Ben, meydan’ denildiğinde Trabzon anlarım.

Taksim.

Payitahtla yarışan, şehzadeler yetiştiren şehrin kalbi…

Karadenizli’nin uğrak noktası… Ya giderken ya dönerken mutlaka soluklandığı…

Meydan, tarihi havasıyla sizi sarıp sarmalarken Trabzonspor Logosuyla daha bir anlam kazanmış. Çevresindeki kafe ve restoranlar, ‘meydan’a karşı kurdukları masalarda müşterilerine nezih bir ortam sunuyorlar. Yerli ve yabancı konuklar için “görmeden gitme” denilen yerlerin başında gelmesi boşuna değil.

Sıradan bir mekânda değilsiniz artık.

Marko Polo, Fatih Sultan Mehmet, Yavuz Sultan Selim, Kanuni Sultan Süleyman, Evliya Çelebi ve Mustafa Kemal Atatürk’ün adımlarına tanık olan bir meydandasınız.

***

Meydan denildiğinde…

İki yiğit çıktı meydane, ikisi de birbirinden merdane…”

Kırkpınar’da “Er Meydanı” olur, güreşir, Mohaç’ta “Savaş Meydanı” olur, vuruşursunuz.

Bana meydanlarını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim.”

Meydanlar, bizim ve bizden öncekilerin dokunduğu alanlar, ağaçlar, taşlar…

Zamanın tanıkları…

İçinden ya da yanından geçtiğinizde, sayfalarda ekranlarda gördüğünüzde…

Sesler duyarsınız, kalabalığın ortasında kalırsınız, kan ve barut kokusu gelir burnunuza…

Moskova’da Kızıl Meydan, Pekin’de Tiananmen, New York’ta Times, Londra’da Trafalgar, Paris’te Concorde, Berlin’de Potsdam, Vatikan’da Aziz Peter ve Tahran’da Özgürlük

Ya Türkiye’nin meydanları?

İstanbul’da Sultanahmet, Beyazıt, Taksim, İzmir’de Konak ve Ankara’da Kızılay meydanlarına, ünlü gazeteci ve yazar Hakkı Devrim’in genel yayın yönetmenliğinde hazırlanan geçmişin Google’ı, kütüphanelerimizin ağır vasıtası Meydan Larousse ansiklopedisini de ekleyelim.

Fakat ille de İstanbul Taksim…

Maksem” adı verilen ve şehir suyunu çevredeki çeşmelere taksim etmek için yapılan su deposundan dolayı semtin adı Taksim oluvermiş.  

Ve geçmişte su dağıtan Maksem, günümüzde sanatla yolculuğuna devam ediyor.

Şehirler meydanları ile anılır” derler. Doğup büyüdüğünüz ya da ait olduğunuz şehrin meydanını mırıldandığınızı duyar gibiyim.

***

Meydanlar biraz da gönlümüze benzer.

Sınırsız sonsuz… Yollarla binalarla sıkıştırılmamış, ağaçları kurutulmamış…

Çimen çiçek mi dediniz, adeta cennetten bir köşe…

Sevdiklerin senin misafirin, sen de onların. Ne çok sözümüz var ‘meydan’la ilgili…

Meydan okumak’tan, ‘meydanı boş bulmak’tan, ‘meydandan çekilme’ye kadar.

***

Keşke şehirler, kasaba ve köyleri bir bir yutarken meydanlar da hatırlansa…

Her semtin bir meydanı olsa… Meydanların çevresinde büyüse şehirler.

Şehirlerin ortasında insanlar tarihi ve huzuru hissetseler.

Meydanlar özgürlüktür aslında… Bazen kaldırımlara kök salmanın zorluğunu öğretirken şehre yedi kat yabancı olduğumuzu da hatırlatırlar…

İnsanlar, kalabalıkla birlikte özledikleri büyük yalnızlığa da burada kavuşurlar.

Bazen sabahlara kadar ağlar, şehrin saçlarını tarar, yarasını sararlar.

İşin özeti şu, meydana geliyoruz ve meydandan gidiyoruz.

Bu med cezir arasına da ‘ömür’ diyoruz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Semra Atınç 11 ay önce

İyi bir araştırma ve yorum.Kutluyorum.

Avatar
Yüksrl Yavuz 11 ay önce

Abim, bizlerin evden çıkarken “ meydana” gidişimizle, günümüzün meydanları farklı.

Avatar
Sezginnnn 11 ay önce

Harikasınız!

Avatar
Mümin 11 ay önce

kaleminize bereket, hocam...

Avatar
Ozlem C. 11 ay önce

Yazılarınız bagimlilik yapiyor. Tebrik ederim. Lutfen devam edin...

Avatar
Mustafa Muderrisoglu 11 ay önce

Nefis bir makale

banner89

banner108