İnsan, şikâyet etse de, yollar onu çağırır, o yollara düşer… Gözleri, ayakları ve varlığıyla, bilerek veya bilmeyerek, isteyerek veya istemeyerek… Dünyanın öncesinde başlayan ve ötesinde devam eden yolculuğunun mahkûmudur, varoluşunun gayesi…

İnsanın gerçeği özünde ve içinde saklıdır. Samanlıkta kaybettiği iğnesini harmanda araması gibi bir yanılsamayla, gayesini dış dünyada arar. İçindeki derinlikler vadiler gibidir, yükseklikler dağları aşar, uzaklıklar Çin Seddini geçer, Kaf dağına ulaşır. Kılavuzu Zümrüdü Anka kuşudur. Bir görünür, bir kaybolur. Bir an önündedir, bir anda hayalin ötesinde… İçindeki yolculuk o kadar zorlu ve mesafelidir ki, “Dibi yok göklerden yeter ürktüğüm” dedirtir.

Öze yolculuk, gözlerini dış âlemden, iç âlemine çevirmeyle başlar. Göz kapakları zahiren kapanır, şuuru bir yanardağ kadar uyanık olmalıdır. Karanlık bir dehlizin derinliklerindeki gibi… Benlik eline ateş böceğinden ödünç bir lamba verir. Dehlizdeki her şey o sönük ışıkla şişer, büyük canavarlara dönüşür. Ejderhalar, uçurumlar… Bene ait güzel ne varsa yutmak istercesine… Dolaşır dehşet ve korku içinde…

Bu öze yolculuğun ilk imtihanıdır. Korktuğu nefsanî varlığından başkası değildir. Eşyaya sahip, dünyaya hâkim, sefahate düşkün, gurur ve kibre meftun, kendini beğenmiş, hep dışındakilerde eksiklik gören, hiç doymak bilmeyen arzular… Kendini bu kadar korkutuyorsa, acaba dışındakileri ne kadar incitir! İçine bakmayanlar, bunu hiç bilemezler. O arzuların peşinde bir ömrü heba ederler.

Aşabilirse ilk imtihanı, anlaya bilirse gördüğünü bu dehşet hayaletin sönük benlik ışığının yansımaları olduğunu fark eder. Özüne olan yolculuğu devam eder. Öz benliğinin hakikatini görmek için ona daha aydınlık ışıklar gerektiğini anlar, bu ışığı aramaya başlar. Elindeki sönük feneri, ona bu korku ve belaları yaşattığı için vurup kırar. 

Tekrar karanlığa gark olur. Karanlık yeni soruların kapısıdır, Üstadın sorduğu gibi; “Niçin küçülüyor eşya uzakta?/ Gözsüz görüyorum rüyada, nasıl? /Zamanın raksı ne, bir yuvarlakta?/ Sonum varmış, onu öğrensem asıl?” Ve devam eder; “Yalvardım: Gösterin bilmeceme yol!/Ey yedinci kat gök, esrarını aç!”

Duanın dili, arayışın esrarıyla, birden bir ışık süzmesi fark eder. Yolculuğu vicdan ve kalp cenahına doğru devam etmektedir. “Ayine-i Samed” olan kalpten bir ilahi ışık yansır iç âlemine, nurani ve sıcacık haleler gibi… Gerçeklik görünmeye başlar güzellikleriyle… Acıyı saran şefkati görür, acizliği kaldıran merhameti, dost olan Mevla’yı, her şeyi ana kucağı gibi kucaklayan sevgiyi bulur. Yolculuk güzelleşir. Sırrın peşine düşer, “hakikatin künhüne” ermek için… Heyecan ve coşkusuna tercüman olur yine mısralar; Atomlarda cümbüş, donanma, şenlik;/ Ve çevre çevre nur, çevre çevre nur.

Öze yolculuk diyarı denizlerden derin, dağlardan yüksek, uzayın iç dünyamızdaki iz düşümüdür. Öze ulaşmaktan daha zordur, orada kalmak, oradan dünya ve insanlığa yansımak. Hakkın dilini anlamak, hakikatin sırrını keşfetmek, varla yok arasındaki çizgiyi yaşamak… Hep huzurda olmak, huzurla dolmak…

Hakikati bulmak yetmez, içselleştirmek, sürdürebilmek ve kemale yolculuğa devam etmek gerek. Her menzil bir hazineyi keşfetmeyi, bir imtihanı geçmeyi zorlar…  İnsanın, zerre kadar varlığından hususi bir âlem neşvünema bulsun diye…

Öze yolculuk, insanın varoluş gayesidir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner108