Müslüm Baba gençliğimizin ayrılmaz bir parçası, duygularımızın müziğe dökülmüş haliydi. Bakmayın “modernim” numarasıyla haz etmiyorum diyenleri, onların dahi gizliden gizliye dinlediği bir duygu doyurucu idi.

Müslüm Baba tabii ki bir sosyolog, psikolog, siyasetçi ya da bilim adamı değildi. Ama o mütevazi yaşayan, kasap, bakkal, terzi ya da sokakta ki herhangi bir adama, onlardan daha çok dokunabilen bir fakir, sesi acılı, sıradan bir kuldu. Gerçi bir şarkısında “Ben senin kulun muyum?” diyerek bunu sorgulasa da!

Sosyologlar, psikologlar ya da toplum bilimciler ve bunları kullanan siyasetçiler Müslüm Baba kadar sıradan insanların kalbine etki yapmış mıdır? Sanmıyorum. Tüm bu kesimler toplumu anlamak ve bu anlamda felsefe geliştirmek adına kapalı kapılar ardında beyin uçuşmaları yapıp, teoriler geliştirirken o sokakta, minibüste, vatandaşın dilinde, halkın bizatihi içinde kendi felsefesini yaşatıyordu.

“Kul vefasızsa Tanrı ne yapsın?” derken adalet ve yasalara Rab- Kul ilişkisi anlamında yaklaşım sergiliyor, kaderciliği rasyonel bir temele oturtuyordu.

“Yakarsa dünyayı garipler yakar” derken; ta Hegel’e, Marx’a dayanan sınıf çatışması teoremine, Hint kast sistemi ve İslam’ın köleliği aşama aşama kaldırdığı süreçlere atıfta bulunuyordu. Hatta 17. Yy. Avrupa’sına, Rönesans’a dayanan çağrışımlar yaptırıyordu.

“Adını sen koy.” derken karşısındakine düşünmeyi, eşyaya ve olaylara yeni bir bakış açısı getirmesini öğütlüyor, demokratça davranıyor, demokrasinin gereği olarak karşısındakine söz hakkı veriyordu.

“Bir kadın tanıdım çok ağlıyordu.” ile kadınların yaşadığı acıları, duygulu bir formatta dile getiriyor ve kadın haklarını çağrıştırıyor, Feminizme varabilecek bir yol açıyordu.

“Dünya tersine dönse senden vaz geçmem.” diyerek gerçek aşkın, Sufizm’in temellerini atıyor. Derin bağlılığın, kıyamet kopsa değişmemesi gerektiğini vurguluyordu. Sadakatin aşkla paralel yürüdüğünü ve sağlam bir aile kurmada sadakatin önemini ortaya koyuyordu.

Bu durumu Kemal Sunal filmlerinde de görürüz.

Neticede üniversite köşelerinde önünde kocaman unvanları olan hocaların yapamadığını, ilkokul mezunu Müslüm Baba yapıyor, bir felsefe pratiği ortaya koyuyordu. Allah rahmet eylesin. O toplumun ortalama bir ferdi olarak toplumun derin felsefesinin şarkıya dönüşmüş bir sembolü idi.

Üniversiteleri küçümsemiyorum, yanlış anlaşılmasın. Ama ben inanıyorum ki, Müslüm Baba Avrupa ya da Amerika’nın elinde olsaydı, üniversitelerinin sosyoloji veya toplum bilimi kürsülerinde ciddi araştırma konusu olurdu. Şu ana kadar onlarca kitap yazılırdı ve tartışılırdı.

Bizde tartışılmıyor ama merak etmeyin; müziği hala yaralı kalp taşıyanlarca dinlenmekte ve dinlenilmeye de devam edecek.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner35

banner37