Risk, ortaya çıkabilecek bir zarar olasılığıdır. Zarar verici olayın gerçekleşme olasılığı ve etki derecesi riskin önemini belirler. Risk, kişisel hayatımızın bir parçası olduğu gibi, sosyal yaşamın ve iş dünyasının da bir parçasıdır. Bir tür geleceği yönetme çabasıdır aslında. Risk yönetimi daha çok sigortacılık üzerinden bilinir. Bununla birlikte, 1950 sonrası işletmeler açısından risk yönetimi sigortacılık dışında farklı bir alan olarak gelişmeye başlamıştır. Özellikle finansal risklere yönelik önemli çalışmalar yapılmaktadır. Ülkemizde son dönemde iş sağlığı ve güvenliği konusunda yapılan yasal düzenlemeler risk yönetimini kamu ve özel sektör işletmeleri için ön plana çıkarmıştır.

Riskin en önemli unsurlarından birisi belirsizliktir. Belirsizlik, yani gelecek hakkında öngörüde bulunamama, olayların gelişme yönünün ve etki derecesinin tahmin edilememesidir. Bu durum alınacak tedbirlerin, takınılacak tutumların ve atılacak adımların geliştirilmesine mani olduğu için, riskin etkisini artırır. Bununla birlikte, belirsizliğin olmayışı demek, riskin olmadığı anlamına gelmez. Belirlilik durumlarında mevcut risk hesaplanabilir. Dolayısıyla riskin önceden bilinmesi yapılacak düzenlemelerle riskin azaltılmasını veya kontrol altına alınmasına imkân tanır. Ne yazık ki, günü kurtarmaya yönelik yönetim anlayışları göz göre göre riske ve sonuçlarına koşar, ladeslenir.

Yöneticilerin bakış açıları ve risk yönetimi anlayışları ise sonuçları farklılaştırır. Birçok işletme veya yönetim, risk yönetimini, yönetim ve iş süreçlerinin bir parçası haline getirmediği için krizlerle çok sık mücadele etmek zorunda kalır. Riskleri artıran yönetsel unsurların başında, bilgi toplama ve işleme sistemlerine sahip olmama, plansızlık, zaman baskısı, ihmal ve yetersizlikler gelir.

Risklerle mücadele edebilmek için, öncelikle bilgi toplama, analiz etme ve raporlama sisteminin aktif olması, risklerin tanımlanması, hesaplanması, alternatif önlemlerden en uygunlarının seçilerek, uygulama veya takip sorumlularının belirlenmesi, tedbirlerin uygulanması ve sonuçların kontrol edilerek, risk yönetim planının güncellenmesi gerekir. Yönetimler gereksiz risk almamalı, getirisi riskinden yüksek olduğunda riski kabul etmelidir. Duruma göre, riski transfer etmek uygun bir seçenek olabilir. Bu günlerde Suudi Arabistan Konsolosluğunda öldürülen Suudi Arabistanlı gazeteciyle ilgili riskin uluslararası topluma transfer edilmesi akıllıcadır. Riski sıfırlamak mümkün değildir, fakat riskler azaltılabilir, kontrol altına alanına bilinir. Ama yinede emareleri olmayan, hesaplanamayan bir takım hayati risklerin varlığı da inkâr edilemez. Fakat risk yönetimi anlayışıyla yönetenler, beklenmedik risklerin ortaya çıkması ve krize dönüşmesinde bile, daha az zarar görürler. Japonya’da Mart 2011’de yaşanan tsunami bunun çok güzel bir örneğidir. Yönetimler öncelikle çok yüksek ve yüksek risklere odaklanarak onları mümkün olduğu kadar aşağı çekmelidirler. Orta dereceli riskleri takip altına almalı, önemsiz gördükleri riskleri de göz ardı etmemelidirler. Çünkü yapılan araştırmalar göstermiştir ki, bazı küçük ihmaller ve riskler bir kasırgaya, bir afete dönüşebiliyorlar. Yönetim anlayışını risk yönetimi üzerine kuranlar, işletmelerinde ortaya çıkabilecek birçok sorunu daha çıkmadan elimine ederler ve çoğu zaman bundan kimsenin haberi olmaz. Böylece yöneticinin çok yüksek yönetim becerileri saklı kalır. Sanki her şey kendiliğinden gidiyor gibi görünür. Unutmayalım, risk yönetmeyenler kriz yönetmek zorunda kalırlar.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner89

banner108