banner114

Japonya'nın Osaka kentinde yapılan, dünyanın en büyük ekonomileri arasında yer alan ülkelerin devlet başkanlarının bir araya geldiği G-20 zirvesi sona erdi. Küresel piyasalar, ekonomiyi yakından takip eden finans çevreleri ve vatandaşlar zirvenin sona ermesiyle derin bir nefes aldılar. Bu zirvede kendini gösteren yumuşama sinyalleri, askeri ve ticari tehdit dilinden yumuşama diline geçilmiş olması nedenleriyle piyasalar olumlu etkilendi; döviz ve altın düşüşe, borsa yükselişe geçti.

Dünya için G20’deki diyaloglar, yükselen tansiyonu normale döndürmüş, cenazeye hazırlanan bazı çevrelerin tabutlarının boş kalmasına neden olmuştur.                 

Trump; kendisinden azarlama, tehdit bekleyen bazı çevreleri ters köşe yapmıştır. Türkiye’yi övmüştür; S-400 ve F-35 için Amerikan tarihinde ilk kez bir başkan, haksızlığını kabul etmiş ve  “Türkiye haklıdır!” demiştir. “Beraber çalışacağız” diyerek gerginlik bekleyenlere soğuk duş etkisi yapmıştır. Türkiye’yi ziyaret edeceğini söylemiş, bu durum yaptırımlar bekleyen felaketçilerin canını sıkmıştır.

Yapılan ikili toplantıda Türk heyetinin rahatlığı ve ortamdaki samimi tavırları dikkat çekmiştir. Tayyip ERDOĞAN için, “Zor liderdir, kolay olmasa da anlaşıyoruz” anlamına gelecek cümle sarf etmiş; Kuzey-Güney Kore liderlerini silahsız bölgede buluşturmuş, Amerika’ya davetini ilan etmiştir.

Bu haberi ilk duyduğumuzda yanımdaki akademisyen şaşkınlık içinde; Türk yetkilileri kastederek; “Olamaz! Acaba ne verdiler de Trump’u böyle konuşturdular? Bunlara güvenilmez!” dedi.

Şok oldum. Hayır! Diyerek bazı şeyler anlatmaya çalıştım ama pek dikkate almadı! Hemen internet haberlerine bakmak için telefonunu açtı, baktı, araştırdı ve kafasındaki tezi kanıtlayacak bir delil bulamadı. Yine de aynı görüşünü ısrarla sürdürdü!

Sonra bir de ne göreyim sosyal medyada ve bazı TV kanallarında aynı görüş dillendiriliyor: “Ne verdiler? Yoksa Trump böyle konuşmaz!”  Frekans ve akıl disiplini aynı. Tıpkı cemaatlerde olduğu gibi; önceden kararlaştırılmış gibi! Kamp disiplini! Devletine, ülkesine, milletine bu güvensizlik; devlet yöneticilerine, “Bunlar her şeyi yaparlar!” gözüyle bakma mantığı, ayrışmanın ve kamplaşmanın temel hastalık sebebidir.

Bu noktaya nasıl geldik? sorusuyla başlatılan karşı tezlere, sınırlı gazete köşesinde cevap verme imkanı olsaydı onlardan da bahsederdik.

Şunu diyenler de var: Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı kararlı, ilkeli ve dirençli duruşuyla; bölgede ve dünyada attığı adım ve ortaya koyduğu liderlik özelliği ile, rakiplerinin tehdit ve şantajlarına boyun eğmemiş; Trump’un ağzından pes ettiklerini, yeni bir sürece geçtiklerini kabul etmişlerdir.

Bu satırları okurken gülümseyerek, sanki her şey yoluna girmiş gibi saflık içinde olduğumuzu düşünenler varsa söyleyelim; uluslar arası ilişkilerde mücadele süreklidir, manevralar dönemseldir. Devlet bunu, en azından herkes kadar iyi analiz eden, önlemlerini alan kadrolara ve iradeye sahiptir.

Doğruyu doğru, yanlışa yanlış diyebilmek için bağımsız akıl, tarafsız gönül sahibi olmak; okuyan, araştıran olmak gerekir. Yetmez; doğruya doğru, yanlışa yanlış diyebilmek cesaret ister! Çevrenizdeki birçok insanı kaybetmeyi veya gözden çıkarmayı gerektirir. Hatta eleştiri yağmurunu, yalnız kalmayı gerektirir. Bunu kaç kişi göze alır? Çok az!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner108