Merkez Bankası devletin para ve maliye politikalarını uygulayan, ülkemizin para biriminin değerini ve arzını koruyarak ekonomik istikrarı sağlamaya çalışan bir kuruluştur.

Başlangıçta ekonomik dengeleri korumayı amaçlayan, “sermayesi devletin olan devlet bankası” olarak tasarlanmış ve 1924’te gerçekleşmesi için yola çıkılmış iken; Hollanda, Almanya, İtalya, Fransa gibi ülkelerin müdahale raporları ve yönlendirilmeleri, içerideki Milli Devlet Bankası fikrini, sermayesinin devlete ait olması düşüncesini 1924 ten 1930’a kadar uzun süren bir oyalama, öneri ve raporlarla yönlendirme çalışmaları sonucunda, uluslar arası anonim bir kuruluş haline dönüştürmüş, bu haliyle 11 Haziran 1930 tarihinde yasalaşmıştır.

Dikkat edilmesi gereken bir diğer ayrıntı ise adının diğer kuruluşlardan farklı olarak “Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası” şeklinde başlamasıdır. Bankaya “Cumhuriyet” adının verilerek bir Cumhuriyet kurumu olduğu vurgulanmak istenmiştir. Oysa “Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası” denilseydi daha kuvvetli bir şekilde cumhuriyet kurumu olduğu anlaşılırdı. Sade bir ülkeye aidiyet oluşmasın diye böylesi bir algının empoze edildiğini düşündürmektedir.

Bunun arka planı, bankanın bağımsız olduğu algısını etkin kılarak merkezi yönetimin müdahalesine set çekmek, sermaye sahiplerinin hatırlı etki, lobi ve manevi baskısı altında tutmak ve faiz üzerinden gelir akışını sağlamak gibi durmaktadır. Bu nedenden olduğu kamuoyunda tartışıldığı şekilde, dolaşımda bulunan banknotlarımızın üzerinde “Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası” ibaresi bulunmaktadır. Buna karşılık madeni para basma yetkisi, özerkliği olmayan Hazine Müsteşarlığı’na bağlı Darphane’ye verildiğinden, tüm madeni paralarımızda “Türkiye Cumhuriyeti” ibaresi geçmektedir.

Kuruluş yıllarında oluşturulması gereken sermaye için yeterli kaynak olmadığı düşüncesine karşılık, İş Bankası’nın Milli Devlet Bankasına (Merkez Bankasına) dönüştürülmesine olumlu bakanlar ile bu girişime karşı çıkanların verdiği mücadeleyi, yerli ve milli olan devlet bankası fikrini savunanlar kaybetmiştir. Avrupalı danışmanların raporları burada önemli rol oynamıştır. Çünkü yönetim tarafından, diğer ülkelerin merkez bankalarından görüş istenmesi kararlaştırılmıştır. Böylece “BİZ”den(Millilikten) “ONLAR”a (Ortaklığa) geçişin ilk adımı atılmıştır.

Hollanda Merkez Bankası İdare Meclisi Üyesi Dr. G. Vissering’in hazırladığı tamamen milli merkez bankası fikrini desteklen raporu ve İş Bankası Genel Müdürü Celal Bayar’ın teklifi, ilk niyet ve yola çıkış amacına uygun olduğu halde İsmet İNÖNÜ tarafından reddedilmiştir. Sonra, Alman Karl Müller’in raporunu yine Alman Hjalmar Schacht’ın değerlendirmesi, Lozan Üniversitesi Profesörlerinden Léon Morf’, Fransız iktisatçısı Profesör Charles Rist gibi isimlerin, uzman görüşleriyle/raporlarıyla ve arkasındaki asıl zihniyetle, Milli Devlet Bankası fikrini yıllara yayarak öldürdükleri anlaşılmaktadır.

Merkez bankasına duyulan ihtiyacı bir derece gidermek üzere 1.125.000 sterlin sermaye ile 24 Mart 1930’da kambiyo alım ve satımını idare etmek ve spekülasyon yapılmasına meydan vermemek üzere, milli ve yabancı bankaların katılımı ile “Bankalar Konsorsiyumu” olarak faaliyete geçmiştir. Başlangıç kararındaki gibi sermayesi devletin olan devlet bankası olamamıştır!

Bu şekilde kurulan banka, 1933 yılında yine bir Avrupalının, Avusturyalı mimar Clemens Holzmeister tarafından yapılan ilk Genel Müdürlük binasına taşınmıştır. Gereken yabancı sermayenin sağlanması için American-Turkish Investment Corporation’a (ATIC), 1 Temmuz 1930 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere 25 yıllık bir süreyle kibrit, çakmak ve benzeri yanıcı maddelerin üretimi, ithali, ihracı ve satışı için imtiyaz verilmiştir. ATIC bu imtiyaza karşılık Merkez Bankası’nın finansmanı için yüzde 6,5 faizli, 25 yıl vadeli 10 milyon ABD altın doları kredi vermeyi kabul etmiştir. Vatandaş olarak bu uygulamayı, yabancı sermayenin ülkemiz kaynaklarına el koymasının bir başlangıcı olarak görürsek bize kim ne diyebilir?

Ben bir maliye uzmanı değilim. Bir iddia sahibi de değilim. Araştırır, düşünürüm. Şunu bilirim sadece; yürüyen kapitalist sistemin tekerine çomak sokarsanız vahim şeyler olabilir. Son yıllarda Merkez Bankası’nın kuruluşu ve işleyişi ile ilgili değişik yorum, iddia ve sorular gündeme getirilmektedir. Bizim de merak ettiğimiz, cevap bulamadığımız sorular var. İlk günden bugüne sermaye sahiplerinin kimler olduğu ve yüzdeleri, yurt dışına çıkan faiz gelirleri gibi! Bu nedenle bir kurumun kuruluş hikâyesini, herkesin bilme hakkı olduğunu düşünerek kuruluş yıllarıyla ilgili bazı bilgileri günümüze taşımak ve okuyucularıma hatırlatmak istedik. Kalın sağlıcakla.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner89

banner37