin hoparlörü bizim Akçaabat’a ses veremiyordu ki. Müftü ile görüştüm, mübarek adam, “Evladım sen sınavı kazandın.” dediydi. Karar verdim bu insan için gitmeliyim.

Rize’de imamlık yaparken çocuk olan, şimdi profesör olarak oraya giden biraderin arabasına o günleri yeniden yaşayarak bindim. Beni şehir merkezine bırakırken son sözüm, Haydar hocayı unutma oldu.. Sürmene’de başlayan yağmur burada yoğun-laşmıştı. Doğruca müftülüğe yöneldim. O, acaba yaşıyor muydu? Orada nasıl bir hava vardı?  İmam hatipli olmayan, şehit yakını olduğundan işe alınan tek görevli 3.katı gösterdi. Çıktım,7 kişi vardı kapısı açık odada. En yaşlı olanı ötekilere soru soruyor-du, imamlarda adettir birbirlerine soru sormak; bu bir nevi hizmet içi eğitimdi. Ziyaret sebebini anlattım,bir kez daha selam gönderdiler eski müftümüze.

Milli Eğitime uğramadan olmazdı, kültürle ilgilenen arkadaşla tanıştık. Kimyacıymış, araştırmacıymış. Eğitim sohbetimiz verimli geçti. Ona milli ve manevi konularda kon-ferans sözü verdik.  Saat 12’ye geliyordu, valilikten çıktım. yağmur yorulmamıştı ama ben koşmaktan yorulmuştum,en yakındaki minareye doğru koşarken. Ne güzel bir sı-ğınaktı cami, para istemiyordu, kimlik sormuyordu. şüpheli şüpheli bakmıyordu. Çık-tım basamakları, girdim içeriye gönül rahatlığıyla. Baktım sağa sola, biri seslendi, ne arıyorsun? Sorunun vurgusu ve tonlaması, kapkaççıya hesap sorar gibiydi. Tam mo-ral almışken bu da neyin nesiydi?”Kitaplığa baktım” dedim, Camide kitabın ne işi var? demesin mi. Ardından önerisini sundu! “Kur’an var orda al oku!...

Namaz ardından müezzin Muhammet hocanın önce çay teklifine evet diyerek imam odası-na  geçtim. İmamlığın kutsallığının getirdiği sorumluluklardan söz açtık.Samimi bir din görevlisiyle sohbet bir başkaydı. Sizinle konuşurken davasına inancını yansıtan   göz-lerinin içi gülüyor, samimiyetiyle, söylediklerini belgeliyordu. Cemaate kötü örnekleri değil güzel örnekleri vermenin gereğini algılayan böyle din görevlilerine ihtiyacımızı belirtirken, kendisine Rabbimden dileklerini gerçekleştirmesini  niyaz ediyorum.

Şimdilerde Sahil Camiinde irşad görevine devam eden yasa  ile vatandaş arasında kaldığında vicdanının sesine kulak veren mübarek insan, eski il müftüsü Haydar Sadıkoğlu’ndan geriye kalan,  bir misafire nasıl davranılması gereğini bilen müftülük sekreteri Muhammet Yıldırım ve  nasıl bir görevi üstlendiğinin bilincinde olan Eminettin camii müezzini Muhammet hoca ve onlarla eski günlerin ruhunu yeniden yaşadığımız güzel saatlerdi. Her iki Muhammet’ten de Allah razı olsun

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.