Anayasa referandumu, nereden bakarsanız bakın, öncesi ve sonrası ile ses getiren ve kendi içerisinde alışık olmadığımız seçmen davranışlarını barındıran bir seçim oldu. Seçim sonuçları üzerine devam eden tartışmalar bizi aşıyor. Orası, hukukun ve devletin yetkili organlarının karar verebileceği, yorum yapabileceği bir alan. Şu aşamada bu konu ile ilgili kanaat belirtmenin yanlış olacağını düşünüyorum. Ama gelinen nokta hiç kimsenin hoşuna giden bir yer değil,  ne “evet” diyenlerin ne de “hayır” diyenlerin!

Seçim sürecinde Ak parti, İktidar olmanın getirdiği avantajla “evet” lehine daha etkili bir propaganda yaptı. Muhalefet ise daha az imkanlarla ve üstelik çokça söylem hataları yapmasına rağmen “hayır” için ciddi mesafe aldı. Anayasa değişikliği için bu kadar yoğun ve masraflı seçim çalışmaları yapmanın bir mantığı ve anlamlı bir gerekliliği var mıydı? Bence yok. Yapılan, israftan başka bir şey değil. Ama maalesef bizim siyasi kültürümüzde böyle bir olgu var.

Seçimin matematiğine baktığımızda ise ilginç bir durumla karşılaşıyoruz; “evet” tarafı olan Ak parti ve MHP, önceki seçimlerinde aldıkları toplam oy oranlarının çokça gerisinde kaldılar. Oysa yurt dışında yaşanılan seçim çalışmaları konuyu milli bir mesele haline dönüştürmüş ve terör örgütü PKK “evet” aleyhine çağrı yapmıştı.  Birde bunların yanında asıl benim en çok şaşırdığım şey; Kürt oylarının “evet“ lehine artmış olmasıdır. Hatta denilebilir ki; seçimi “evet” e kazandıran Kürtler olmuştur. Tüm bu unsurlara rağmen seçim sonuçları, seçmen davranışında klasik yaklaşımın anlamını yitirdiğini, toplumu doğru anlamak gerektiğini, ortaya koyuyor. Siyasi partilerin toplumun gerisinde kaldığı bir referandum süreci yaşadığımızı düşünüyorum.

Netice itibariyle artık Anayasa değişmiştir, gelecek günlerde bir yönü ile ve 2019 da ise tüm yönleri ile siyasi hayatımıza etki etmiş olacaktır. 

Gönül isterdi ki, daha önceki yazılarımızda belirttiğimiz şekli ile uzlaşı olsaydı ve geniş kesimlerin kabullendiği bir metin ile yola çıkılsaydı. Gönül, CHP’nin 60 maddede üzerinde anlaşma sağlanan değişiklik paketi sürecinde masadan kalkmamasını da isterdi. Ama artık tüm bunlar geride kaldı.

Şimdi yakın gelecekte seçim öncesi koalisyonların şekillendireceği yeni hükümetleri göreceğiz. Şimdi artık güçlü liderler ile seçimlere yürümenin zorunlu olduğu bir döneme giriyoruz. Şimdi artık güçlü propagandaların değil reel projelerin ve gerçek insanların öne çıkacağı bir siyasi yarış ortamına doğru gidiyoruz.

Peki mevcut siyasi profillere baktığımızda 2019 da kim ya da kimler iddialı olabilir?

Kemal Kılıçdaroğlu başkan olabilir mi? Ya da Bahçeli?

Sonuç; benim kanaatim şu seçim sonuçları tartışması bitsin, hemen ardından parti liderleri ciddi olarak yerlerinden sallanacaktır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.