16 Nisan 2017 Referandumunda kullanacağı oyun rengini açıklayan sanatçı ve sporcuların hemen hiç birine şaşırmadık. Bu da referandumun teknik bir sistem değişikliğinden başka anlamlar taşıdığı fikrini güçlendiriyor. Türkiye, imparatorluk bakiyesi bir siyasal iklimin adıdır ve bu iklimde yüz elli yıldır yerli yerine oturmayan birçok mesele vardır ve bu meselelerin içerden daha fazla dışarda sahipleri varıdır.  

24 Temmuz 1923 Lozan antlaşmasıyla “sınırlandırılan” bu iklim “kazandığı zaferlerin” sahibi olarak işledikleri cinayetlerin bedellerini “yendiklerine” ödetmedi. “Zaferi biz kazandıysak” neden savaşı kazanan tarafı olarak tazminatları biz ödedik ve dokuz milyon kilometrelik alandan tek kalemde çekildik? Bu cihetten Lozan bizim için bir zafer antlaşması olmadığı gibi ihanet antlaşması da değildir.  İşin başındakilerin “bu anlaşmaya mecburuz, savaşı sürdürebilecek durumumuz kalmadı” düşüncesi hezimet düşüncesini güçlendiriyor. İşin doğrusu o dönemde farklı fikir ve anlayışlarda olan güçlü askeri ve sivil devlet erkânından savaşa devam edilmesi istikametinde güçlü bir görüşte yok.

Bu durum Sultan Vahdettin’in Hicazda sürgünde iken “Vahdettin Mondros Ateşkes Antlaşmasına göz yummakla ihanet etti” suçlamalarına karşı “Mondros Ateşkes Antlaşması imzaladığımızda benim en yüksek rütbeli askerlerim şu anda Ankara’da bu suçlamayı yapanlardı, o vakit bana hiçbiri bu antlaşmayı imzalamayalım demedi” diyor. Tecelli-i İlahiye bakın ki sultan Vahdettin’e haksız ithamlarda bulunanlar daha ağır sonuçları olan bir anlaşmaya imza attılar.

Millet bu antlaşmadan da anlaşmanın garanti ettiği siyasal iklimin yöneticilerinden de razı olmadığı ve merkezin çevreden ideolojik farklılığı nedeniyle Cumhuriyet tarihi bir açıdan iç çatışmalar nedeniyle dışarıya karşı zayıflığın tarihidir denebilir. Bu çelişki ve zayıflık iktidarları muhalefete karşı mübalağalı bir sertliğe itmiştir. Çatışmayı derinleştiren de merkezin plüralist tarafsızlık yerine ideolojik bir laikçi taraf olarak konuşlanmasıdır. Bu da milletin hemen tüm kesimleriyle çatışmayı getirmiş, ülkenin modernleşmesinin doğal seyrini engellemiştir. Cebri modernleşme ile ulus yaratma fikri milleti resmen kimliksizleştirmeye hizmet etmiştir. Böylece toplum için kamuyu düzenleme gayretinden daha fazla devlet gücü laikçi ideolojinin topluma dayatılmasıyla ortaya çıkan sorunlara harcanmıştır.

Başlangıçta emperyalist İngiltere sonra diğerleri her dem birlik ve dirliğimizi bozarak elimizdeki olanca toprağımızı daha küçük lokmalar haline getirmek istedi. Bunun için de din, mezhep ve etnisite farklılıklarını kullanıldı. Bunların her biri zaman ve şartlara (dünyadaki güç dengelerine göre) ideolojik, siyasi ve dini boyalara büründü. Elbette herkes için bedelleri ağır de oldu. 

1950 sonrası millet devletle barışmak için muhafazakâr, sağ ve İslamcı siyasi hareketler üzerinden merkeze doğru meşru siyasal zeminlerden ilerlemeye başladı. Buna bir ölçüde Bülent Ecevit’in “ortanın solunu da dâhil edebiliriz. Bu durum Türkiye üzerinde emperyal çıkarları olan ülkeleri ve Türkiye’nin kadim değerleriyle savaş halinde olanların paniklemesine neden oldu. Çünkü toplumun ekseriyeti merkezle bütünleşirse emperyal güçler siyasal ve ekonomik kontrolü kaybedebilirlerdi. Bağımsız ekonomi, bağımsız siyaset izlenirse de ülkenin zenginliği ve dolayısıyla gücü artacaktır. Devletin yaklaşık 5500 yıllık tarihi de gösteriyordu ki anlaşmalar ancak zayıflar güçleninceye kadar geçerli kalır. 1960 da başlayan ve 15 Temmuz 2016’da sonuncusunu yaşadığımız darbelerin gerçek nedeni budur.

Türkiye 2011’de GSYİH’da bir trilyon barajını geçtikten sonra artık başaltı güreşmeyeceği belliydi. Mütarekecilerin de Türkiye’de iktidara gelme ihtimali ufukta görünmüyordu. Bu nedenle sureti halktan, özü yabancı, ipi dışarda bir iktidar ortağı olarak FETÖ imal/tesviye edildi. İçeriden ve dışarıdan operasyonlar düzenlenerek Türkiye zayıflatılarak millete yabancı FETO iktidar yapılmak istendi. Millet oyunu durdu fakat bitmiş değil… Türkiye 20. Asrın kapalı sömürgeci yapılanmalarını temizleyerek 21 Asra güçlü bir adım atmak zorundadır. Benzer şartlar benzer sorunlar ürettiği için Türkiye 16 Nisan 2017 Anayasa referandumuyla sistem değişikliğine gitmek zorunda kalmıştır. EVET tam bağımsız Türkiye’ye doğru büyük bir adım, HAYIR yüz yıllık yenilginin devamına olacaktır. 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.