Ankara 6. İdare Mahkemesi geçtiğimiz günlerde tuhaf ve bir o kadar da eşine zor rastlanacak bir karara imza attı. Feminizm adı altında kadın kavramını hayattan koparıp siyasîleştirmeye çalışan bir kesime tercümanlık yapan bir kadınının hukuka başvurmasıyla süreç ilginç bir biçimde sonuçlandı. Herhâlde dünyada ilk olsa gerek!

Mahkeme, Türkçe Sözlük’te yer alan “müsait, boyalı, yollu, taze, oynak, kötü yola düşmek, esnaf, kötüleşmek ve serbest” sözcüklerinin argo anlamlarının hem sözlükten hem de Türk Dil Kurumunun genel ağından kaldırılmasına karar verdi. Ne kadar gülünç değil mi? Hukuk, sözcüklerdeki anlamları tırpanlıyor.

Bu kararı doğru bulan her kimse şunu bilmiyor: Sözcüklerin ortaya çıkması için öncelikle kavram ortaya çıkar ve bu kavramı adlandırmak için sözcükler yaratılır. Yani sözcükler önce toplumda bir anlam kazanır ardından somut olarak varlık gösterir. Bunun yolları da bellidir. Ya yeni sözcük türetilir ya da mevcut sözcüklere farklı anlamlar yüklenir.

Farklı anlam yükleme yollarından biri de argodur ve dilin zenginliğidir. Argoyu kabullenmemek, onunla mücadele etmek dilin niteliğini, gücünü ve önemli bir bölümünü yok saymak demektir. “Yok saymak demektir” diyorum çünkü argoyu yok edemezsiniz ancak Türk mahkemesi gibi yok sayabilirsiniz. Söz varlığına girmiş sözcüklerin sözlükte bulunması gayet normaldir. Bunun aksi anormaldir.

Evet, bu bir yok saymadır ve yanlıştır. Bunun karar vericisi de hukukçular değil dil bilimciler olmalıdır. Bu sözcükler “ihtiyaç olduğu sürece” var olacaktır. Mühim olan adlandırmalarla değil adlandırılan yanlışlarla mücadele etmektir. Bunu yapamayan toplum hıncını dilden çıkarmak istiyor! Bu hem yanlıştır hem bilime aykırıdır.

Bu girişimler de bir anda ortaya çıktı! Kadın duyarlığı yaptığını zanneden bir güruh Türk Dil Kurumundaki sözcük anlamlarını taramaya başladı ve tuhaftır ki bu anlamlar uzun süreden beri var olmasına rağmen belli bir döneme sıkıştırıldı! Siyasî iklimden yararlanarak kâh hükûmeti vurmak kâh bu işten propaganda getirisi sağlamak isteyen gruplar Türk Dil Kurumuna saldırdı.

Ve sonuç buraya kadar geldi. Karar için “Hayırlı olsun.” demeyeceğim. Hayırlı bir karar falan yok ortada. Kadın duyarlığı ise hiç yok! Konuyla ilgili bir dil bilimci profesörün görüşlerini dinledim. Üstelik kadın kimliğini taşıyan bir hocamız… O da karara karşı sert tepki gösterdi. Tıpkı Ankara 6. İdare Mahkemesinin iki erkek üyesine karşı sözcüklerin kaldırılmaması yönünde karar veren hâkime hanım gibi!

Dil bilimci hocamız bana şunu söyledi: “Sözlükte yalnızca erkekler için kullanılan argolar da var. Örneğin pezevenk gibi… Şimdi de bunun için bir erkek mi mahkemeye gitsin?” Bir erkek bunun için mahkemeye gitmez. Çünkü şu anda “erkekçilik” gibi bir siyasî prim yapan bir taraftarlık yok.

Bu yazıdan kimse kadın karşıtlığı gibi bir düşünce çıkarmamalı. Kadının varlığı bizim için tarihimizden bu yana önemli bir noktada. Bunun dile yansımalarını niçin göz ardı ediyoruz? Bugün kullandığımız kadın sözcüğünün geçmişi “katun”dan gelir. Katun, Türklerde kağanın eşine verilen addır. Bir önceki tümcede kullandığımız “eş” sözcüğü de önemlidir. Kadınla kocanın birbiriyle durumuna “eş” demişiz. Eşit sözcüğü de bu kökten gelir. Bilmem, anlatabildim mi?

Bu nedenlerden ötürü kararın temyiz sürecinde düzeltilmesi ve dil bilimcilerin (Bir nevi aklıselimin) düşüncelerine kulak verilmesini temenni ediyoruz.

Hukukçular sözlük yazmamalı. Tıpkı dil bilimcilerin mahkemede hâkimliğe soyunmadığı gibi!

Saygılarımla…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner89

banner37