Doğarız dünyanın steplerinde… Yaşarız ömür diye bir zamanı… Varlarla yoklar karışır birbirine… Sevgiyle nefretin, gıpta ile kıskançlığın, zenginlikle fakirliğin, hastalıkla sağlığın, yalnızlıkla kimsesizliğin, doğruyla yanlışın, güzelle çirkinin, dürüstlükle yalancılığın karıştığı gibi…

Çocukluk yılları büyümek hevesiyle, gençlik yılları dünyayı değiştirmek hırsıyla, orta yaşlılık kendini ve aileni korumak endişesiyle, ihtiyarlık ölümün nefesiyle geçer. Bir varmış bir yokmuş gibidir, varla yok arasında, sevapla günah ortasında çırpınışlarımızla tutunuruz pamuk ipliğine bağlı hayata…

Ya sevdalara kapılır, aşkınlıklar yaşarız… Aşklarımızı, tutkularımızı ölümsüzleştirmek için mısralar, işlemeler, ebrular, naatlar yazarız. İman ve salih amel peşinde ihtiyarlar, hayırda yarış, hayratlar yaparız. Kusurları örtmede gece oluruz, yıldızlarla tesbih eder, tefekkür ederiz, melekleri kıskandırırız. Varla yok ortasında…

Ya da diyemeyiz "Dünya öyle bir metâ değil ki nizâa değsin." İktidar, mal ve sefahat hırsımızın kavgasını yaparız. Ne insanlarla anlaşırız, ne cinlerle… Bir kavganın içinde doğar, bir kavganın tarafı olur, bir kavganın kendisine dönüşürüz. Gözyaşı oluruz Ortadoğu’da, yoksulluk oluruz Asya’da, açlık Afrika’da, israf ve sefahat Batı’da… Varla yok arasında…

Ellerimizle büyüttüğümüz kindarlığın, hasetin, zalimliğin içinde, kapımızı çalar ansızın bir melek veya bekleriz meleği hastanın sabahı beklediği gibi… Çaresizliğimize çare olsun diye… Ve o melek, zalimlerin elinden, kılıç darbelerinden, işkence odalarından, tecavüz dehlizlerinden, azgın sulardan, sınırsız arzulardan, ihtiyarlık çaresizliğinden alır bizi, huzur diyarına götürür, varla yok yolunda…

Önce sevdiklerimiz ve sevemediklerimiz ayrılırlar huzura… Biz yokluklarını duyarızOnlar varlıklarını anlar, var olmanın dayanılmaz ağırlığını tadar, zerrenin hesabına varırlar… Bütün söylenmişlerin ötesinde bir köy… Kudret diyarı… Dokunarak hissedemediğimiz, kokusunu duyamadığımız, varlığını bir türlü algılayamadığımız bir köy… O köyün sakinleri nerden getirdiler o aşkın sevgileri veya içinde yandıkları ateşleri, varla yok dünyasından…

Sonra bir gün bizde varırız “dönülmez akşamın ufkuna”… Bilmeyiz, bizim için sallanır mı eller… Görmeyiz, ağlar mı gönüller… Ne söylenir başucumuzda, neye şahit olurlar, razı mıdır yer ve gök, yokluğun sınırında…

Nedendir bilemeyiz, bir türlü ders almayı, her gün yüzlerce şahidi sadık “sadakte, ölüm haktır” dese de, onlara aldırmayız… Hep kulağımız Batı’nın biliminde, doğunun büyüsünde, ölüme çare bulundu nidasını beklemekte, son nefeste…

Zaten ölüm çaredir, acı bir ilaç, yokluk hengâmesinde… Varla yok dünyasından varlık dünyasına, geçici ve fani olandan ebediyete, zulümden mutlak adalete, dertlerden salaha kavuşmak için, Can için, canan için

Anlaşılsa zamanın, varlığın ve hayatın sırrı, ulaşılır ölümün yüceliğine… Ey ölümü öldüremeyenler, ölüm gelmeden önce ölmeyenler, o sizden önceki her nefsin yoldaşı olduğu gibi, sizinde yoldaşınızdır. Veremeyeceğiniz hesabın altına girmeyin, dayanamayacağınız ateşi almayın

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Nuray Davulcu 3 ay önce

Belki bildigimiz seyler gibi fakat kendimizi bastan ayaga sorgulayip kendimize gelmemize vesile olabilecek guzel bir yazi olmus yureginize ve elinize saglik hocam hayirlicumalar, hayirli geceler....